Uzak Şehir: Beklemek

Uzak Şehir: Beklemek
Hepimiz bir gün öleceksek, hepimizin hikâyesi mutsuz sonla bitmiş olmayacak mı? Çocukluğumda bana anlatılan masalların sonu hep aynı cümleyle biterdi: "Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar." Büyüdükçe anladım ki sonsuz bir mutluluk mümkün değil. Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Herkes bir gün gidiyor, her hikâye bir gün bitiyor. Bu yüzden bence asıl mesele son değil. Bir hikâyeyi mutlu ya da mutsuz yapan şey, nasıl bittiği değil; nasıl yaşandığı. Kimin elini tuttuğumuz, kimi sevdiğimiz, kimi ölene kadar hatta ölümden sonra bile beklediğimiz...

Şahin ve Nare'yi bunca zaman yazılarıma konu alma sebebimin tam olarak bu olduğunun farkına vardım. Birbirine çocukluklarından beri âşık, sadık iki kalp olmaları. Onları izlediğim ilk anı hatırlıyorum. Sadece bakışıyorlardı. Hatta uzun süre hikâyeleri neredeyse bakışlardan ibaretti. Söylenemeyenleri, yarım kalanları, cesaret edilemeyenleri gözlerinde taşıyorlardı. Ben de yazılarım boyunca çoğu zaman o bakışların izini sürdüm. Final sahnesinde ise yine ilk karşılaştığım gibiydiler. Birbirlerine çocukluklarına bakar gibi bakıyorlardı. Kaybettikleri bebeğin, yaşadıkları acının ardından uzun zaman sonra ilk kez gerçekten birbirlerine baktılar. Ve o iki çocuk yeniden birbirini buldu. Çünkü aşk hâlâ oradaydı.

Aşk zaten hep onlarlaydı. Bu yüzden onların hikâyesine yarım kalmış bir aşk hikâyesi diyemiyorum. Hatta yarım kalmayan tek şey bence aşklarıydı. Birini ölene kadar beklemeyi kabul ettiğinizde ya da biri için, ne kadar zor olursa olsun, iyileşmeyi göze aldığınızda; ona olan sevginizi yarım bırakmamaya da söz vermiş olursunuz. Şahin ve Nare bu sözü çoktan vermişlerdi. Hep birbirlerini ölene kadar seveceklerini söylerlerdi ama Şahin’in sevgisi son nefesinde ölümün bile ötesine geçti.

“Ben seni hep sevdim. Gittiğim yerde de sevmeye devam edeceğim.”

Ölüm bile Nare'ye duyduğu aşkı bitiremedi. Nereye gittiğini bilmezken bile tek bildiği şey, nereye giderse gitsin onu sevmeye devam edeceğiydi. Şahin son nefesini verirken Nare'nin onu bütün acılara, bütün kırgınlıklara rağmen hâlâ sevdiğini biliyordu. Nare ise kollarında Şahin'i yitirirken, bir daha asla böylesine sevilemeyeceğini biliyordu. Birbirlerinin laneti olduklarına inandıkları zamanlarda bile birbirlerini seçtiler. Lanetleri de olsalar kabul ettiler, sevmeye devam ettiler. Bu yüzden eksik kalan şey aşkları değil, zamanlarıydı. Tam birbirlerini yeniden bulmuşlardı. Ve tam o anda yeniden ayrı düştüler. Yarım kalan şey birlikte yaşayabilecekleri kocaman bir hayat oldu. Kuracakları ev, gidecekleri yerler, doğacak çocukları... Şahin'in elindeki oyuncak ayıyla tutunduğu gelecekleri, Nare'nin son ana kadar inanmaktan vazgeçmediği “Sen, ben sadece." hayali...

“Çok güzel günlerimiz olacak. Gideceğiz buradan. Çok mutlu olacağız. Sen, ben sadece.”

Bütün hikâyeleri boyunca ulaşmaya çalıştıkları yer tam olarak burasıydı. Ailelerinden, geçmişlerinden, üzerlerine yapışan bütün yüklerden uzakta; yalnızca birbirlerinin yanında olabildikleri bir hayat. İkinci sezon için yazdığım ilk yazının başlığı "Eşik"ti. O yazıda Şahin ve Nare'nin hayatlarında yeni bir kapının aralandığından bahsetmiştim. Dönüp baktığımda aslında bütün hikâyeleri biraz eşiklerde geçti. Birbirlerine kavuşmanın eşiğinde, vazgeçmenin eşiğinde, affetmenin eşiğinde, yeni bir hayat kurmanın eşiğinde...

Hikâyelerinin en acı verici tarafı da birbirlerini ayrılığın ortasında değil, yeni bir başlangıcın eşiğinde kaybetmeleri oldu. Tam yeniden birbirlerine dönebilmişken. Tam kırgınlıklarının ötesine geçebilmişken. Tam gelecekten yeniden konuşmaya başlamışken. Evlendikleri gün Şahin’in Nare’yi kucağına aldığı kapı sanki bir türlü tam olarak eşiğinden geçemedikleri hayatlarıydı.

“Adı üstünde hayal. Benim içimden geçirdiğimle başıma gelen aynı olmuyor.”

Ölümün de bir eşik olduğunu düşünmeden edemiyorum. Eğer bütün hikâyeleri eşiklerde geçtiyse belki Şahin şimdi son kez bir eşiğin önünde duruyordur, söz verdiği gibi bekliyordur. Ve belki bir gün, o eşiği birlikte geçeceklerdir. Bu dünyada her kurduklarında başlarına yıkılan hayallerini, bu kez kimsenin ellerinden alamayacağı bir yerde gerçekleştirebileceklerdir. Belki de sonsuz mutluluk ancak böyle bir yerde mümkündür.

Hepimiz bir gün öleceğiz, evet; ama Şahin ve Nare'nin hikâyesi bana aşkın ölümü yenemese de ölümün elimizden aldığı hayattan daha uzun yaşayabileceğini anımsatacak.

“Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorumdur”
Cahit Sıtkı Tarancı

Bunca zaman boyunca yazdıklarımı okuyan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Şahin ve Nare'nin hikâyesini izlerken hissettiğim duyguları paylaşmak ve karşılık bulmak benim için çok kıymetliydi. Uzakta bir yerlerde sizi anlayan insanların olduğunu bilmek çok güzel bir his. Şahin'in Nare'ye gönderdiği portakallar gibi, yazdığım her yazının bir yerlerde karşılık bulduğunu görmek de çok güzeldi. Yaptığınız her yorum, paylaştığınız her düşünce ve geri bildirim için ayrıca teşekkür ederim.

Her biri sahnelere ve karakterlere bambaşka yerlerden bakmamı sağladı. 

İyi ki birbirimize eşlik ettik.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER