The Death of Robin Hood: Robin Hood Mitinin Parçalanışı

The Death of Robin Hood: Robin Hood Mitinin Parçalanışı
Robin Hood… Kötülerin, soyluların, zenginlerin düşmanı; iyilerin, halkın, fakirlerin dostu, yoldaşı… Yeşil taytlı, oklu, güçlü bir kahraman… Attığını vuran, zenginleri soyup bu paraları fakirlere veren yüce gönüllü bir insan… Yüz yıllardır bu şekilde bilinmektedir Robin Hood. Gerçekten böyle birisi var oldu mu bilinmiyor ama 12. Yüzyıldaki söylencelerde, efsanelerde çiftçi bir kahramanın varlığından, fakir halkı krala karşı koruduğundan sıklıkla bahsedilir. Zamanla “çiftçi Robin” miti değişip soyluya da dönüştü. Filmlerde ve kitaplardaysa onu genelde çiftçi olarak izledik/okuduk. Bu yıla dek çekilen bütün animasyonlarda, filmlerde ve dizilerde genç veya orta yaşlı fark etmeksizin hep kahraman Robin Hood portresine yer verildi. Kevin Costner’lı film, Errol Flynn’in filmleri, Douglas Fairbanks’li filmler, Russell Crowe’lu film, Taron Egerton’lı içler acısı film, Disney’in 1900’lerdeki animasyonları ve nicesi… Robin Hood bir haydut olsa da iyi yüreklidir, kahramandır, ezilenlerin sesidir, zenginlerin düşmanıdır.

Eğlence sektöründe farklı bir Robin portresini en azından bu yıla dek görememiştik. Senarist-yönetmen Michael Sarnoski yeni filmi The Death of Robin Hood’da yüz yıllardır işlenegelen klişeleri, “kahraman Robin Hood miti”ni paramparça ediyor. 14. Yüzyıldan beri anlatılagelen pek çok Robin klişesi bu filmde dışarıda bırakılıyor. Amaç karaktere bambaşka bir perspektiften bakmak. Diğer uyarlamalarda genç veya orta yaşlı (30-40 yaşlarında) bir Robin portresi mevcutken burada onun yaşlılığına odaklanılıyor. Robin yaşlanmış durumda. Saçlarına aklar düşmekle kalmamış, siyaha dair tek bir tel kalmamış. Yüzü, bedeni çökmüş. Aşırı yorgun Robin. Efsanevi bir ölüm peşinde olsa da yine de kan akıtmaya devam ediyor. Vahşi bir Robin Hood’la karşılaşıyoruz film başlar başlamaz. Daha ilk dakikalarda babasının intikamını almaya çalışan bir kızı hunharca katlediyor. Bu kana dair açlık neredeyse 40 dk boyunca sürüp gidiyor. Bu 40 dk’da gördüğümüz Robin portresinin eskilerle uzaktan yakından alakası yok. Çocukları da, kadınları da soğukkanlılıkla katledebilen, tamamen hayatta kalmaya odaklanmış, vahşi mi vahşi bir portreyle karşılaşıyoruz. Kahramanlıktan, yüce gönüllülükten, zenginden alıp fakire vermeden eser yok. Hatta ilk 40 dk’da kalbi taş bağlamış bu karakteri direkt “villain” (kötü karakter/düşman) safına koyabiliyoruz. Ortada neredeyse Game of Thrones’dan fırlamış gibi duran vahşilikler mevcut. Sarnoski bu 40 dk’da Robin Hood mitini görsel olarak paramparça ediyor. Öte yandan bu yetmeyince direkt Robin üzerinden efsanenin üstünde tepinmeye başlıyor senarist. Robin kendisiyle alakalı efsaneleri, hikâyeleri anlatanları her seferinde yalanlar. Dostu Edward’ın kendisiyle alakalı bir anısını bile “Öyle bir şey yaşamadık, bir adamı çırılçıplak soymadık” diyerek yalanlar. Robin kendisiyle alakalı tüm hikâyelere, efsanelere sırtını dönmüş durumda. Hiçbirinden hoşlanmıyor. Böylelikle bir mit paramparça ediliyor. Görselde de, repliklerde de kahraman Robin miti yıkılıyor. 

The Death of Robin Hood bu şekilde yüz yıllık külliyatından (görsel külliyat -dizi, film, oyun vs- diyelim) farklılaşıyor. Hem yaşlı, hem de kötü kalpli, vahşi Robin portresiyle yıllarca hatırlanabilecek bir film oluyor. Vahşilikle geçen, karanlık bir 40 dk’dan sonra yaralanmış Robin’in hem bedenen, hem de kalben iyileşmesine odaklanılıyor. İlk 40 dk’da tempo ne kadar yüksekse sonrası bir o kadar farklı. İlk etapta hızın yavaşlaması, karakterin ayağa kalkma çabasından ötürü normaldir. Ama ilk 40 dk’dan sonrasının tamamı -benzetmemi mazur görünüz- Nuri Bilge Ceylan filminin sakinliğine kavuşunca film hayal kırıklığına dönüşüyor. İyi başlayan, ilerisi adına umut vaat eden filmin adalı, manastırlı, rahibeli kısmı bekleneni veremiyor. Bu andan itibaren bambaşka bir filme evriliyor. Böylesi vahşi girişli bir filmden beklenecek efsanevi ölüm de Robin’e bahşedilmiyor. Sarnoski her ne kadar Robin’in taş kalbini bu manastırda yumuşatsa da ona istediği, dilediği efsanevi ölümü vermiyor (izleyicinin beklentileriyle de bir güzel oynanmış oluyor, zira izleyici de klasik bir Hollywood filmi gibi çatışmalı bir final bekliyor). Film 40 dk’dan sonra nasılsa o şekilde bitiyor. Sıradan bir ölümle... Bu aşamaya gelene dek filmi heyecanlı kılabilecek tüm olasılıklar reddediliyor, çatışmaların üzerine gidilmiyor. Misal eşi Robin tarafından öldürülen rahibenin Robin’le çatışmasının üzerine gidilmiyor. Ya da ailesinin intikamını almak isteyen Arthur yan öyküsü de kötü işleniyor. Robin-Little John dostluğu da alelade bir şekilde geçiştiriliyor. Sarnoski orta metrajlı bir öyküden 2 saatlik bir drama, bir kefaret filmi çıkarmaya çalışırken bocalayıp aşırı yavaş tempolu, derinliksiz bir filme imza atmış oluyor finalde.

Halbuki dediğimiz gibi Little John-Robin arkadaşlığı üzerinden vahşi de olsa iyi bir yan öykü çıkabilirdi, üzerine gidilmiyor. Rahibe-Robin çatışması üzerinden bir kefaret öyküsü çıkabilirdi, kısa sürede bu çatışma harcanıyor. Margaret-Robin üzerinden bir baba-kız öyküsü çıkabilirdi. Bunun da hakkı verilmiyor. Kalan sürede oradan oraya gezen, kalbi yumuşayan, bir yandan fiziken toparlanırken beri yandan da ölüme hazırlanmaya devam eden bir Robin Hood izlettiriliyor bizlere. Ama geriye tek boyutlu karakterler kalıyor. Little John’ı pek tanıyamıyoruz. Rahibe kendisini, dramını anlatıyor ama yine de yeterince derinleşemeyip standart iyi niyetli bir kadın olarak kalıyor. Ama en önemlisi Robin… Geçmişine dair hiçbir şey söylenmiyor. Geçmişteki haydutluk döneminde pek çok kişiyi katlettiğini, bu kişilerin yakınlarının da intikam amacıyla sürekli peşinden geldiğini ve bir kısır döngü olarak bunun devam ettiğini belirtiyor. Bunun dışında geçmişe dair efsaneleri yalanlama dışında bir done vermiyor Sarnoski. Yönetmen, krallarla mücadele eden efsanevi kahramanı kötü bir karaktere çevirirken onu derinleştiremiyor (karaktere sebepsizce insan katlettiriyor!), alabildiğine yüzeysel bir kendi nefretinde boğulan, yaşlanmış, vahşi bir haydut portresine imza atıyor. Bu filmdeki Robin Hood neden bu kadar kana susamıştır, neden çoluk çocuk kadın erkek demeden önüne geleni katletmektedir, geçmişte ne yaşamıştır da bu vahşi noktaya ulaşmıştır? Little John ne yaşadı da başkasını öldürüp toprağına çöküp sonra eşi ve kızı rehin alınınca Robin’den yardım ister hâle gelmiştir? Hiçbirinin yanıtı yoktur. Elde bağımsız film temposuzluğunda bir iyileşme, arınma kolajı mevcut. Bir de miti parçalarken oluşan boşluğu dolduramama… Rahatlıkla iki saati dolduran kahraman, yardımsever Robin Hood öyküsü dışlanınca yerine iki saatlik bir öykü konamamış. Sorun da budur.

The Death of Robin Hood iyi başlayan, sürükleyen, ilerisi adına umut vaat eden ama 1. Saatinden sonra nefesi tükenen, 20 dk’lık öyküyü 40 dk boyunca uzattıkça uzatan, aslında orta metrajlı bir hikâyenin 2 saate uzatıldığı bir hayal kırıklığı ne yazık ki… Robin Hood’a farklı bir perspektiften bakılması, mitin parçalanması dışında elle tutulur, konuşulur bir tarafı yoktur. Öyle ki yönetmen adeta yerli dizilerimiz gibi süreyi doldurmak adına filme en az 3 şarkılı sahne koyuveriyor. Bu arada bitirmeden Logan’a da değinmemiz gerekir. Sarnoski için aslında direkt Logan’dan yola çıkmış diyebiliriz. Hatırlanırsa Logan filmi, Wolverine’in yaşlılığına, yeteneklerinin körelmesine, yüreğinin katılaşmasına, beri yandan kefaretine odaklanıyordu. Ölmeme lanetinden muzdarip kahramanımız kendisi gibi mutant olan bir çocukla tanışınca hayatının bu son deminde bir amaca kavuşuyordu. The Death of Robin Hood, Logan’ın bir remake’i gibi duruyor. Logan’ı mükemmel yapan şeylerse burada yok ne yazık ki (amaç yok, sebep yok, arkaplan yok, alt metin yok, eylemler niye yapılıyor belirsiz). Film de dönemini hiçbir şekilde yansıtamıyor. Başta M.S. 1200 diye yazılmasa anlaşılamayacak bir mekân kullanımı mevcut. Yanlış ellerde vasatlaşan bir film. Logan’ın yönetmeni James Mangold veya bu tarz Ortaçağ’a dair karanlık öykülerin yönetmeni Robert Eggers’ın elinde bambaşka bir filme evrilebilirdi. Ne yazık ki şu haliyle bekleneni veremiyor The Death of Robin Hood.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER