Güzel Köylü'de hayat var, tadını çıkar*

Gün biter, iş biter

O gün tekrar sete dönemiyorum. Otelde sitenin işleriyle haşır neşir haldeyim. Celal Bey ile hayat, çiçek böcek üzerine sohbet ediyoruz. Arada üç peynirli ıspanak yiyor, bol bol çay içiyorum. Akşam balık yiyeceğiz. Malum Ege'deyiz. Küçük balık hasreti çekenlerin siparişi istavrit var menüde, İstanbul'dan gelmece..  Seti bittikten sonra otele dönen Ahmet Mümtaz'dan balık organizasyonunun bizim otelden, Pınarbaşı'na taşınmış olduğunu öğreniyorum. Pınarbaşı dediğin de yakın. Oralarda her yer yakın, trafik belası yok çok şükür.

Pınarbaşı, su kenarında bir kır lokantası. Çok büyük. Suda ördekler yüzüyor. Delicesine vıraklayıp, yorulunca kıyıda yavru kediler gibi büzüşüp uyuyorlar. Masalardan artan ve atılanlarla beslenmeye alışmışlar. Hava az ısırıyor, hırkasız oturulur gibi değil. Uzun bir masadayız. Masada Ahmet Mümtaz Taylan, Filiz Ekinci, Uğur Biçer, Şakir-Uğur- Eylül Demirpehlivan, Mustafa Şevki Doğan, Ali İpin, Baykut- Özlem Badem ve elbette Ata Badem var.

Özlem- Baykut Badem çiftinin oğulları Ata'ya özel dosya açmak lazım, enfes bir çocuk. Nazarsız büyüsün. Arazöz anlattı adam masada bize.. Dört yaşında ama öyle büyümüş de küçülmüş model değil. Misal "Dağ Tırmanma Merkezi nedir?"i tanımlarken bir yandan da masadaki tüm sıvıları birbirine karıştırıp envai çeşit baharatı içine dökerek sonra da tadına bakarak bildiğin sıradan çocuk yaramazlığına takılabiliyor. Ata masadan balık kafası kaçırıp şen kahkahalar eşliğinde ördekleri beslerken, bir yandan da sizinle Bakunin tartışılabilir. O kafa bi abimiz. Hürmetler Ata!

Berk Cankat o akşam Ankara'dan döndü ve doğruca Pınarbaşı'na yanımıza geldi. Bu kısmı uzun geçmeyeceğim çünkü Pazar günü Ahmet Mümtaz Taylan ve Berk Cankat röportajına malzeme kalmaz. Ancak kısa künye geçeyim: Mükemmel bir genç adam. Herkese eşit dağıttığı saygısıyla hayranlığımı kazandı. Daha da peşini bırakmam.

Balıklar enfes. Kavurma da. Ali İpin'le sohbet ediyorum. Ekranda sonsuz kez izledim ama ilk kez tanışıyorum. Tam bir Beyefendi. Sohbeti derya deniz... Ata uykusu geldikçe Uğur'u darlıyor. Uğur, bir ağabey gibi eğliyor Ata'yı. Masada, Ahmet Mümtaz Taylan ve Berk Cankat dışında kalanlar daha önce de birlikte çalışmışlar. Ekip değil, aile gibi olmuşlar. Anekdotlar uçuşuyor etrafta.

Sabah erken set var, sohbeti daha da derinleştirmeden dağılıyoruz. Bu noktada aklıma Tokyo geliyor. Şimdi diyorum, Tokyo burada olsa masadan fotoroman yapardı. Ancak o masada ben olduğum için yazıyı okurken ördeklere bakacaksınız. Aslında Pınarbaşı'nda yediğim o enfes kavurmanın da fotoğrafını çektim ama can çeker diye koymadım. Tatlıyım! ^.^
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER