Ne öncesi vardır ne sonrası!
Bazen “an” dediğimiz şey, kısacık sanılan ama içine yılları sığdırabilen bir
zaman parçasına dönüşebilir. Bazen bitmeyen bir acı kadar uzun, bazen de bir
nefes alış kadar kısadır. “Taşacak Bu Deniz” bizi tam da böyle bir anda kalp
çarpıntılarıyla bıraktı; “Bir kalp kimi seçer, kimi seçmeli?” sorularıyla
kalakaldık. Bütün sezon boyunca ekranlardan taşan, içine sığmayan, sustukça
büyüyen duyguların, üstü örtülen yalanların ve kurulan tuzakların nasıl yaralar
açtığını gördük. Aşkın, fedakârlığın ve sevginin nasıl koca bir denize
dönüştüğünü izledik. Bu denizin içinde her dalga biraz daha yükseldi, her
suskunluk biraz daha kalbimizin ortasına çöktü. Ama en çok da son sahnede hem
takılı hem de yaralı kaldık!
Adil Koçari sanki hayata sadece
sevdiklerini sarmalamak için gelmiş gibiydi. Onun için yaşamak demek, korumak
demekti. Sevmek kendinden vazgeçmekti. Onun için huzur sevdiklerine gölge
olabilmekti. Herkesi mutlu etmek için seferber olan Adil, kendisine mutlu olmayı
hak görmüyordu. Çünkü aşkını doyasıya yaşayamayacağını daha gençlik yıllarında,
ilk ve son aşkıyla ayrılmak zorunda kaldığında çalınan mutluluğunu koruyamamıştı
bile. Hayat, ona ayrılığı, onu sevdiklerinden kopararak bütün umutlarıyla
birlikte kursağına dizerek göstermişti. Ve şimdi o adam hayatının en ağır
sınavıyla karşı karşıya kalmıştı. Mutlu olmak ona yine yasaktı. Gizlice kalbine
seslenmekten başka çaresi yoktu.
Ey kalbim,
Susma!
Konuş!
Bu nasıl bir kıyamet?
İnsan nasıl seçer?
Ey kalbim,
Söyle,
Sevdiklerimden biri bile
eksilse,
Nasıl yaşarım,
Ey kalbim,
Dur, atma!
Deli gibi çarpma!
Sus!
İşte Adil Koçari'nin kalbi belki
de hayatında ilk defa bu kadar biçare çarpıyordu. Kalbinin atmasını bile
istemiyordu. Yüreği dursa, isyanları cevap bulacaktı. Ancak atmayan bir kalp
belki sevdiklerinin yaşamasına umut olabilirdi. İstediği olmadı. O kalp
durmadı. Kırık, dökük, öfkeyle ve sızlayarak atmaya devam etti. Aslında mesele
seçmekte değildi. Asıl mesele, sonrasında nasıl yaşayacağıydı. Nasıl devam
edeceğiydi. Şakaklarından akan terler eşliğinde, sesindeki titremeyle, gözlerindeki
o çaresiz fırtınayla çırpınıyordu. Öyle bir düşmanla karşı karşıyaydı ki Adil;
geçmişine, bugününe ve geleceğine göz dikmişti bu hain. Nasıl kurtaracaktı?
Bir yanda kız kardeşi Fadime;
canı, kanı, çocukluğunun sesi, anne ve babasının emaneti, aynı lokmayı
paylaştığı, acılarına destek olan, mutlu olacağı günlerin ortağıydı. Küçüğüydü.
Nasıl vazgeçerdi?
Bir yanda Esme; tek ve sonsuz
aşkı, kaderin ayırdığı, sevmekten hiç vazgeçmediği, baktığında içini titreten,
gönlünün diğer yarısı, dalgalı denizi, heyecanıydı. En büyük ve tek sevdasıydı.
Bir türlü kavuşamadığı, kokusuna özlem duyduğu eşiydi. Nasıl vazgeçerdi?
Ve Eleni! Kötülüğe sevgiyle kafa
tutan, çok akıllı, ışıl ışıl parlayan, ailesinin pusulası olan o güzel kız,
diğer ismiyle Aleyna. Anılar bile
biriktirmeye başlayamadığı, büyüyüşünü göremediği, düştüğünde kaldıramadığı,
nefesine ortak olamadığı, “baba” demesine doyamadığı, saçlarını okşamaya bile şans
bulamadığı bir tanesiydi. Bol bol sarılamadığı tatlı, güzel, çiçek kokulu
kızıydı.
Bir anne ve baba için aslında
seçmek diye bir şey yoktur. Adil seçimini kızından yana yapmıştır diye
düşünüyorum. Ne demişti Adil Koçari? “Hiçbir anne evladıyla yolda tanışmamalı.”
Nasıl da yüreklerimizi dağladı bu cümle! Esme boş mezarda yıllarını,
gözyaşlarını, hayatını, umudunu, hayallerini tüketmişti. Böyle bir anaya bir
daha evlat acısı yaşatır mıydı Adil?
Zaten hiçbir evlat annesi ya da
halası yaşasın diye ölmemelidir. Hiçbir anne kendi nefesine karşılık çocuğunun
canının feda edilmesine asla izin vermez. Esme’nin yavrusuna kimse dokunamaz. Esme,
yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hayata tutunmuş çok güçlü bir kadın. Hayatının
20 yılını mezardaki yavrusu için tüm varlığıyla yas tutarak anneliği öğrenmiş
bir kadın. Böyle güzel kalpli bir anne sadece kendi evladı için değil, tüm
çocuklar yaşasın diye bile canını seve seve verir. Eğer bir yerlerde bir çocuk ölürse,
zaten dünya döndüğüne pişman olur, güneş doğduğundan utanır. Yıldızlar söner. Kuşlar
ötmez. Çiçekler kokmaz. Adı bile konulamayan, tarif edilemeyen, yürek
dayanmayan “en büyük acıdır evlat acısı” derler büyüklerimiz. Kıyamettir. Bir
anne zaten bu acıyla yaşayamaz; yaşamaz, sadece yaşar gibi yapar. O zaman çocuklar
hiç ölmesin.
Adil de böyle bir acıyı ne
yaşamak ne de yaşatmak istiyordu. Kader işte. Bazen insanı kaçışı olmayan bir
kavşağın ortasında bırakır; en sevdiği üç kadını da ölümün kıyısına dizer. Ve
öylece kalakalırsın. Nereye baksan eksilirsin. Kimi kurtarsan, diğer yanın
yanacak bilirsin! Ama Adil artık hayatında ilk kez mutlu olmak istiyor. Kül
olmaktansa, küle çevirecek Adil Koçari buna sebep olanları! Kıyameti yaşatmak
isteyenlerin mahşeri olacak. Yaşamak istediği yarınlara kavuşmak için hiçbir
sevdiğini kurban etmeyecek.
“Taşacak Bu Deniz” sezon boyunca
yüksek reytingleriyle kalplere taht kurdu. Bizi deli sorularla baş başa
bıraktı. Heyecanla yeni sezonu bekliyor olacağız.
Sevgiyle ve mutlulukla kalın…
Notlarım:
Aslında “Notlarım” yerine
“Sorularım” yazsam daha mı uygun olurdu? Uzun bir aradan sonra, içinde bu kadar
çok soru barındıran bir yapımın sezon finalini izlemiş miydik?
Nasıl bir kına gecesine tanıklık
ettik? Hesaplaşmaların bitmeyeceğini, yaraların açık, hiç de kapanmayacağını,
nefretin kol gezdiğini, affetmenin ne kadar imkânsız olduğunu gözler önüne
seren bir düğün kınasından, en sonunda kavuştular diye çok mutlu olacağımızı
düşündüğümüz bir nikâh sahnesine geçiş yaptık! Ama nedense bir buruk kaldık.
Sonrasında “Oruç Furtuna vuruldu
mu?” sorusunun cevabı, Eleni’nin göz bebeklerinin içinde çakan korku
şimşeklerinin ardında saklıydı. O da Oruç’a duyduğu büyük aşktı. Oruç’a gelince,
vurulduysa vurulduğuna değil, ölmediğine söylenirdi. Çünkü haftalardır
sakladığı anne yalanından dolayı zaten yarı ölüydü; kendine bunu yakıştıramıyordu,
çok sevdiği ve âşık olduğu kadının umutlarının köklenmesine izin vermemişti!
İso nerede? Fadime’nin saçlarına
bir daha dokunabilecek mi? Gelinliğiyle birlikte hayallerini, güvenini ve
aşkını yakan Fadime’nin iyileşme hikâyesini merak ediyorum.
Esme nasıl bir Furtuna reisi
olacak? Adil ve Esme sizce gerçekten kavuştular mı? Emin olamıyorum.
Şerif, Zarife, Şirin ve Hicran ne
gibi kumpaslarla karşımıza çıkacaklar?
Gezep ve İlve?!
Bu soru işaretlerinin cevaplarını
yeni sezonda bulmak dileğiyle!