Uzak Şehir: Daimîdir sürgünüm*

Uzak Şehir: Daimîdir sürgünüm*
Deva değil derd oldum
Gül değil diken oldum
Canan iken el oldum
Yok bana bu Cihan’da bir yâr…*

 

*Maya Perest – Dündar Hızal

Biraz önce yukarıda sözlerini yazdığım şarkı, bana her zaman Alya ile Cihan’ın (CihAl) aşkını anımsatıyor. Belliğimde de uzuuuuun yıllar yer edinmeye devam edecek. Aslında fragmanlara veya sezon tanıtımlarına bakarak fal tutmak ve sezon öncesi bir yazı yazmak hiç âdetim değil. Öyle bir tanıtımla geldiler ki kendimi yazmamak için zor durdurdum. Uzak Şehir’in yeni sezon ilk bölümünün fragmanları peş peşe geldikçe sönmüş olan merakım tekrar kor hâlini aldı. Ve deyim yerindeyse biz (Uzak Şehir sevdalıları) “alev ateş” bir şekilde yanmaya başladık. Böyle birden konuya giriş yaptım. Ama bakın, sıfır abartıyla yazıyorum. Bir güruh hâlinde otuz beş yaş üzeri kadınlar, Mardin’in o kavurucu sıcaklığıyla beraber alev alev yanıyor. Tüm bu etkiyi yapan tek unsur var: CihAl! Dolaylı olarak Uzak Şehir de diyebilirim. ;) 
 
Doğrusunu söylemem gerekirse bu sezondan ümidim yoktu. Erken konuşmak istemiyorum fakat içimdeki ses “Yaz,” dedi. En son yazdığım yazı yine Uzak Şehir ile alakalıydı. O zamanlar ilk sezonun final bölümü üzerinden tüm sezonun yorumunu yazmıştım. Geçtiğimiz sezon yine biraz karalama yapmak istedim. Sezonun başında, ortasında ve sonlarına yakın dizi ve senaryonun gidişatı hakkında birçok yazı hazırladım ancak olmadı. Üç yazı taslağı yarım kaldı. O yazıları yayına vermeyi bile lüzum görmedim. Öyleyse şimdi ne değişti? 
 
Bir defa hissiyatı bambaşka. Uzak Şehir’in 1 Haziran gecesi yayınlanan bölümü ile yeni sezonda çektikleri sahneler/bölümler arasında bariz bir şekilde hissedilen farklar mevcut. Sezonu Budapeşte’de açıyoruz. Daha ne olsun? Nehirleri kendine metafor edinmiş bir hikâye, bu defa Tuna Nehri’ne karşı rüzgârını savuruyor. Yayınlanan üç fragmanda hem ilk sezon tadı aldım hem de yeniden yorumlanan bir hikâye izliyor hissine kapıldım. Unutmadığım ama bir o kadar da hiç tatmadığım lezzeti deneyimlemek gibi geliyor. Ayrıca bu heyecanımın ve iştahımın sebebi yalnızca içimdeki hislerden de ibaret değil. Uzak Şehir’in senaristi Gülizar Irmak’a yakın kaynaktan, birinci ağızdan aldığım bilgiler; Ayna Yapım’ın yapımcılarından, yıllardır yaptığı her işi büyük bir keyifle takip ettiğim, sevgili Lale Eren’den de duyduğum kadarıyla alev alev yanacağımız bir sezon izleyicileri bekliyormuş. Tüm bu havadisleri duyunca gel de heyecan yapma (!)
 
Uzak Şehir, izleyicisi oturmuş, adından söz ettiren ve ünü dünyanın dört bir yanına yayılmış; yani rüştünü ispat etmiş bir iş. Bu sezon aynı günde karşısına çıkacak (şu ân için) iki rakibi var. Benzer hikâye aksına oturtulmuş, şehir dışı çekilen farklı projeler de birer birer görücüye çıkmaya hazırlanıyor. Tüm bu unsurları bir araya toplayınca Uzak Şehir’in hâlihazırdaki izleyicisini elinde tutması şart. Üstelik yaz boyunca iyi sayılabilecek izleme oranına sahip dizinin izleyicisini de yanına çekmesi gerekiyor. İzleyicinin elindeki kumanda özgürlük alanıdır. Tuşuna basıp kanal değiştirmesi için kimse kimseyi tutmaz. O sebeple birincil hedef, Uzak Şehir’in hamle değiştirmesi ve tersine mühendislik yapmasıdır. Hikâyenin sağlığı açısından bu hamle zorunlu hâle geldi. Burada da iş, yazım ve yapım ekibine düşüyor. Gülizar Irmak’ın üzerindeki yük ağır. İki sezon boyunca fırtınalar estiren bir işi ayakta tutabilmek o kadar kolay değil. Her hafta dahası isteniyor. Bölüm süreleri uzun. Bana göre zamana karşı 120 –130 sayfa yazmak atletizm yapmakla eşdeğer. Bu sebeple Gülizar Irmak’ın omuzlarındaki heybeler gittikçe ağırlaşıyor. Evet, Vural Yaşaroğlu başta olmak üzere Feraye Gizem Akgün senaryo ve hikâyeye destek veriyor. Fakat Uzak Şehir’in senaryosu tamamen Gülizar Irmak’ın ellerinden çıkıyor. Dizi ilmek ilmek, kelime kelime Gülizar Irmak’ın zihin kaleminden akıyor. Her bölümün dinamiği, karakter dağılımı, tretmanı derken yoğun bir şekilde odaklanma istiyor. Anladığım kadarıyla Gülizar Irmak, yaz boyunca sınava hazırlanan öğrenciler gibi kondisyonunu sıkı tutarak yeni sezona boşluk bırakmak istememiş. 
 
Bütünü gördükten sonra parçalara ayırmak her zaman için daha kolaydır. Gülizar Irmak, Uzak Şehir’in senaryosunu bu şekilde yazıyor. Sezon hikâyesini çıkarınca bölümlerin içine girmek her zaman için eli hafifletir. Sezon içindeyken bazen işler planlandığı gibi gitmez. Bunu Fikriye ve Vurgun’un hikâyesinde izledik. Bazen senaryosal sıkıntılar olabildiği gibi oyuncu, reji, yapım, kanal, seyirci kaynaklı reaksiyonlar da gözlenebiliyor. Bütüne baktığımız zaman bu aşamada yan karakterler gözden çıkarılabilir. O nedenle asıl hedef, sezon hikâyesinin görevini yerine getirmektir. Sezon içinde elbet boşluklu ve geçişli bölümler olacak. FreeTV dediğimiz, ana akıma iş yapan tüm projelerde olduğu gibi Uzak Şehir’de de böyle bölümler izledik ve izlemeye devam edeceğiz. 
 
İlk fragman yayınlandığında sorularla doluyduk. İkinci fragmanın gelişiyle puzzle parçalarını birleştirmeye başladık. Üçüncü fragman ise her olayı bağladığımız ve karakterlerimizin yıkıntılarını toplamak istediğimiz sahnelerle bezeliydi. Sözlerimi aktarmaya nereden başlasam, bilemedim. Önce nerede kaldığımıza bakmak daha iyi olacak. Uzak Şehir evreninin de tarihin de 1 Haziran 2026 gününü göstermesinden başlayabilirim. İzleyicinin az buçuk tahmin ettiği ama acıların bu kadar harman edilebileceğini kestirmediği “Kanlı Düğün” ile yola koyulabilirim.
 
Final sahnesinde Cihan’ın “Alyaaaaaaa!” feryadı ne kulağımdan ne zihnimden silinecek. Kanlı Düğün, Albora ailesine yalnızca mezar olmadı. Aynı zamanda CihAl’in aşkının da ağır yara aldığı bir gün olarak tarihe geçti. Cihan ve Alya aşkı çok kez sınandı. Defalarca mücadele ettiler. Şimdi burada tek tek hepsine değinerek yazının amacından sapmak istemiyorum. O gün, Alya bir kez daha “gitmek” ile tehdit altında kaldı ve gitti. Biricik aşkını ardında bırakarak gitmek zorunda bırakıldı. Aldığı karar doğru veya yanlış. Şu ân bunun tartışmasına girmek istemiyorum. Alya’nın bam teline iki sezon boyunca çok fazla dokundular. Alya’nın tek dayanağı, hayat kaynağı; C. Deniz. Alya’nın Cihan ile olan aşkı ne kadar büyük olursa olsun, her zaman için önceliği Deniz’di. Alya’nın Deniz için Uzak Şehir dünyasında yapamayacağı hiçbir şey yok. Alya, Deniz’in öyle bir kalkanı olmuş ki bazen bu durum, Cihan’ı derinden yaralıyor. Cihan, o sert kışın ayazında yapayalnız kalıyor. Yine de Alya’ya olan aşkı galip geliyor. Kanlı Düğün, Albora’daki herkes için ölüm ile yaşam arasındaki araftı. Ölenler mezarın içine girerken, sağ kalanların üzerine toprak atıldı. Artık onların da ölüden farkı yok. Yıkıntılar, Kanlı Düğün enkazından teker teker kaldırılırken karakterler de geri dönüşü olmayan değişimin içine girdi. Ayağa kalkmaya çalışırken hayatlarının eskisi gibi olup, olmayacağını hep birlikte izleyip göreceğiz. 
 
Gülizar Irmak gelinen bu noktada çok iyi bir hamle yaptı. Uzak Şehir’in belki de en kilit sezonu, üçüncü sezon olabilir. Ya bir sonraki sezona devam diyecekler ya da son sezon olarak hikâyeyi toparlayacaklar. Bu sezon hem hikâyeye yeni karakterler katılıyor hem de mevcut karakterlerin dönüşen hâlleri görücüye çıkıyor. Gülizar Irmak’ı zor bir sezon bekliyor. Senaryoda yaptığı hamleler ile bıçak sırtında yürümeye başladı. 14 Eylül Pazartesi akşamı yayınlanacak 64. bölümün stres yükü oldukça ağır olacak. Çünkü gelen tanıtımlarla birlikte beklentiler yükseldi. Bu da hâliyle Gülizar Irmak’ın omuzlarındaki yükünü arttırdı. 15 Eylül sabahı Gülizar Irmak’ın bu üç aylık maratonunun yansımasını hep birlikte tahlil edeceğiz. 
 
Her ne olursa olsun ben bu sezondan oldukça umutluyum. Ümidimin başlıca kaynağı, Gülizar Irmak’ın adımlarını attığı dönüşüm hikâyesi oldu. Gülizar Irmak böyle bir adımı atmamış olsaydı, bu sezon benim için Uzak Şehir erken final yapacaktı. İzlemeyi bırakacaktım. Eğip bükmeden söylemem gerekirse Kanlı Düğün’de ölen karakterler iyi ki projeye veda etmiş. Duruma gerçekçi bir sebeple baktığımda Demir Baybars ve Şahin Albora karakterleri kendini tekrar etmeye başlamıştı. Demir’in o ilk sezonki etkisini ne yazık ki ikinci sezonda görememiştim. Şu konuda da yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Oyuncu kaynaklı bir sebep olduğunu düşünmüyorum. Hikâye, farklı karakterlere yoğunlaştı ve bazı karakterlerde zayıflamalar meydana geldi. Hâliyle oyuncunun da projeye karşı iştahı kaçıyor. Keza aynı problem Şahin Albora karakteri için de geçerliydi. Sürekli kendini tekrar eden olayların içinde kalmak bir süre sonra oyuncuda oyun gücünün zayıflamasına sebep oluyor. Nitekim dizideki farklı karakterler de benzer sıkıntılara gebe kaldı. Demem o ki hikâye ve senaryodaki bu dönüşüm artık zorunluydu. 
 
Bu dönüşüm yalnızca Cihan ve Alya’da gerçekleşmiyor. Gelen son fragman ile birlikte Nare’nin de ne kadar boyut değiştirdiğini ve içinden bambaşka birinin çıktığını görüyoruz. Hikâyedeki yeni dokunuşlara oyuncular açısından baktığımda pozitif yönlü heyecan hissediyorum. Karakterlerini öyle sarıp sarmalamışlar ki ekrandan izleyiciye hızla aktarılıyor. Sahra Şaş’ın bu dönüşümden kaynaklı frekans yüksekliği oyun gücüne de yansımış. Çok yakışmış. Zaman zaman, belki de çoğu zaman Sadakat Albora karakterine olan kızgınlığımız sönmüyor. Ele avuca sığmayan, laftan anlamayan, dediğim dedik olması hepimizin sinirlerini yay gibi geriyor. Hak vermek isterken yaptıklarından dolayı hakkını yemeyi tercih ediyoruz. Burada Gonca Cilasun’a şapka çıkarmamak elde değil. Sadakat’ı üzerine müthiş dikti. Tüm karakterleri zorlu yollar beklese de Sadakat, bu yolda en ağır yükü sırtlamış bir şekilde yürümeye başlayacak. “Kini, öfkesi, şiddeti ne kadar artacak?” dedikçe kaldırdığı yüklerle beraber azgın okyanuslardan daha tehlikeli olacak. Canından can verdiği oğlunun canını almak! Hem de diğer oğlu “canından olmasın,” diye evladından vazgeçmek; bir anne için hayattaki en acı karar. Benim tanıdığım Sadakat Albora, bu kanlı günün ardından gittikçe vahşileşecektir. İçimden cılız bir ses “Gülizar Irmak ters köşe yapmayı sever.” ve içine kapanan bambaşka bir Sadakat Albora da izleyebiliriz, diyor. Bakalım, zaman ne gösterecek?
 
Tüm bu gelişmelerle birlikte Uzak Şehir’in hikâyesine yeni katılan karakterleri oldukça merak ediyorum. Mustafa Avkıran’ı, Alya’nın babası Kartal rolünde görmek için sabırsızlanıyorum. Ona keza Burak Altay, Onur Özaydın, Ersin Arıcı ve Mehmet Korhan Fırat da Uzak Şehir’de görmeye başlayacağımız simalardan olacak. Uzun lafın kısası bu sezondan umutluyum. Tazelenen hikâyesi ve enerjisi ile Uzak Şehir’in üçüncü sezonuna bol şans diliyorum. 
 
 
Mortis 



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER