Bir yanda sırça fanusu, bir yanda Defne'si
Kaçarız bazen. Kaçmamız gerekir. Fiziksel ve duygusal açmazlarımızı kaçarak  çözemeyeceğimizi biliriz; ve fakat bunu bilmek, onlardan olabildiğince çok zaman ve mesafe birimince uzağa savrulmak yönündeki karşı konulmaz isteğimize ket vurmaya da yeterli gelmez. Kitaplara gömülürüz, filmlere, dizilere... Bazen de, onlar bize gömer kendini. 

Velhasıl “kaçmak” görevini Defne’den bu akşamlık ben devralıyorum, zira kendisi Kiralık Aşk’ın “kaçaklık” departmanındaki rotasyonunu şimdilik tamamlayarak “alternatif kanallar” birimindeki proje grubuna dahil olmuş görünüyor. Normal şartlarda Defne bireysel çalışmayı (meali: şahsına münhasır şekillerde ve çoğunlukla açıklanmayan sebeplerle kaçmayı) tercih etse de; yeni proje grubunun aksiyon odaklı ve full-motivasyon çalışma ruhunun kendisini de sarıp sarmalamasının etkisiyle Defo’muzu bu kez 90+1’de sahaya sürülmüş buluyoruz. Defne artık kaçmıyor. Bunu ara ara yazmayı planlıyorum. Hatta ışıklı tabela yaptırıp Ömer’in odasına veya bahçesine de astırmak var aklımda. Çünkü Ömer’e bunu sık sık hatırlatmamız, bizim de beynimizin fan’ına destek kuvvet çıkmamız lazım. Zira kendi devir gücüyle yanan devrelerimizi yeterince soğutmuyor. 

“Yandım” mı demiştik? Bölüm öncesindeki “Kim yanar?” sorulu mini anketimde kafa kafaya mücadeleyi bırakmayan Defne ve Ömer kusura bakmasın ama, bu kez yangın direkt bizim beynimizde çıkacakmış zaar! Kalbimizi bile yer yer sollayarak, beynimizin kıvrımları arasından su kayağından süzülür gibi akıveren bu 120 dakikanın sonunda ambale olMAyanlarımız kaleye mum dikebilir mi? Mümkünse Defne’nin evine dikelim bütün mumları ama. Belki perde inen gözlerinin önündeki manzarayı az da olsa aydınlatabiliriz. 

Ama ne demiştim – veya demeye çalışmıştım – Defne’ye kızmamaya çalışıyoruz. Bugün de serde, yine, Defne’yi anlamaya çalışmak var. Aksi takdirde beynimdeki fan kısa devre yapacak ve sonuçlarını okumak istemezsiniz. Sevgili Defne; belki standart Defo’luğunun (bkz: “Kaçak Defne”) en az tuttuğu bölümlerden birini izledik, ama yine beynimizi ince ince kanatmayı başardın güzelim. Evvela o evlenme teklifinin ilk şokuyla, kıyafetine filan da şöylece bir bakıp ayakkabının tekini merdivenlerde bırakmak suretiyle balodan külkedisi gibi yok olmadığın için müteşekkir olmalıyız mesela. Çünkü birkaç bölüm önceki Defne bunu da yapardı. Ve fakat o bantları güneş misali ışık saçan dans ayakkabıları, Ömer’in bir başka merdivenin altından süzülen keskin bakışları tarafından mühürlendiği için; artık o ayaklardan çıkması biraz güç. Keşke aynı şeyi nişan yüzüğünüz için de söyleyebilseydim. Defne yüzüğü çıkardığı an bende devrelerin en az bir yarısı yanmıştı zaar, bütün bölüm fiziksel ağrılarıma ek olarak kafamdan gelen is kokusuyla oturdum Defne’cim, sağol. O yüzük neden çıktı Defne? Gizlenmek istenen yüzük, pekala senin bir gün önce yatağında uyuyup yastıklarına gömülmüş Ömer’in göz değdirdiği o kar küresi vb. eşyalarının arasında, kuytu ve kutsal bir köşe bulabilirdi kendine... GERİ VERMEK de neyin nesiydi? “O yüzük ikinci kez çıktı ya, korkarım üçüncü defa çok zor girecek geri...” şeklindeki bas bas bağıran o karanlık alameti de beynime uğrattın ya, alacağın olsun! Yüzük bana ekrandan “beni ikinci kez feda eden bu Defne’ye artık küstüm, bir daha bana kavuşana kadar çok çekecek” diye ağladı resmen. Fragmanı da gördüm, evet. Fakat yüzüğün Defne’yi affettiğine hala tam ikna değilim. 

Bazı noktalar böyle sivridir işte. Dikkat etmeniz gerekir, aksi takdirde batabilir, acıtabilir, “yaralayıcı olabilir.” Esirgediğiniz bir “evet”; kapınızı çalanı hemen geri göndermez belki, ama siz evi toplamakla uğraşırken kapıda bekleyenin halini hiç düşünmezseniz an gelir zilin birden sustuğunu fark ediverirsiniz. Defne bu bölüm haftalardır dağınıklığı içinde cebelleştiği evini toplamaya karar verdi. Zira, hepimizin selameti adına bir kez daha hatırlatayım ki, Defne kaçmaya son verdi. Bunu yaparken de – kabul edelim – yine tam bir ‘Defne’ydi! Dakika 1, gol 1, zam oranı ise %300! Defne’nin “hak ettiğimi düşünüyorum”dan başka bir açıklaması olmaksızın maaşının 4 katını istemek suretiyle Sinan’ı şoke ettiği esnada, ekran başındaki bizler kabaca tahminle maaşının 4 katı ile ancak 1 yılda 200 bin TL’yi denkleştirebileceğini hesaplayaduralım; Defne’nin bu bakkal hesabını bile yaparak Sinan’a gittiğinden sanırım pek emin değilim. Defne’nin para ve zaman mevhumundan ne kadar uzak olduğunu biz zaten az çok biliyorduk ama sanırım Sinan ve Koray’ı aramıza katarak bunu pekiştirmemiz gerekiyordu, aldık dersimizi... 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER