Nilüfer Çamur: Dönemin bardağını çanağını değil ruhunu yansıtmaya odaklandım

Nilüfer Çamur: Dönemin bardağını çanağını değil ruhunu yansıtmaya odaklandım
Hatırla Sevgili için hazırladığımız bu anma ve sekiz yaşını kutlama dosyasında o dünyayı kuran Sanat Yönetmeni Nilüfer Çamur'a ulaşmadan dosya tamamlanmış sayılmayacaktı. Nilüfer Çamur ile bir cumartesi sabahı Galata bahçesinde çay eşliğinde Hatırla Sevgili'yi konuştuk.

İlk 'Hatırla Sevgili' adını duyduğunuz andan bahseder misiniz?
Projenin adını ilk duyduğumda Tomris Giritlioğlu ile Mersin'de Seher Vakti'ni çekiyorduk. O da çok özel bir projeydi ama Türkiye için çok erken bir işti. Tomris Hanım o zaman bu projeyi anlatıyordu. Zaten çok güzel anlatır ama ben hiçbir zaman inanmadım gerçekleşeceğine. Bu arada ben Tomris Hanım'ın yanında çalışmaya başladığımda 18 yaşındaydım. Yaz Yağmuru'nda çalışmaya başladık. Benim ilk film projemdi. Hem okuyup, hem çalışıyordum. Biraz acelem vardı galiba benim. Bekleyemedim. Okulda öğrendiklerimle yetinmeyip doğrudan sektöre de girdim. Kesintisiz dokuz yıl çalıştık Tomris Hanım ile birlikte. İşte Mersin'deyiz Tomris Hanım projeyi anlatıyor. Menderes, 60'lar.. Senin sanat yönetmeni olmanı istiyorum, diyor. O kadar büyük bir işten bahsediyor ki gerçekten olacağına hiç inanmadım. Ama hiç inanmadım. Tabii yaparım dedim. Bir yandan da çok şaşırıyorum çünkü anlattığı işi bana veriyor ama  bu işi kotarmak için çok tecrübesizim. Asistanken çok büyük setler kurduk ama işin yaratıcı kısmında hiç tek başıma olmadaım hele de bu kadar büyük bir projede. Gel gör ki iş oldu. Bana senaryolar geldi. Okur okumaz senaryolara vuruldum. Ve kendimi gerçekleşeceğine hiç inanmadığım işin içinde buldum. Dört ay kadar hazırlık süresi geçirdik.

Neden inanamadınız sizi sanat yönetmeni olarak istemesine?
Çünkü çok büyük bir projeydi ve daha tecrübeli biri lazımmış gibi geliyordu. Tomris Hanım'a da hep sordum bu soruyu. Neden ben? Benim kariyerimde de çok çok önemli bir projedir Hatırla Sevgili. Kişisel gelişimimde de çok önemli bir iş oldu. ilk bölümden, son bölüme kadar içindeydim, bir an bile kopmadım projeden. Herhalde başka bir işe böyle bir duyguyla bağlanmadım. Biz Hatırla Sevgili'yi pamuklara sardık. Herkes ama hepimiz. Setimizin çaycısından, yönetmenine kadar  herkes işe tutkuyla bağlıydı. Öyle bir enerjisi vardı Hatırla Sevgili'nin.

İlk sanat yönetmenliğiniz miydi?
Hayır, ama tek başıma olduğum ilk büyük projemdi. 31 yaşındaydım.

Şeytan ayrıntıda gizlidir. Duvarların ince detayları o atmosferi hissetmemizi sağlıyor aslında


Başlamadan 'sanat yönetmeni' ne yapar konusunu da meseleye uzak olanlar için özetleyelim mi?
Sanat yönetmeni filmin/ dizinin atmosferini yaratır. Elbette yönetmen ve senaristle birlikte yani yaratıcı grupla birlikte çalışır. Yani sanat yönetmeni kreatif adamdır. Bütün atmosferi yaratmakla yükümlüdür. Kostüm, aksesuar, saç, makyaj, mekanlar onun sorumluluğundadır. Oyuncunun saçından makyajına, giyeceği çoraba, yaşayacağı mekanları, nasıl bir araba kullanacak, yaşadığı mekanlarda hangi renkler olmalı, bütün o gördüğünüz resmi oluşturan kişidir sanat yönetmenidir.

Peki. Hazırlık aşaması nasıl geçti?
Çok iyi bir hazırlık süreci geçirdim diyebilirim. Dört ya da beş ay gibi bir süre vardı. Sahaya inmeden önceki iki ayını öğrenci gibi okuyarak geçirdim. Yüzlerce dakikalık belgesel izledim. Filmler izledim. Kütüphanelerden çıkmıyordum. Canlı tanıklarla konuşuyordum. Ada'da çok vakit geçirdim. Çok okudum. Çok okudum. Çok okudum..

Dünyanın biçimine, görünen yüzünün nasıl olacağına nelere bakarak karar verdiniz?
'O dönemde bu var mıydı, yok muydu' üzerinden hiç bakmadım. O işi kotarabilmemin en önemli nedenlerinden bir o dönemin duygusunun peşine düştüm. Bardak, çanakla uğraşmadım. Siyasal bir takım olaylar var, sosyal bir hayat var, İstanbullu olmak ve Adalı olmak kavramı var, nasıl eğlenirlermiş, ne kadar para kazanırmış, nasıl harcarmış gibi durumlar üzerinden giderek dönemin ruhunu yakalamaya çalıştım. Sonraki dönem işlerimde de hep bu 'duyguyu yakalama' meselesinin peşinden gittim aslında.

Kağıt üzerinde bir dünya yaratıyorsunuz bu uygulamada yani sahada değişir mi?
Her zaman değişir. Mesela kostüm çizersiniz. Oyuncuya giydirirsiniz bambaşka bir hal alabilir. Komple değişmez hiçbir zaman ama mutlaka ufak tefek değişiklikler olur. Zaten komple değişiyorsa sorun var demektir. Kendi içinde yer değiştirebilir amaaslabaşkabirşeyedönüşmez.

Tomris Giritlioğlu, Faruk Teber, Nilgün Öneş.. 'Muhteşem Detay Üçlüsü'yle çalıştınız. Nasıl bir ortam vardı?
Çok güzeldi ama aynı zamanda da yorucuydu. Zaman zaman geriliyordum. Kızıyordum. Nilgün Hanım'a sorardım. Beş altı günde bölüm çekiyoruz, bu kadar mekan yazılır mı, diyordum. Çünkü her mekana her sahneye aynı özeni göstermek istiyordum ama o tempo içindeyken bazen olamıyordu. Ama işin sahadayken o gerginlik anında bakınca tepkiniz böyle oluyor da yıllar sonra geri çekilip baktığınızda iyi ki yazmış diyorsunuz. Televizyon suya yazı yazmaktır denir ya, ben ona inanmıyorum. Televizyon öyle bir şey değil. Eğer iyi bir şey yaratırsanız suya yazmıyorsunuz bildiğin dağa taşa kazıyorsun, iz bırakıyor. Bu projenin iyi olması için herkes o kadar az taviz verdi ki herkes çekiştirdi. Kimse, "tamam o zaman böyle olsun" demedi. Reji diretti, senaryo diretti, sanat, herkes diretti o yüzden iş bu kadar iyi çıktı. Mesela "o mekana o kadar bütçe yok" dediklerinde "tamam o zaman" diyerek gitmedim,bütçe çıkanakadardirettim.. Faruk'a, "burada çekemiyoruz" dediklerin de, "iyi şurada çekelim" demedi. Herkes işine sahip çıktı ve doğru bildiğinde direndi. Kendi işine çok bencildi herkes o yüzden de çok güzel birproje çıktı.

Seyirci gözüyle bakınca ilk altı altı bölümde o kadar iyi bir atmosfer ve dramatik yapı kurulmuş ki üzerine ne yapsan gidermiş aslında. O aşamalar nasıldı?
İlk bölümü bir ayda çektik galiba net hatırlamıyorum ama çok yorulduk.Herkes yoruldu. Kendi üzerimden konuşuyorum ben neredeyse hiç uyumuyordum. Çünkü sanat işi hiç bitmiyordu. Hep sette olmak da istiyordum.

Kağıt üzerinde yarattığınız dünyayı ilk gün monitörden görmek nasıl bir his?
Olağanüstü. Mesela Pastane'yi hatırlıyorum. Adada bir binayı sıfırdan kurduk. Dönüştürdük. Düşünün sadecedört duvar var. Bomboş metruk bir bina onu yerdeki karolarından en ince detayına kadar kurup Pastane'yi yarattık. Sonra onun hayata geçtiğinigörmekbüyükzevk.

Hep bu sistem mi gittiniz?
Çoğunlukla. Bir tek Adnan Menderes'in mahkeme sahnesi için fasat kurduk. evler filan gerçek evlerdi ama neredeyse sıfırdan dönüştürdük. Oevlerinbütün kabuğunu soydukyenideninşaettik.

Ve 2000'lerin tatlı İstanbul'unda yaptınız bunları...
Malesef. Bütün sokaklara taş döşüyorduk.

Anlattılar. Halıya sabitlenmiş parke taşları..
Evet. Ve ondan hiç vazgeçmedim. Hiç. Çok acelemiz var hemen çekip gitmemiz lazım bu sefer de sermesek, derlerdi, o zaman sen de yeri görmeden çek, derdim. Delilikti yani.. Ya da mesela ben bazen, "tamam bu sefer yapmayalım" dediğimde bu sefer asistanlarım karşı çıkardı. Baştakurduğumuz şeylerin çok azından uygulama adına vazgeçtik. Kıyamadım. Hiç kıyamadım yani..

Tabii şimdi size set anısı soracağım ama siz iki tane anlatacaksınız. Biri Faruk Teber ile, biri Ümmü Burhan'la..
Mutlaka bir sürü anı var ama çok hatırlamıyorum. Şimdi bu röportaj biter, gider hatırlarım hep öyle olur ya.. Ben size Tomris Giritlioğlu ile bir anımı anlatayım en iyisi, şimdi onu hatırladım. Tomris Hanım çok detaycıdır. Ekstradan da saça makyaja acayip şekilde takıntılıdır. Çok dikkat eder. Menderes'in mahkemesini çekiyoruz. Dekor kurduk. Bir de hepimiz müthiş bir ağırlığı var sahnenin üzerimizde.. Çok dramatik bir sahne.. Özdeşleşmişiz yani hepimiz o sahneyle.. Sabahın körü saat dört-beş gibi setteyiz. Oyuncuları hazırlıyoruz. Tomris Hanım da o gün sete gelecek. Ben bir yandan dekora bakıyorum, eksikleri gidermeye çalışıyorum, bir yandan da figürasyona bakıyorum. Saç, makyaj, kostümdür gibi.. Figüranları giydirdik, salona yerleştirdik. Ve genel resim çekilmeye başlandı.

Eş zamanlı olarak döndüm baktım Laçin Ceylan'ın yanında bir oyuncu oturuyor. Figürasyon. Saçları korkunç. Olacak gibi bir saç değil yani. Ben bunu görünce delirdim kendi kendime, nasıl atlarım gözümden kaçar diye. Reji asistanlarına gidiyorum. Oyuncuların yanına oturacakları bana nasıl göstermediniz, nasıl bunu atladınız diyorum filan bunlarla eş zamanlı içeri Tomris Hanım içeri girdi. Daha gelir gelmez monitörün başına geçmiş ve "hemen Nilüferi'i bulun bana" demiş. Gittim. Gerçekten sinirlendi yani. "Bu nasıl olabilir?" diyor ve ben "kaçmış gözümden" diyorum ama öleyim daha iyi.. Genel çekildi herkes bir takım çözümler üretmeye çalışıyor. Yani koskoca mahkeme salonu kurmuşuz, bir kişiyi gözden kaçırdım onu da Tomris Hanım ilk bakışta yakaladı. O zaman çok üzülmüştüm. Ama haklıydı. Koskoca mahkeme salonunu hatasız kurmak iyi bir şey ama asıl o ince detayı atlamamak daha iyi bir şey.Yani detay işinizi taçlandırır. O bir tek adamın kötü saçı işin inandırıcılığına olumsuz etki edebilir.

Kalabalık figürasyonlı sahneler çektiniz. Nasıl başa çıkıyordunuz?
Yaptık valla. Yaptık. Bin kişi de giydirdik. İşin ilginci o kadar çabuk ve kısa sürede hazırlanıyorduk ki inanamazsınız. Terzilerimiz vardı. Nezoş vardı terzimiz hala biz çalışıyoruz. Sürekli kostüm üretiliyordu. Sürekli ama.. Tramvay kuruyorduk. sabah beşte sete geliyorduk ve tramvay kuruyorduk hem de Yüksek Kaldırım'a, platoya da değil. O tramvay gidiyordu, geliyordu. Durak yapıyorduk. İnsan üstü bir enerjiyle çalışıyorduk. Mesela Ada'da çekim yaptığımızda faytonlardan hızlı koşardım. Bir yerden bir yere gidilecek, sana fayton çevirelim derlerdi. Gerek yok, der koşardım ya da bisikletle giderdim. Birbiri ardına çekiliyor sahneler. Zaten pür dikkatim. Bütün dikkatim işte olduğu için iki misli yoruluyorum. Beklenti var. Projenin büyüklüğünün baskısı var. Mesela Hatırla Sevgili setinde, ufak eleştirilere takılıp kalmamayı, demoralize olmamayı, devam etmeyi öğrendim. Çok büyük derstir benim için. Dinle, alman gerekeni al ama yola devam et. Demoralize olma, işe küsme..

Fotoğraflar var mı setten?
Hiçbir şey yok. Dün bir arkadaşımla buluştum Hatırla'nın da makyözüydü. Ona sordum. Onda da bir tane fotoğrafım varmış. Kanlı 1 Mayıs'ta pankart yazıyoruz.

Hazırlık dönemindeki eskizler filan?
Onlar vardır da kim bilir hangi kutuda.. Kolilerde vardır mutlaka..



Acaba bahsettiğiniz kostümler, aksesuarlar nerede ?
Atv'nin depolarında olmalı. Ne kaldıysa tabii. Bizde bir arşivcilik, depolama geleneği yok. Daha sonra bir iş için Hatırla Sevgili malzemelerini kullanmak istedim, tek bir mendil bulamadım. Hiçbir şey yoktu. En azından kostümleri bir yerde depolamışlardır diye ummuştum ama hiçbir şey yoktu. Anı niyetine bile tek bir çöp bile yok bende..

Şimdi Kasım 15'te Muhteşem sergisi yapıyorsunuz. Bu sergiden sonra projelerin arşiv oluşturma refleksi gelişebilir.
İnşallah.. İnşallah çapı büyük işler yapılmaya devam edilir de..

Hatırla Sevgili'ye dönersek projenin dünyasında "olmadı" dediğiniz şeyler var mı?
Bütünü etkileyen bir şey yok.. Tabii çok gergin süreçlerdi sahada olmak. İşin telaşı ve hızı yüzünden bazı mekanları yeterince özenli kuramadığımı düşünüyorum bugünden bakınca.. Ahmet'in evi mesela Zeyrek'te nir mekanda çalışıyorduk. Orayı adam etmem çok uzun zaman sürmüştü. Bir türlü olmadı, doğru şeyi bulamamıştım sonra sonra dönem değişikliklerinde toparlandı. Onu hatırlıyorum. Bunun dışında şimdi oturup Hatırla Sevgili'yi izlesem mutlaka kendime kızacak bir şey bulurum. Her yaptığım işi izlediğimde mutlaka bir kusur bulurum.

Farkındayım az önce tanıtım filmindeki mavi masa örtüsüne tepkinizi gördüm.
Ay o mavi masa örtüsü.. Ben iki değişik örtü getirmiştim o gün. Zaten iki tane masa örtüsü anım var. İkisi de sizin hazırladığınız filmde var. Kaza haberini aldıkları sahnedeki mavi ve kahvaltı masasının örtüsü.. O zaman da düşünmüştüm hala aynı şeyi düşünüyorum. Keşke biraz daha renkli bir şey kullansaydım. Mavide de çok renksiz gelmişti ev bana o yüzden kullanmak renk katmak istedim ama resmi yırtıyor. Yayında izlediğimde de çok üzülmüştüm. Kullandığınız malzeme resmin genelinin önüne çıkarak dikkat çekmemeli.

Ama sonuçta siz örtüyü koymuşsunuz çeken de bir terslik görmemiş.
O insanlar bana çok güveniyordu. Nilüfer bunu koyduysa tamam diyorlardı ama o sahnede kötü bir haber alıyorlar ve mavi örtü dikkat çekiyor, odak oluyor sahnede.. Hatta Ümmü ile de konuşmuştuk o sahneyi. "Evet Nil ya, olmasaydı iyiydi ama boşver üzülme artık" demişti.

Halktan da malzeme gelmeye başlamış size çekimler devam ederken?
Evet. Sete Vita kutusu getiren vardı. Arayıp bizde şu şu var diyen oluyordu. İlk başlarda heyecanla hemen hepsine gittim. Sonra gitmemeye başladım çünkü çoğunlukla kullanamayacağımız malzemeler çıkmaya başlamıştı. Bir kısmını da aldım çünkü izlemiş ve paylaşmak istemişler. Onlara göre kıymeti büyük ama bizim işimize yaramayacak şeylerdi ve bu ciddi bir mesai olmaya başladı. Zamanla yumuşak yumuşak refüze etmeye başladım.

Dönemde kullanılan aksesurların doğru ya da yanlış olduğu hakkında seyirciden eleştiri geldi mi hiç?
Yok hiç gelmedi ama bir doğal gaz borusu vakamız var.



Kaçtı mı yoksa?
Kaçtı. Ada'da Ahmet'in eve geliş sahnesiydi. Zaten bu dönem işlerinde doğal gaz boruları, klimalar, çanak antenler gerçekten insana bileklerini kestirir. Bir sürü şey icad etmiştik. Sarmşık sardık, kuş yuvası ya da posta kutusu gibi gizledik. En büyük kabusum o borular ve klimalardı. Kaçtı mı derken aslında evet, kaçmış. Ve o dikkatli seyircimiz yakaladı. Ekşi Sözlük'te yazdılar hatta.. Kahroldum tabii üzüntüden.. Aslında çok yakına girmek gerekiyor görmek için ama evet doğal gaz borusu kaçtı mı, kaçtı. Sarmaşığı tam sardırılmamış ve görünüyor. Bir de benim şöyle bir yapım var. Karşı taraf bana bir söylüyorsa ben kendime bin söylerim. Faruk Teber mesela beni orada çok teselli etmişti. Hiç unutmam, sağolsun. Mesela bir de Adnan Menderes'in metresinin evinde de bir doğal gaz borusu vakamız var. Daha doğrusu o tam kaçma sayılmaz çünkü o zaman o bölgede gaz var ve havagazı boruları döşenmiş. Ben de, "tamam bu kalsın" dedim, çekime hazırlanırken. Fakat şimdi olsa kapatırdım çünkü algıyı zorlamaya gerek yok. Evet, o dönem havagazı borusu vardı ama ekran karşısında oturanlar bunu bilmiyor. O zaman durumu tartıştırmaya gerek yok. O konuyla ilgili o kadar eleştiri almaya ve işin güvenilirliğini tartışamaya gerek yok. Şimdiki aklım olsaydı o boruları kapatırdım.

Bu arada bir anımı hatırladım anlatayım. Ada'da Yasemin'in doğum günü partisini çekiyoruz. Çok şahane bir mekanı kapattık. O kadar nazlı verdiler ki mekanı pür dikkatim, aman bir şey olmasın diye. Çok şahane bir atmosfer var Faruk da zaten çok güzel çekti sahneyi. Ben böyle oturuyorum terzi Nezoş geldi yanıma. Nilüfer kötü görünüyorsun biraz inip aşağıya yarım saat uyusana, ben seni uyandırırım dedi. Olurdu olmazdı, derken ben indim aşağı uyudum. Uyandım. Böyle kalkarsınız ve zaman mekan karışır ya, öyle bir andan geçtim. Nerdeyin, burası neresi? Panik oldum. Nerede olduğumu anlayamadım. Fırladım geç kaldım diye. Otel odasındayım. 24 saate yakın uyumuşum. Kimse de beni uyandıramamış. Sahne bitmiş. Beni uyandıramamışlar. Faruk, "ellemeyin uyusun" demiş. Set bitmiş. Zar zor kaldırmışlar. ben kendim giderim demişim. Onları bırakıp 10 dakikalık yolu yürüyüp otele gitmişim. Bunların hiç birini hatırlamıyorum. İlk defa orada kendime sordum. Benim hayatım böyle mi geçecek? Vücudum bıraktı beni. 4.-5. bölümde yataktan kazınarak çıkıyordum. Ama çıkıyordum. Şimdi öyle bir enerjim olur mu, emin değilim. Seviyorum işimi, çok seviyorum.

Şimdi ekibi topluyoruz gel deseler?
Giderim. Şimdiki aklımla da bir sürü şeyi daha kolay daha az yorularak hallederim. Koşa koşa giderim hem de.. Büyüdük. İşe bakışım değişti ama o amatör heyecanı hala duyuyorum. Profesyonal bir tavırla ama amatör bir ruhla bayıla bayıla giderim.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Çok kızıyorum şu an kendime nasıl detayları hatırlamadım diye. Şimdi buradan çıkınca bir sürü şey hatırlayacağım. Am aşunu net hatırlıyorum. Faruk'un gidişine çok üzülmüştüm. Ümmü'nün gelişine de çok sevinmiştim. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı Ümmü. Analitik zekası şahanedir. O yüzden çok güzel kalktı projenin altından. Amazon gibidir. Ah, Refik vardı mesela..

Herkes Refik Çakar'dan bahsediyor. Hatırla Sevgili'nin fenomeni gibi..
Refik'in katkısı müthiştir. Ümmü ile geldi Refik. Müthişdir katkısı. Refik ve kamera bir bütündü. Kamera, Refik'in eli kolu gibi bir uzvudur. Steadicam çok az alırdık çünkü Refik vardı. Ben Refik'le ilk kez Zalim'de çalıştım yine Faruk Teber ile birlikte. Bir kaza sahnesi çekilecek. Kazayı görünce Refik kalabalığın içine girecek ve arabayı görücek. Arabanın camından içeri girecek filan böyle dehşet bir sahne. Faruk sahneyi tarif ediyor. Ben de dinliyorum. Sonra "Sen herhalde pek hoşlanmadın Refik'ten, bu adam bu sahneyi nasıl çekecek ki?" dedim. Faruk da "izle" dedi. İnanamadım. Kalıplı bir adam o çevikliğine inanamadım. Refik girdi ve çekti sahneyi. Tıklamadı. Ümmü ile çok iyi bir ikili olmuşlardı. Katkısı gerçekten müthiştir. O da küserdi. Faruk Teber de küserdi. Faruk bana da küsmüştü. Şimdi hatırlamıyorum nedenini ama küserdi. Çok duygusal adamlar bunlar. Çok özlemişim onları. Çok güzel günlerdi. Çok teşekkür ederim size bana yeniden o günleri anımsattınız..

Ben teşekkür ederim kırmadınız zaman ayırdınız..









 












BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 17
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 48
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 69
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER