Daha On Yedi: Aras ve Leyla’nın ilişkisi üzerine

Daha On Yedi: Aras ve Leyla’nın ilişkisi üzerine
Bazı diziler yalnızca bir hikâye anlatır, bazıları ise insanı yaşanmışlıklarının içine geri götürür. Daha 17 de tam olarak bunu yapan işlerden biri. Ergenliğin karmaşasını, sırların karanlığını, aileyle kurulan çatışmalı bağı ve ilk kez hissedilen duyguların ağırlığını hayatın içinden bir samimiyetle anlatıyor. Her karakter kendi hikayesini taşısa da kardeşlik örgüsünden sonra dizinin beni ekrana kilitleyen yanı: Aras ve Leyla’nın ilişkisi.

Bu zamana kadar yapılan benzer işlere bakılırsa Daha 17’de de ileceğimiz çift tartışmasız Aras ve Deniz olurdu. Aras ve Deniz; birbirlerine yaslanacak bir omuz, yüklerini paylaşacak birer yoldaş olarak karşımıza çıkıyor. Aras; geçmişi dolayısıyla herkese, Leyla’ya bile kendini ifade etmekten kaçınıp bir tek Deniz’in yanında nefes alabiliyor. İçinde bulunduğu koşul ne olursa olsun Deniz'le gülebiliyor. Deniz’in duyguları, Aras’la yaşadıklarına bakılırsa kaçınılmazdı. Henüz 16 yaşında fakat kendini çok iyi tanıyan bir karakter. Hiçbir zaman kendinden kaçmadı, olanı kabul etti ve buna rağmen Leyla’yla bir kargaşaya girmedi. Son bölümde -Leyla, Deniz’in Aras’a olan hislerini öğrendiğinde- yazdığı mektubu alıp “Burada yazanların Aras’la ilgisi yok. Burada yazanlar sadece beni ilgilendiriyor.” demesi çok hoşuma gitti. Deniz, duygularını sahiplenen biri. İnkâr edip yalana başvurmaması, evet bunlar benim duygularım diyebilmesi o yaştaki biri için çok zor bir durum. Çünkü 16 yaşında karşılığını görmediğin bir sevginin senin içinde yer işgal etmesini kabullenemiyorsun.
 
“Aras sana aşık.”
 
Bununla birlikte Aras ve Leyla da bize kusursuz bir gençlik aşkı vadetmiyor; aksine, tam o yaşlarda başımıza gelebilecek bir ilişki sunuyor. Bir de Aras’ın kardeşini arama mücadelesi eklenince Leyla ile olan ilişkisi iyice yokuşa sürülüyor.
 
“Ya Mete, yaşadığımız şeylere baksana oğlum. Bir aşkımız eksik gözünü seveyim ya!”
 
Aras, çocukluğunu çok erken kaybetmiş. Bu yüzden yaşıtları gibi âşık olmayı, hata yapmayı ya da sadece genç olmayı kendine hak görmüyor. Kardeşini bulma mücadelesi onun kimliğine dönüşmüş durumda. Böyle olunca Leyla’ya hissettikleri, onu mutlu eden bir duygu olmaktan çok dikkatini dağıtan bir zafiyet gibi geliyor. Sevdiğini inkâr etmesinin nedeni sevgisizliği değil; sevmenin onu yolundan çevireceğine inanması.

Leyla’da durumlar farklı. İlk andan beri duygularının arkasında duran, ne istediğini bilen, sevdiği için her şeyi göze alabilen biri. Maddi koşulların verdiği şımarıklık Leyla’ya uğramamış. Annesinden bir türlü göremediği kabulü arkadaşlık ilişkileriyle tamamlamaya çalıştığını izliyoruz. Ezgi yanında olmasa Leyla’nın içini açabileceği kimsesi yok etrafında, Aras bile.

Leyla’nın geçmişte yaşadıklarına ve yanık izinin hikayesine henüz tanıklık etmedik. O kapı açıldığında çok daha derin bir karakter izleyeceğimiz belli. Ancak şu an için “Leyla’nın, aşk hayatına üzülmekten başka derdi yok.” eleştirileri bana gerçeklikten oldukça uzak geliyor. Çünkü o yaşta insan, hayattaki en büyük sorunlarının yanında en büyük duygularını da aynı anda yaşayabilir. Sevdiği kişiyi hayatının merkezine koyan bir Leyla izlemek bu yüzden bana yapay değil, aksine yaşına son derece uygun ve oldukça organik geliyor.

“Çocuk ne yapsın?”
“Bir kere iyiyim desin.”
 
Leyla, Aras için başta ailesini karşısına almak üzere her şeyi göze alabilecek bir karakter. Yeter ki Aras iyi olsun, Aras gitmesin, Aras’a bir şey olmasın… Oysa Leyla’nın içini rahatlatmaya Aras’ın tek bir “İyiyim.” demesi bile yeterli. Fakat aynı bölüm Aras, iyi olduğunu herkese söyleyip bir tek Leyla’ya susuyor.

Birini sevdiğinizde karşınızdakinin ağzından dökülen her kelime, sözlükteki anlamını geride bırakıp bambaşka bir önem kazanıyor. Bazen tek bir cümle, uzun açıklamalardan çok daha kıymetli hale geliyor. Leyla da Aras’ın ağzından çıkacak en küçük sözü bekliyor; çünkü onun kuracağı tek bir cümle, geri kalan herkesin saatlerce anlattıklarından daha değerli.

Aras’ın Deniz’e saçlarını beğendiğini söylediği günden sonra Deniz, Leyla’nın gözünde dünyanın en güzel saçlarına sahip oluyor. O an kendi saçlarına dokunuyor, güzel olup olmadığını Ezgi’ye soruyor. Sevdiği insanın bir başkasına yönelttiği küçücük bir iltifat bile kendini sorgulaması için yetiyor. Belki bu sefer farklı bir cevap alırım umuduyla derdini defalarca anlatmaya çalışıyor. Aras’ın ondan sakladıklarını da “Bir bildiği vardır.” diye içine atıyor.

Oysa Leyla’nın beklediği hiçbir zaman büyük jestler olmadı. Aras’ın sevgisini haykırmasını ya da bütün sorunlarını açıkça onunla paylaşmasını istemedi. Sadece kendisini dışarıda bırakmamasını, iyi olduğunu önce ona söylemesini ve onu hayatının dışında tutmamasını bekledi.
 
“Herkese yer var burada, bir tek bana yok. Bunu da görmüyorum sanma. Bu arada? artık beni görünce eskisi gibi gülümsemiyorsun. Düşmanınmışım gibi. Düşmanınımdır belki de.”
 
Aras’ın Akkayalara olan öfkesini, her şeyden bihaber olan Leyla’ya da yansıtması çok acımasızca. Hiçbir şey bilmediği halde Aras’ın kendisine düşman olabilme ihtimalini düşünür olmuş. Leyla bu sözleri sarf ederken Aras’ın, başını kaldırıp Leyla’nın yüzüne bakamaması; yaşattığı bu durumun farkında olduğunu gösteriyor. Suçluluk duygusu ve bastırmaya çalıştığı sevgisiyle nasıl baş edeceğini o da bilemiyor ama düşünmemeyi seçiyor.

Aras’ın asıl savaşı Leyla’yla değil, kendisiyle. Bir yanda yıllardır sırtında taşıdığı sorumluluklar, diğer yanda ilk kez gerçekten birine bağlanmanın ağırlığı var. Leyla’yı her uzaklaştırışında aslında kendi hislerinden kaçıyor. Çünkü sevdiğini kabul ettiği an, yıllardır kurduğu o sağlam duvarların da çatlayacağını biliyor ve bu yenilgiyi üstlenmek istemiyor.

Belki de Aras ve Leyla’yı bu kadar etkileyici yapan şey, birbirlerini çok sevmelerine rağmen bunu doğru şekilde yaşamayı henüz öğrenememiş olmaları. Biri sevgisini korumak için susuyor, diğeri sevgisini korumak için konuşuyor. Biri vazgeçerse amacını kaybedeceğinden korkuyor, diğeri vazgeçilmekten. Tam da bu yüzden ilişkileri kusursuz hissettirmiyor; gerçek hissettiriyor. Daha 17, gençlik aşkını yalnızca romantik anlarla anlatmıyor. İlk kez birini sevmenin beraberinde getirdiği korkuyu, gururu, yanlış zamanlamayı ve iletişimsizliği de aynı cesaretle gösteriyor.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER