Büyük bir çoraklığın içindeyiz. Dizi ve film sektöründe
süregelen sektörel bir kuraklığın…
Senaryolar birbirinin aynı, oluşturulan karakterler başka
hikayelerden ortak ya da ortaklığın da ötesinde bire bir kopyası. Bu kopyalar
ve çoraklıklar beni yeni ve benzersiz hikayelere sürüklerken, yakınında geçmeye
korktuğum, bana uzak olduğunu düşündüğüm Dune evreni ile kesişti yolum. Filmi
izledikten sonra hiç vakit kaybetmeden serinin tüm kitaplarının siparişini
verdim ve bu bir çorak sistem ekolojisi içinde serpilip büyüyen hikâyenin
aslında hiç de çorak olmadığının içinde bin bir türde açan birçok filizin saklı
olduğunu keşfettim ve benim gibi bu evrene korkuyla yaklaşanlar için aldım
kalemi elime ve başladım bu özel evreni sizlere anlatmaya.
Gezegende Zaman 101- 191 Tarihlerini Gösteriyordu:
Tüm gezegenlerin ve imparatorlukların en değerli madeninin
melanjın (bunu sizlere ayrı bir paragrafta anlatacağım) tek kaynağı olan Dune
olarak da anılan çöl gezegeni Arrakis’in yönetimi Dük Leto Atreides’e geçer.
Dük Leto Atreides, gezegeni huzur ve barış içinde yönetip, melanjı bir silah
olmaktan çok, ekolojik kalkınmayı sağlayacak bir doğal güç olarak kullanmayı amaçlar.
İnsan yaşamını ve insan üstü düşünce gücünü her şeyin üstünde tutar.
Dükün Cariyesi ve hayat arkadaşı Bene Gesserit Leydi
Jessica, düke gezegende melanjdan daha değerli olabilecek tek şeyi bir varisi
verir. O günden sonra Paul, dükün her şeyi olur. Dük, her gücün ve her
zenginliğin bir bedeli olduğunu çok iyi bilmektedir. Bu yüzden Jessica ve
birkaç danışmanından başka kimseye güvenmez ama bir yanı kötülüğün sessiz
adımlarını hep hissetmektedir. Düşman imparatorluklar Dük Leto’ya karşı
içlerinde taşıdıkları zehri artık daha fazla tutamazlar. Melanjın ve
gezegendeki gücün kendilerinde olmasını isterler. Arrakis’te huzur ve barış
tamamen bozulur. Barışın yerini kanlı ihanetler alır. Dük öldürülür, Jessica ve
Paul kendilerini Arrakis’in çok uzağında adlarını çok duydukları ama
karşılaşmaktan da hep korktukları Fremenler’in yani çölün efendilerinin yanında
bulurlar. İhanetlerin bir bir çözdüğü korku düğümlerinin birinci halatı,
Paul’u; kendini bulma yolculuğunun tam içine doğru götürür. Bu korku halatı ya
Paul’un boynuna dolanıp onun sonu olacak ya da en yükseklere tırmandıracaktır.
Dune filmini
izlerken ana duygulardan ve temalardan birinin korku olduğunu görüyoruz.
İnsanın bilinmeyene en çok da kendi bilinmezine olan korkusunu. İmparatorluklar
Dune de kendi hakimiyetlerini kurmak isterken önlerine çıkan tek engel yine
kendileri oluyor yani korkuları….
“Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku mutlak yıkım
getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip
gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için
iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca
ben kalacağım.”
Korku Haladının Diğer Düğümleri:
Harkonnen Hanesi: Dune evreninin en eski ve en köklü
hanedanlarından biri olan Harkonnen Hanesi, Dune evreninin en korkusuz ve
karanlık hanesidir. Küçük bir aile iken korkunun ve acımasızlığın gücüyle karşı
konulamaz bir hanedanlığa dönüşen Harkonnenler, başlarda Giedi Prime denen
oldukça soğuk ve her mevsim karlı bir gezegende yaşayan, balina kürkü ve eti
ticareti ile uğraşan bir aileydi. Kurnazlıkları ve ticaret ustalıkları onları
ahlaki ve etik değerlerden giderek uzaklaştırıyordu. Harkonneler, tüm evrende
ticareti ve askeri gücü ellerinde tutan tek hanedanlık olmak istiyorlardı ve bu
yolda her şeyi mübah olarak görüyorlardı. Harkonneler için ihanet etmek ve
arkadan iş çevirmek yükselmek için gerekliydi. Dune gezegeninde kimseye yem
olmadan ayakta kalabilmek onur duygusuyla asla mümkün olamıyordu. Bu yüzden Dük
Leto Atreides’e ihanet ederken de asla vicdan azabı çekmediler çünkü
Harkonneler’in lideri Baron Vladimir için melanjdan ve onun sayesinde elde
edeceği güçten daha kutsal hiçbir şey yoktu. Melanj kimin kontrolündeyse güç
ondaydı. Bu yüzden Arrakis’e hükmeden sadece kendisi olmalıydı. Korku halatının
baş düğümü Baron, zaferinin geçici olduğunu ve korkuyla yazılmış kaderlerin çok
çabuk silinebileceğini henüz bilmiyordu.
“Can düşmanı Harkonnenları anlamaksızın Muad’Dib’i anlamaya
yeltenmek yalanı bilmeden gerçeği görmeye yeltenmektir. Karanlığı görmeden
ışığı görmeye yeltenmektir. Böyle bir şey mümkün değildir.”
Atreidisler: Gezegendeki en büyük hanedanlardan biri
olan Atreides Hanedanlığı, Dük ünvanı olan Atreidesli erkekler tarafından
yönetilmekteydi. Tüm gezegeni ayakta tutan melanj yani baharat hasadı da
Arrakisli Dük Leto Atreides’in elindeydi. Dük, gücün kurbanı olmaktansa o gücü
halkı için kullanmayı amaçlıyordu. Tek dileği barış dolu bir gezegende tek
varisini büyütüp, yetiştirebilmekti. Dük Leto ne Fremenler’e düşmanlık duyuyor ne
de baharat hasadının bereketiyle kendinden geçiyordu. Bu onurlu yaşam
düşmanlarını harekete geçirdi ve dükün sonu oldu. Dük Leto hain bir suikaste
kurban gitti. En güvendiği danışmanı tarafından sırtından bıçaklandı. Dükün en
büyük korkusu barıştan uzak bir Arrakis’ti ama bu yanlış bir korkuydu, dükün
asıl korkması gereken en güvendikleriydi.
Dükün ölümüyle
Atreideslilerin sonunu getirdiklerine inanan herkes aslında yıllardır kendi
sayfalarında uyuyan bir efsanenin uyanmaya başladığını, Lisan’Ül Gayb adının
haykırıldığını duymaya başladılar. Sayfasında sessizce uyuyan bir korku daha
ete kemiğe bürünüp dirilmeye başlamıştı ve bu korku Atreides hanedanlığını
bambaşka yerlere taşıyacaktı.
“Şu onurlu bayrak,
birçok kötülüğün simgesi haline gelebilir…”
Fremenler: Fremenler, çölün, gizemin ve bekleyişlerle
dolu bir umudun içinde yaşayan, özgürlük meşalesini hiç sönmeyene dek yakmaya
çalışan büyülü bir halk…
Melanjın yani baharatın tek kaynağı Arrakis’te yani Dune de
yaşayan Fremenler, imparatorlar, dükler ve liderler tarafından hep küçük, zayıf
ve ilkel bir halk olarak görülüyorlardı. Fremenler yabaniydi, başkaydı,
ötekiydi. Efsanelerin içinde yaşıyorlardı. Onlar daha gezegen bulunmadan önce
var olmuş, Zensünni gezginler idi. Zamanla büyümüş ve bir tarikat haline
gelmişlerdi. Nereye gitseler kültürlerini ve umutlarını da beraberlerinde
götürdüler. Çöl, herkesin korktuğu bu yeryüzü Fremenler’in hayatta kalabilmek
için en büyük kalkanı olmuştu. Fremenler’in en büyük korkusu susuz bir yaşamdı.
Onlar sudan geldiğimizi ve sonumuzun yine suyla olacağını düşünüyorlardı. Bu
yüzden bu kurak sistem ekolojisinde onlar suyun varoluşunu temele alıyorlardı.
Su biterse yaşam da biterdi. Fremen halkı ölülerini suyla karşılar ve yine su
ile uğurlarlardı.
Fremenler, gözlerinin
maviliği ile tanınırlardı. Bu mavilik melanjın yani baharatın yoğun
etkisindendi.
Dune filmini izlerken
ve okurken Fremenler benim için ayrı bir yere sahip oldu. Çünkü Fremenler Arap
coğrafyasından, kültüründen, tarihinden büyük izler taşıyorlardı. Korkuya karşı
korkusuzluk, korkaklığa karşı daima cesaret yolunu seçen bu halk, şimdi kendi
özgürlükleri için büyük bir yaşam savaşı veren Filistin halkının bu serideki
bir yansıması gibiydi…
“Işıltı kentlerden
gelir, bilgelikse çölden…”
Dune ve Kadın:
Dune serisi erkek karakterlerin ve patriyarkal yönetim
yapılarının daha ön planda olduğu bir seri gibi görünse de aslında serideki tüm
gizemleri ve gücü kadınlar ellerinde tutuyorlar. İlk filmde adlarını sıkça
duyduğumuz Bene Gesserit’ler, rahibe analar ve gerçeği söyletenler serinin
diğer filmlerinde de Dune evreninin asıl sahiplerinin kimler olduğunu bize
üstüne basa basa gösteriyor.
Bene Gesserit: Gezegenin en büyük savaşlarından sonra
sadece kız öğrenci yetiştirmek amacıyla kurulan ve bu kızlara hem zihinsel hem
de bedensel eğitim veren en kadim okullardan biridir. Bu kadim okulun
varlığından sonra ortaya çıkan tüm baronları, imparatorları ve dükleri tir tir
titretmeyi başaran Bene Gesseritlerin en büyük gücü karşısındaki kişinin
korkularını ve zihnindeki tüm kapalı kapılarını kendi lehlerine
kullanabilmeleridir.
Rahibe Ana: Başlangıçların ilkinde zihin açıcı bir
kehanet zehrini bedenlerine alarak yani aslında kendilerini öldürüp başka biri
olarak yeniden dirilmeyi başaran rahibe analar, kehanet ve farkındalık gücünün
en yükseğine ulaşmayı başarmış Bene Gesseritlerdir. Dune evreninde asıl güç her zaman rahibe
anaların elinde olmuştur. Serinin devam filmlerinde ilahi güç askeri gücün
önüne geçecek, bu güç yeni bir cihadı yani savaşı başlatacaktır.
Artık yazımın sonlarına doğru gelirken sizlere filmde
adlarını sıkça duyduğunuz ama ne olduğunu anlayamadığımız bazı kavramlardan
bahsedeceğim.
Melanj: Baharatlar baharatı olarak da bilinen melanj,
Arrakis’e has bir üründür. Yaşlanmayı geciktirici özelliği ile bilinir. Dune de
tüm gücü elinde tutar.
Lisan’ül Gayb: Dış dünyadan gelen sestir.
Fremenler’in senelerdir beklediği kurtarıcı yani mesihtir. Serinin son filminde
tüm imparatorluklar Lisan’ül gaybın bayrağında birleşecektir.
Kuisatz Haderah: Serinin ilk filminde adını sıkça
duyduğumuz bu sıfat, kehanetleri ve öngörüleriyle evreni kurtaracak tek ve ilk
erkek Bene Gesserit’e verilen isimdir. (Filmi izlemeyenler burayı okumadan
geçsin zira bu ilk ve tek erkek Bene Gesserit Paul Atreides’ten başkası
değildir.)
Benim için bambaşka coğrafyalara, dillere ve dinlere açılan
bu evren dilerim ki sizin için de farklı kapılara açılır ve bu yazı bu evrene
olan tüm korkularınızı hafifletmeyi başarır. Seride hep duyduğumuz gibi
korkmayalım, korku katilidir aklın…
Herkese şimdiden iyi seyirler dilerim.