Uzak Şehir: Sarılabilecek bir umut

Uzak Şehir: Sarılabilecek bir umut
“Eğer yüz yaşına kadar yaşarsan, umarım yüz eksi bir gün kadar yaşarım; böylece sensiz bir gün bile yaşamak zorunda kalmam.”
Winnie the Pooh
 
Küçükken geceleri korktuğumuzda sarıldığımız, başucumuza koyduğumuz, varlığıyla yalnız olmadığımızı hissettiren küçük bir oyuncak ayımız olduğunda çocuk aklımızla onun bizi koruduğuna inanırız. Büyüdüğümüzde ise bu değişir. Anlarız ki oyuncak ayılar aslında bizi korumaz, biz sadece sığınırız. Ama insan büyüdüğünde bile, korkunun ortasında sarılabileceği bir şey arar. Birini, bir hissi, belki de aşkı…

Şahin de bir zamanlar yalnızca bir sepet portakal gönderebildiği Nare’nin yanına bu kez elinde bir oyuncak ayıyla girerken sanki yıllardır içlerinden geçen bütün korkuların üzerine küçük bir umut bırakmak ister gibiydi. Yaşadıkları kayıpların, yarım kalan hikâyelerin ve uzun ayrılıkların ortasında, sarılabilecek kadar küçük ama inanabilecek kadar güçlü bir şey… Henüz doğmamış bebeklerinin getirdiği yeni bir başlangıç gibi.
 
“Bazen en küçük şeyler kalbinizde en büyük yeri kaplar.”
Winnie the Pooh
 
Yazımda kullandığım alıntıları “çocukluk bir gün biter ama yaşanan sevgi kalır” duygusunu taşıdığı için Winnie The Pooh’dan seçtim. Pooh hikâyeleri, aşktan çok arkadaşlığa odaklanır ancak bana Nare ve Şahin’i anımsattı çünkü hikâyenin en başında onlar da arkadaştı. Ve şimdi onca zorluk ve yıllar sonra kendilerinden bir parçayı dünyaya getirecekler yani çocuklukları bitti ama sevgileri her daim kaldı.
 
“Sana, bebeğe bir şey olsaydı ben yaşayamazdım.”
“Yaşardın. Beni ilk kaybedişin değil yine yaşarsın.”
“Yaşamak denirse benimkine yaşıyorum.”
 
Nare’nin geçirdiği trafik kazası ve ardından gelen hastane sekansı, Şahin ile olan geçmişleriyle derin bir bağ kuruyor. İzleyici olarak biz de onlarla birlikte bu kazayı defalarca yaşamış, o hastane odasının içinde sayısız kez bulunmuş gibiyiz. Şahin’in her zaman hayalini kurduğu gibi Nare’den bir bebeğinin olduğunu öğrendiği o anda arka fonda çalan tanıdık melodi, sanki bütün geçmişi aynı anda sahneye taşımış. Şahin bence o an o şarkıyı gerçekten duyabilse, kazaya sebep olanlara duyduğu öfkeyi bir kenara bırakır; Nare ile buraya kadar gelmeyi başardıkları için olduğu yere çöker ve ağlardı.

Çünkü o şarkı Şahin’in hayatında ilk kez çalmıyordu. Geçmişte, Nare’yi kaybettiği kaçıncı gece olduğunu hatırlamadığı bir akşamda, bir meyhane masasında sarhoş olup Nare’nin bir başkasıyla evli ve bir başkasından hamile olduğu gerçeğini unutmaya çalışırken de arka fonunda aynı şarkı çalıyordu. O günlerde şarkının sözleri sevdiği kadını kaybetmiş bir adamın çaresizliğini taşıyordu.

Uzun zaman sonra aynı şarkı bu kez bambaşka bir anda çaldı. Nare’yi henüz yeniden kazanmışken, onu tekrar kaybetme korkusunun ortasında. Şahin için Nare ile evli olmak ve Nare sayesinde baba olacak olmak, şarkıda geçtiği gibi tam anlamıyla bir yaz mevsimi gibi. Ama kazayla birlikte yeniden, güneşli bir yaz gününde başına kar yağıyormuş gibi hissediyor. Çünkü Nare yoksa yaz mevsiminde olmasının bir önemi yok.
 
“Şahin’den olmasını çok isterdim.”
“Şahin baba olacak.”
 
İkisi de eğer yüz yaşına kadar yaşayacak olsalar, birbirlerinin yüz eksi bir gün kadar yaşamasını dilerdi. Böylece sensiz geçen tek bir gün bile yaşamak zorunda kalmazlardı. Nare için de Şahin’in olmadığı hayatın bir anlamı yok. İlk hamileliğinden sonra oldukça korktuğu, çekindiği, hayal kırıklığına uğramaktan yorulduğu ama bir yandan da istediği çocuk meselesini yalnızca Şahin’in baba olduğunu görebilmek için istiyor. Anne olmayı bile yalnızca onun çocuğunun annesi olacağı için istiyor. Bu hayranlığını gözlerinde görebiliyorsunuz.

Şahin’in de benzer bir şekilde, her şeyiyle hayranı olduğu Nare’yi çoğaltma isteği var. Bebeği ondan değilken bile Nare’den bir parçaya zarar gelmemesi için elinden geleni yapmıştı.

Pek çok travmaya sahip olan ve bence henüz kendi içindeki çocukları tam olarak doyuramamış Şahin ve Nare’nin çocuklarına verebileceği en kıymetli hediye de bu gibi duruyor; birbirlerini, birlikte bir canlı var etme arzularını tetikleyecek, bir hayat var etme isteğini doğuracak kadar çok sevmek. Bence bir çocuğun ebeveynlerinin birbirini sevmesi ona verilebilecek en büyük hediyedir.

Çocukların hayatımıza umut getirdiğine pek inanmıyorum; en azından tek başlarına getirdiklerine. Ama iki insan birbirini gerçekten sevdiğinde, o sevginin içinde büyüyen bir çocuk belki de dünyaya gelebilecek en güzel başlangıçlardan biri olabilir.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER