Sevdiğim Sensin: Civan ve Nilüfer

Sevdiğim Sensin: Civan ve Nilüfer
Bazı aşklar iki insanın birbirine ne kadar yakın olduğuyla değil, birbirlerini sevdiklerinde hayatlarının ne kadar uzak olduğunu fark etmeleriyle sınanır. Civan ve Nilüfer’in hikayesinde de asıl mesele birbirlerini sevip sevmedikleri değil; aynı sevgiyi, aynı hayatın içinde yaşayıp yaşayamayacakları. Biri hayatı boyunca elindekilerle yetinmeyi, sevdiklerini korumak için kendinden vazgeçmeyi öğrenmiş; diğeri ise kendisine biçilen hayatın içinde dik durmaktan hiç vazgeçmemiş. Aralarındaki fark bu noktada, ikisinin aşkının önündeki görünmez ama en ince çizgiye dönüşüyor.
 
Nilüfer’in Civan’a tutulmasının sebebi belki de tam olarak bu farkın onda yarattığı yabancılık. Köşkün içinde alıştığı o kusursuz görünen hayatın, dışarıdaki insanların birbirlerine söyledikleri sözlerin ve yüzlerine taktıkları gülümsemelerin arasında Civan’ın gerçekliği ona bambaşka geliyor. Civan, onu yalnızca mutlu olduğunda değil; sustuğunda, kırıldığında, yorulduğunda da görüyor. Üstelik Civan’ın Nilüfer’e verdiği değer, onun bugünkü mutluluğuyla sınırlı kalmıyor. Nilüfer’in çocukluğunda biriken hüzünlere de dokunmaya, geçmişte eksik kalan sevinçlerin yerini doldurmaya çalışıyor. Yanındaki kadının yalnızca bugününü değil, çocukluğunu da önemsiyor; onun her yaşına, her haline ve her duygusuna sahip çıkıyor. Nilüfer’in çevresindeki sahteliğin içinde Civan’ın varlığı, belki de ilk kez birinin ona yalnızca bakmadığını, gerçekten gördüğünü hissettiriyor.
 
Civan içinse Nilüfer’in gerçekliği başka bir yerden başlıyor. Karşısında alıştığı formlara benzemeyen biri var. Kendi kararlarını verebilen, sesini yükseltmekten çekinmeyen, hayatının iplerini başkasının eline bırakmayan bir kadın. Belki de Civan’ı ilk görüşte ona çeken şey tam olarak bu: Nilüfer’in kendi ayakları üzerinde bu kadar sağlam durabilmesi. Birbirlerini buldukları anda ise karşılarına aşkın kendisinden daha büyük bir soru çıkıyor: Birbirini sevmek, aynı hayatı seçmek için yeterli mi?
 
Civan’ın cevabı en başından beri oldukça net aslında. Onun için sevdiği kadına duyduğu his, saklanması ya da uygun zamanı beklemesi gereken bir şey değil. Aşkın bir adı olmalı, bir geleceği olmalı, bir sonuca bağlanmalı. Nilüfer’i yalnızca sevmek değil, onunla bir hayat kurmak istiyor. Bu yüzden Nilüfer’e yaklaşırken yalnızca onun dünyasına girmeye çalışmıyor; kendisini de o hayatın içinde var edebilecek hale getirmek istiyor. Nilüfer için kabul ettiği doğrularını yıkıyor. Öğreniyor ve daha fazlasını yapmaya çalışıyor. Çünkü Civan’ın sevgisinde sevdiği kadına yetebilmek diye bir mesele var.
 
Nilüfer ise Civan’ın bu kaygısına başka bir yerden bakıyor. Elbette ters düştükleri yerleri dönüştürmeye çalışıyor ama bunu yaparken Civan’ın sahip olduklarıyla değil, olduğu kişiyle ilgileniyor. Nilüfer; ailesine ve çevresine kendini kanıtlayabilmek, iş dünyasında görünür olabilmek için başını hep dik tutmuş bir kadın. Güçlü görünmenin, ne olursa olsun kendini toparlayıp yoluna devam etmenin onun için bir alışkanlığa dönüştüğünü görüyoruz. Fakat Civan’ın yanındayken bu alışkanlık yavaş yavaş çözülüyor. Yalnızca güçlü tarafının ardına sığınmak zorunda kalmıyor; kırıldığı, üzüldüğü, ne yapacağını bilemediği hallerini de serbest bırakıp onun yanında ağlayabiliyor. Herkesin bir şeyleri sakladığı, söylenmeyen sözlerin yıllarca biriktiği o hayatın içinde Civan’ın sevgisi Nilüfer’e ilk kez sahici bir yakınlık sunuyor.
 
Keza aynı durumu Civan’da da izlemek mümkün. Hayatı boyunca duygularını sadece yalnızken, kendi içinde taşımak zorunda kalmış bir adamın; Nilüfer’in yanında kendini tutmadığı anlara şahit oluyoruz. “Erkekler ağlamaz” diye öğretilen o ezberin aksine, ikisi de birbirlerinin yanında duygularını paylaşmaktan çekinmedikleri, hatta sarılıp birlikte ağlayabildikleri noktaya geliyorlar. Belki de birbirlerine hissettirdikleri en önemli şeylerden biri tam olarak bu: Güçlü olmak zorunda kalmadıkları bir sığınaklarının olması.
 
“Ben o köşke senin parmağına yüzük takmadan, seni oradan telli duvaklı gelin çıkarmadan dönmem. Ya evlilik ya ayrılık başka seçenek yok.”
 
Civan’ın Nilüfer’e duyduğu sevgi, zamanla yalnızca ikisinin arasında yaşanan bir duygudan uzaklaşıp bir gelecek arzusuna dönüşüyor. Gizli saklı yaşanan bir ilişki, Civan için kabul edilebilirlikten çıkıyor. Nilüfer’i hayatının bir parçası olarak değil, daha doğrusu Nilüfer’in hayatının bir parçası olmak değil, onu hayatının ta kendisi olarak görmek ve göstermek istiyor.
 
Bunun yanında Nilüfer’in sevgisinin önüne sürekli başka sorular çıkıyor. Bu aşkı yaşarsa ne olacak? Verdiği karar yalnızca kendi hayatını mı değiştirecek? Ve belki de en önemlisi, bir kez daha kendi istediği hayatın peşinden giderse bunun bedelini ödemeye hazır mı?
 
Bu soruların cevabını ararken annesinin sözleri Nilüfer’in en hassas yerine dokunuyor.
 
“Bu civan denen adam senin kocana haber vermeden çocuğunu aldırdığını biliyor mu? Peki o sırada yaşanan komplikasyondan dolayı bir daha evlat sahibi olamayacağını söyledin mi ona? Tahmin etmiştim benim güzel kızım. Bunları öğrenince o zaten seni istemeyecek.”
 
Babasının, Nilüfer’in bir an unutmasına izin vermediği yarasını bu kez annesi hatırlatıyor.
 
“Bu dünyada erkeklerin yaptığı rezillikler üç günde unutuluyor kızım ama kadın bir hata yaptı mı ömrü boyunca sırtında yük olarak taşıyor bunu.”
 
Kendi hayat seçimlerinin sonucunu hata diye dayattıkları bir yerde, onu sadece kendisi olduğu için seven Civan’ın bir gün bunları öğrenirse onu istemeyeceği düşüncesi; Nilüfer’in zihninde yalnızca bir ihtimal olarak kalmayıp korkuya dönüşüyor. Civan’ın sevgisinden şüphe ettiği için değil; o sevginin, karşısına çıkaracağı her şeyi taşıyabilecek kadar sağlam olup olmadığını bilmediği için korkuyor.
 
“Sevgi öyle sadece sahip çıkmakla olmuyor Civan Bey. Sabretmek de lazım.”
 
Civan’ın son bölümde hissettiği yalnızlık, Nilüfer’i de bir başına bırakıyor. Civan için aşk, korkuya rağmen ilerlemek demek. Onun aşkı ilerlemeye çalışırken Nilüfer’in aşkı temkinli davranmak zorunda kalıyor. Bu yüzden Civan’ın hisleri büyüdükçe Nilüfer’in korkuları da büyüyor. Civan’ın sevgisi onu geleceğe doğru götürürken, Nilüfer’in geçmişi sürekli önüne çıkartılıyor. Civan, sevdiği kadınla bir hayat kurabileceğine inanıyor; Nilüfer ise o hayatın içinde kabul edilip edilmeyeceğinden emin olamıyor. Bir yolun iki ayrı ucunda, aynı yere varabilmek için çabalıyorlar.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER