Nereden... Sektörün Başlangıcı ve Yükselişi
Dizi sektörümüzün 52 yıllık bir geçmişi mevcut. Yarım yüz yıldan fazladır dizi üretiyor, üretilenleri yurt dışına ihraç ediyoruz. İlk yerli dizimiz 1974 yılında tek kanal olan TRT’de başlayan Kaynanalar’dı. Sitcom türündeki dizinin 30 yıllık bir ekran ve sinema macerası mevcut. TRT’de başlayan dizi 90’ların sonunda Kanal D’ye geçtikten sonra finalini TRT’de gerçekleştirmişti. 30 yıllık bir ekran macerası olan dizi sanılmasın ki Arka Sokaklar gibi binlerce bölüme ulaştı. O dönemlerde sezonlar 10 bölümden bile az sürmekteydi (6-7 bölüm). Sürelerse en fazla 50 dakikaydı. Sektörü başlatan bu diziyi takip eden Aşk-ı Memnu (1975) dizisiyse yurt dışına (Fransa) ihraç edilen ilk dizi olmuştu.
TRT 70’ler ve 80’leri tek kanal olarak geçirdi. Dolayısıyla bütün diziler, TV filmleri, yabancı dizi ve filmler, programlar hep bu kanal için hazırlanmaktaydı. Kaynanalar dışındaki diziler ağırlıklı olarak edebiyat uyarlamalarıydı. Muhteşem bir yapım olan Çalıkuşu (1986), Küçük Ağa (1984), Dudaktan Kalbe (1988), etkileyici Aşk-ı Memnu (1975), Kiralık Konak (1979), Yaprak Dökümü (1988) ve daha nicesi... TRT kuruluşundan 90’lara dek uzun yıllar boyunca edebiyat uyarlamalarına ağırlık verse de orijinal yapımlara da yer verdi. Kaynanalar ile başlayan sitcom macerası, Kuruntu Ailesi (1985) dizisiyle devam edecekti. Bu dizi yayınlanırken durum komedisi türündeki Uğurlugiller (1988) başlayacaktı. TRT’nin yer verdiği türler sadece drama (klasik uyarlamaları) veya sitcomlar değildi. Fantastik türündeki Uzaylı Zekiye de 1988’de başlayacaktı.
TRT’nin bu uzun monopol dönemine birbirinden etkileyici yapımlar sığdırıldı. Bir yandan klasik romanlarımız dizileştiriliyor, böylelikle klasikler daha fazla kişiye tanıtılıyor, öbür yandan da yurt dışındaki popüler yapımlar (Dallas, Miami Vice, MacGyver, Knight Rider, Magnum P.I. ve nicesi) ekrana taşınıyordu. Tek kanal olduğu için ailenin tüm bireylerinin izleyebileceği yapımlara ağırlık verilmekteydi o dönemlerde. Ama kaliteden de şaşılmıyordu. Zaten bahsedilen yapımların senarist ekipleri incelenirse Turgut Özakman, Osman F. Seden gibi pek çok değerli ismin senaryolara katkıda bulunduğu da görülebilir. 70’ler ve 80’ler TRT dönemi için "ailelere yönelik aileleri konu alan dizilerle dolu bir dönem" denebilir. Bahsedilen tüm orijinal dizilerde aileler üzerinden komik olaylara yer verilmekte, izleyiciye keyifli vakit geçirtilmekteydi.
Bu şekilde dizi sektörümüz, TRT’nin öncülüğünde ilk adımlarını attı, büyüdü. 90’lara gelindiğinde özel kanallar kurulacaktı. Cem Uzan’ın öncülüğünde Star TV 1990 yılında ilk özel kanal olarak yayın hayatına başladı. Onu 1992’de Show TV ve Flash TV, 1993’te Cine 5, atv, TGRT, Kanal D ve müzik kanalı olarak 1994’te Kral TV’nin kuruluşları takip edecekti. Zira 90’lar, Özallı yıllardı. Onun liberalleşme politikasıyla üst üste pek çok kanal kuruluyor, böylelikle devletin yayın alanındaki tekelleği (monopollüğü) kırılmak isteniyordu. Yasalar özel kanalların kuruluşuna izin verilecek şekilde değiştirilip (zira yasalara göre yayın hakkı sadece devletin, yani TRT’nin elindeydi 90’lar öncesinde, özel sektör bu alana giremiyordu) bu kanallar kurulunca bunları denetlemek için 1994’te RTÜK kuruldu.
Özel kanalların kuruluşuyla birlikte rekabet de 90’larda artmaya başladı. Bu durum dizi piyasasını hareketlendirdi. Dizi sayıları artmaya başladı. TRT 90’larda da üretmeye devam ediyordu. TRT’nin dizi politikası (ailelere yönelik Türk aile yapısını konu alan sımsıcak, komik, yer yer dramatik diziler) özelde de tekrarlanmaktaydı. 90’lar için TV'nin altın çağı denilebilir. Bu dönemde çekilen dizilere bir bakalım:
Bizimkiler (1989), Mahallenin Muhtarları (1992), Süper Baba (1993), Ferhunde Hanımlar (1993), Gülşen Abi (1994), Kaygısızlar (1994), Çiçek Taksi (1995), Bir Demet Tiyatro (1995), Çılgın Bediş (1996), Tatlı Kaçıklar (1996), Şaşıfelek Çıkmazı (1996), Kara Melek (1997), Sıdıka (1997), Ruhsar (1998), İkinci Bahar (1998), Ayrılsak da Beraberiz (1999), Sıcak Saatler (1998), Yılan Hikayesi (1999)...
90’larda birbirinden farklı türlerde dizilere yer verilmekteydi görüleceği üzere. Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları, Süper Baba, Kaygısızlar mahallelinin acı tatlı ilişkilerini, birbirleriyle çatışmalarını, aşkları ve politik gündemleri konu alırken Şaşıfelek Çıkmazı, Sıdıka gibi dizilerde merkeze kadınlar konup onların gündelik yaşamları işlenmekteydi. Tabii Yılan Hikayesi, Deli Yürek (1998) gibi aksiyon-polisiye-suç dizileri de ekranlarda yer bulmaktaydı. Gençler de dışlanmıyor, ben pek sevmediysem de Çılgın Bediş (1996) gibi gençlik dizilerine de yer veriliyordu ekranlarda. Kısacası devletin kanalında ve özel kanallarda dizi furyası yıllar ilerledikçe büyüyor, çocuklara da gençlere de yetişkinlere de diziler hazırlanıyordu. 90’larda kadınların merkezde olduğu fazla dizi dönemden ötürü yoktu ama kalite yüksekti. Mahallenin Muhtarları, Bizimkiler, Ayrılsak da Beraberiz, İkinci Bahar ve nicesi hızla klasikleşecekti.
Onlarca dizinin çekildiği, dizi sektörünün büyüdüğü 90’lardan sonra milenyuma geliyoruz. Kalite halen yüksek. Halen çarpıcı diziler yapılmakta. Yukarıda andığımız, mahallelilerin, ailelerin, arkadaşların acı tatlı ilişkilerini konu alan klasik diziler yine aynı temadaki Yeditepe İstanbul’la (2001) devam edecekti. Buna köylü ve şehirli üniversiteli gençlerin çatışmasını konu alan Yedi Numara (2000), yine üniversiteli gençleri konu alan Kuzenlerim (2002) ve Kampüsistan (2003), liselileri konu alan Lise Defteri (2003), Koçum Benim (2002) ve Hayat Bilgisi (2003), Perran Kutman’lı diğer dizi Üzgünüm Leyla (2002), Aliye (2004), Zerda (2002), Asmalı Konak (2002), Bir İstanbul Masalı (2003), Yunanistan’la ilişkilerimizi bir dönem kuvvetlendiren Yabancı Damat (2004), Evdeki Yabancı (2000), Avrupa Yakası (2004), Karadeniz dizilerinin en iyilerinden Gülbeyaz (2002), komedi dizisi En Son Babalar Duyar (2001), Okan Yalabık’lı Serseri (2003) ve Çapkın (2005) dizileri ve nicesi...
2000’lerin ilk yıllarında dizilerin odaklandığı karakterler yine halkımızdan seçilmekteydi görüleceği üzere (baklavacılar, liseliler, sporcular, üniversiteliler vs). Aslında bu durum TV’nin başlangıcından 2000’lere dek devam etti. TV altın çağında bizi bizlere anlatmaktaydı (bir bebeğin gözünden ailesini anlatan, bol dış sesli Dikkat Bebek Var (2000) diye bir dizi bile çekilebilmişti o zamanlarda). Üstelik birbirinden farklı janrlarda anlatılmaktaydı Türk toplumu. Tabii ki bir dönem rating rekortmeni olan dizilerin benzerleri o dönemlerde de çekilmekteydi. 2000’lerin başına Asmalı Konak damgasını vurmuştu. Rating rekortmeni dizinin finali sinema filmiyle gerçekleşmiş, akabinde bu diziyi benzer konseptteki Sıla (2006), Gurbet Kadını (2003), Aşka Sürgün (2005), Beyaz Gelincik (2005) takip etmişti. Hepsi de çok izlenecek, milenyum sonrası bir yanıyla da “aşiret dizileri” ile anılacaktı.
Her ne kadar 1975’te Aşk-ı Memnu dizisini Fransa’ya satmış olsak da sonrası pek gelemedi. 2000’lere dek yurt dışının ilgisini çekemedik. Ama 2000’lerde vizörü güneydoğuya çevirip oraya dair hikâyeler anlatınca Arapları (Ortadoğu) yakalamaya başlamıştık. 2000’lerle birlikte diziler Ortadoğu ve Balkanlara satılacak, bu durum yıllar ilerledikçe artacak, Türk dizilerine dair ilgi, İtalya’dan Latin Amerika’ya dek pek çok yere sirayet edecek, ihracat tutarı milyar dolarları bulacak, Hollywood oyuncuları bile ailelerinin dizilerimizi izlemeden geçemediklerini belirteceklerdi.
2000’lerde çekilen dizilere baktığımızda aralarında devrimcileri konu alan Hatırla Sevgili, Çemberimde Gül Oya (2004) da var, Millî Mücadele dönemini konu alan Karayılan (2007), Kurşun Yarası (2003), Kırık Kanatlar (2006) da var. Solcuların 60’lar-80’ler arası yaşamları, devrim çabaları Hatırla Sevgili’de ve Çemberimde Gül Oya’da yansıtılırken Atatürk'ün ve halkımızın işgalcilerle mücadelesi pek çok diziye taşınmaktaydı.
Özetle; TRT’nin kuruluşundan 2000’lerin sonlarına doğru dizi sektörümüzde her janrdan, toplumun her kesimine odaklanan, politikaya da yer veren kaliteli dizilere imza atıldı. Şüphesiz hatırlamak istemeyeceğimiz kadar kötü diziler de çekildi gerek 90’larda, gerekse 2000’lerde. Tutan dizilerin hepsi de iyi değildi. Şu dönemde açıp izlesek ‘cringe’ gelebilecek yapımlar da mevcuttu. Yine de 2010 öncesi sektörde bir çıta vardı ve izleyicileri ekrana çekebilecek yapımlara imza atılabiliyordu. Bu toprakların her dönemiyle alakalı diziler yapılabiliyor, Hatırla Sevgili dizisinde Süleyman Demirel’in bitmek bilmeyen başbakanlığıyla alakalı “Hep başbakan Süleyman” adlı Fikret Kızılok imzalı şarkıya yer verilebiliyordu. Diziler maksimum 2 sezon sürüyor, 2. Sezonun sonunda dizi bitiriliyor, dizinin yıldızı başka bir dönem başka bir diziyle ekranlara dönüyordu. Sürelerse 2000’den itibaren 80 dakikaya yükselmişti.
Nereye… Sektörün Çöküşü
Eskiden bir kanalda akşamları ana haberlerden sonra iki dizi yayınlanırdı. İlk dizi 22 civarı biter, onu başka bir dizi takip ederdi. Sonraları kanallar akşamı tek diziyle doldurmaya başladılar. Dizi önceki bölümün özetiyle başlıyordu. Bu durum sonraları sürelerin giderek uzamasına sebep oldu. Özet, sonrasında reklam kuşağı, ardından yeni bölüm ve birkaç reklam kuşağı derken dizilerin bitişi 23’ü buluyordu. Süreler 80’den 90’a, 90’dan 120’ye, 120’den 150 dakikaya dek yükseldi. Süreler artıkça dizinin bitişi gece yarısını geçiyordu. Bu durumun sürdürülebilir olduğu düşünülmüyor, bu sebepten protesto ediliyordu (“Yerli Dizi Yersiz Uzun”) ama sürdürülebildi. Zira dizi süreleri halen epey uzun. Uzama sebebiyse yapımcıların bir bölümü üçe bölerek yurt dışına satabildiklerini fark etmeleriydi. Bir de ne kadar çok reklam kuşağına yer verilirse popüler dizilerde gelir o kadar artıyor. Bu sebeplerden süreler uzadıkça uzadı. Uzadıkça kalite düştü. Çünkü her hafta 3 saatlik dizi yazmak normal ve kolay bir şey değil. Her haftaya film uzunluğunda bölümler yazılıyor, yazıldığı yetmiyor bir de çekilebiliyor, kurgulanabiliyor. 3 saatlik dizi yazınca mecburen klişelere de, kolajlara da yer veriliyor. Bu durum 2000’lerdeki Hayat Bilgisi’nde de mevcuttu. Süreyi doldurmak amacıyla oyuncuların efkârlı efkârlı yürüdükleri, önceki bölümlerden sahnelerin resmi geçit yaptığı, dönemin popüler hüzünlü şarkılarının 3-4 dk boyunca çaldığı sahneler 2000 sonrasındaki dizilerde ama özellikle 2007 ve sonrasında mevcut. Kendi ceza sahasında paslaşıp duran futbolcular gibi süre dolsun diye birbirinden kötü, ‘cringe’ klişelere de, müzikli-şarkılı kolajlara da yer veriliyordu. Sektörü çöküşe götüren ilk şey bu süreler oldu.
Dünyada hiçbir senarist her haftaya kaliteli 3 saatlik bölümler yazamaz. Üstelik yabancılarda senarist odaları, senaryo grupları mevcut ve her bölümü farklı senarist kaleme alırken bizde diziyi kim başlattıysa o tamamlıyor, o kişi tek başına yüzlerce saatlik sezonlar kaleme alıyor. Başta yurt dışında heyecanla izlenen dizilerimizle artık dalga geçiliyor. Özellikle bitmek bilmeyen bakışmalar, dakikalarca süren diyalog-monologsuz sahneler, içler acısı entrikalar, bağırış çağrışlar, insanın kanını donduran şiddet sekansları, birbirinden kötü aksiyon - çatışma sahneleri, içler acısı alt metinler ve nicesi… Sektör 2000’lerde alarm veriyordu, bu durum umursanmadı. Süreler uzatıldıkça, rating cihazları her dönem farklı kitlelere dağıtıldıkça diziler kötüleşti. 2010’larla birlikte ratingler de çakıldı. 3-5 ratinglerle sezonu bitiren diziler mevcut, ki eskiden 5 ratingli dizinin gözünün yaşına bakılmazdı.
Sektördeki çeşitlilik de bitti. Eskiden komediden drama, tarihi diziden bilimkurguya, sitcomdan aksiyona, polisiyeye dek her janrda diziler üretilirken 2010’lardan sonra çeşitlilik alabildiğine azaldı. Ratingler düştükçe tüm kanallara aynı diziler yapılır oldu. Risk alınamıyor, farklı dizi yazılamıyor, 3 saatlik dizi yazmaya alışan senaristlerden iyi diziler çıkamıyor. Netflix’in gelişi, üstüne BluTV ve nicesinin kuruluşu da ulusal kanalların ratinglerini düşürdü. Ama Netflix’in gelişi başta sevindirse de sonrasında aynı esnaf kafasıyla dijitale de diziler yapıldığından sektörün dirilme şansı kalmadı. Evet, dijitale yapılan dizilerin bölümleri maksimum 50-60 dk, sezonu ise 8-10 bölüm civarı. Yine de senaristlerimizden iyi diziler çıkamıyor. Netflix TR 10. Yılını kutlasın, bu platforma yapılan iyi diyebileceğimiz tek bir dizi olmadı. Masum (2017), Şahsiyet (2018) gibi tek tük iyi dizi yapılabildi dijitale.
Sektör bitik durumda. Öyle ki yılların dizisi Arka Sokaklar’ın bir bölümü reklam bulunamadığı için yayınlanamadı. Markalar diziye reklam vermediklerinden o haftaki bölüm es geçildi. Aynı şey yakın zamanda sona eren Kıskanmak (2025) dizisinde de oldu. Onlarca reklamlı dönemlerden reklamsız döneme… Deniz kurudu. Reklamverenler reklam vermiyorlar, reklam bulunamayınca 30 yıllık dizi bile yayınlanamıyor. Yayınlanamıyor, zira dizi epey maliyetli hale geldi. Besbelli yurt dışı satışları da yeterli olmuyor. Sektörün bitiren diğer şeyse sosyal medya bağımlılığı ve teknolojinin yükselmesi. Gençler TV izlemiyorlar. Instagram, TikTok, YouTube ve nicesinde vakit geçirmekteler. TikTok’a ve Instagram Reel’lerine alışanları 3 saatlik dizilerin karşısına oturtmak mümkün değil. Bunun yerine Netflix’teki, Disney+’taki, HBO Max’teki dizilere bakılıyor.
Durum bu şekilde. Vatoz gibi dibe vurup yükselme şansı var mıdır? Doğru politikalarla sektör pekâlâ kurtarılabilir. Bu topraklardan anlatılabilecek yüzlerce hikâye mevcut. Şu an kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı entrikalarla, kavga gürültülerle, şiddetle dolmuş diziler ekranı doldursa da farklı janrlarda anlatılabilecek pek çok öykümüz mevcut. Üstelik edebiyatımızın hakkını da verebilmiş değiliz. Tekrar edebiyata da yönelip klasikler uyarlanabilir, başlangıçta (1970’lerin sonu) olduğu gibi. Dileriz izleyicileri (özellikle gençleri) kötü etkileyen, set işçilerini mutsuz eden, yıldız oyuncuları gülünçleştiren, çok az kişinin izlediği diziler bırakılır ve kalite yükseltilir. Şimdilik bu olmayacaksa da ileride sektörün değişeceği kesin.