Virgo
Esas kızın sorumsuz abisi Serdar’a bayıldığımızı söylediğimiz anları
toplayalım, bir değilse de iki elin parmağını geçmez. Tefecilere borçlanan
serseri abi Serdar, çoğu Kiralıkçının nezdinde sadece “kiralık aşk” denen
oyunun dolaylı mimarı olduğu için teşekkür edilesidir. Uslanmaz da bu serseri
abi; kardeşine taktığı 200bin TL borç muhtemelen birkaç ayda bir rüyasına filan
girdikçe aklına düşer de dilinin ucuna gelir. Hatta olaylar patladıktan sonra
da sebep olduğu yıkımdan üstüne düşeni almak yerine hayatına devam eder.
Alışkanlıkların insanıdır çünkü. Dert edinmek hiç bir zaman alışkanlığı olmadığından
olsa gerek, gün gelip gerçek dertlere sahip olduğunda da bunları edinmeyi
beceremez. Hayatın getirdiği mesuliyetleri ciddiye almak konusundaki yeteneksizlikleriyle
nam salan insanlardandır Serdar; asla kötü değildir ama hayattaki duruşuyla her
türlü belaya kucak açar. Sonra o belaları cami avlusuna bebek bırakıp kaçan
anneler gibi başkalarının kucağına bırakıp olay mahallini terk eder. Sonra olay
mahalline geri dönüp hayatına devam eder çünkü olayı odur: Her koşulda hayatına
kaldığı yerden devam etmek.
Serdar, onu anlatırken çok zaman “inanılır gibi
değil artık” desek de, Kiralık Aşk’ın sunduğu en gerçek insanlardandır.
Çevremizde çok vardır Serdar’lardan. Dünyaya çekmeye değil çektirmeye gelen
insandaki o rahat ve gamsız duruşu çok iyi sergiler Osman Akça. Yaptıklarını
esefle kınamayız; çünkü fiilen yaptığı pek bir şey yoktur. Zaten bu yüzden de
nefret edemeyiz ondan. Bize kalan Serdar’ın rahatlığına sinir olmaktır. Onca
gamsızlığın ve sorumsuzluğun arasında öyle şeyler söyler ki, art niyetsiz olduğunu
hisseder ve hatta biraz ciddileşmeye yanaşsa pek çok konuda sağduyu sahibi
olduğunu anlarsınız. Böylelikle kolaylıkla kayabileceği kötü abi çizgisinin hep
bir parça gerisinde durur Osman Akça’nın hayat verdiği Serdar. Yerli yersiz
esprileri, ayarsızca kastığı duyarları, pek de seçici olmayan “gözü
dışarıda”lıklarıyla Serdar karakterini seyirciye yalın ve gerçekçi bir
portreyle sergileyen Osman Akça, onu “nefret edilesi adam” sınırının hemen
gerisinde “sinir olunası adam” çizgisinde tutarak seyirciye geçirmeyi başarır.
Dilara Pamuk
"Belki şimdi yaşadığın bir sıkıntı, çok sonra yaşayacağın mutluluğun sebebidir." cümlesinin ispatıdır Serdar. Defne ve Ömer'in yollarının üçüncü kez ve hiç ayrılmamak üzere kesişmesine sebeptir. Sorumsuzdur ve aklı başına geç gelenlerdendir. Çoğu zaman ileyicisi kızar Serdar'a, Defne'yi ya da ailesini önemsediğine bir türlü ikna olamaz. Tam da bu noktada Osman Akça, Serdar'ı öyle bir çizgide oynar ki, ne kadar izleyiciyi çileden çıkarsa da sevdirir kendini.
Çünkü tuhaf bir olayı vardır Serdar'ın. Ne kadar sitemler edip, laf yetiştirmelere doyamasanız da hayal ürünü olmadığının farkındasınızdır. Bir yerlerde, sürekli söylendiğiniz oğlunuz/yeğeniniz, ya da birilerinin sürekli söylendiği abiniz/kuzeniniz vardır illaki. Hayata geç başlayan, kendinden başka kimseyi düşünmüyor gibi gözüken, her şeye sebep olup köşesine çekilen, tüm mağduriyetin ortasında keyfinden gram ödün vermeyen birilerini tanımışsınızdır. İşte o zaman, ne kadar kızsanız da sevdim mi sevdiğinizi, Defne gibi sahiplendiğinizi ve Osman Akça'nın Serdar'a ne kadar başarılı hayat verdiğini anlarsınız.
Yazı devam ediyor...