Tamam, hepiniz üzüldünüz ama bizim ciğer komple gitti!
Çocukların ve benim gibi ruhu hep çocuk kalanların erişemeyeceği saatlere koysanıza böyle damardan uyuşturucu aldırmalık sahneleri!
Şimdi ben, durdurak bilmeden ağladığım, sonunda bu defa başka olmak suretiyle ciğerimden yandığım Kiralık Aşk 54. Bölümü'nden sizlere sesleniyorum. Biraz yoruldum, biraz kırgınım, biraz da kızgın... Ve aynı ciğer yangınıyla kaleme alıyorum bu satırları... 

Bir yerde, "Susmakla konuşmak arasındaki tüm kararsızlığımda sen varsın." diye bir cümleye tanık olmuştum. O zamanki beni, öylesine güzel anlatıyordu ki... Hayatımda yer eden cümleler vardır, bu da onlardan biriydi. İyi bilirim; sevmeyi, gidenin arkasından bakmayı ve sevmeye devam etmeyi. Geçen zamanın yalnızca takvim yapraklarından ibaret olduğunu, dünyanın aslında senin için durmasının ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Bu yüzden Defne'yi anlıyorum. Fakat gelgelelim ki onu anlamam, haklı bulduğum anlamına gelmiyor. Haksız da demiyorum yalnız. Bundan aylar önce, Ömer İplikçi'nin ağzından dökülen bir cümle vardı, hatırlar mısınız? İki kişinin aynı anda haklı olamayacağını söylüyordu. Ve işte, yine aynı konuya bilmem kaçıncı kez parmak basıyorum. Defne de haklı, Ömer de haklı. Peki mesele ne? Mesele, Defne'nin Ömer'in haklı olduğu yanları görmek istememesi. Zamanında, Ömer'in de aynı hataya düşmesi gibi. 

Hayat da biraz böyle aslında. Aynı şeyleri, tekrar tekrar yaşatıyor bizlere, yerlerini değiştirerek. Edenin bulması mı yoksa yaşattığını yaşamadan ölmemek mi bunun tam karşılığı bilemiyorum. Yalnız, bugün burada, biraz adaletsiz bir biçimde yaşadığımızı düşünüyorum bunu. "Yapamam... Bana kızma ne olur..." diyerek bir not yazıp da Ömer'i terk eden Defne'yi hatırlar mısınız? Akabinde, onu dinlemeyi reddeden, çoraplarını çıkartıp duşa giren Ömer'i peki? "Ömer değil, Ömer Bey... Sen değil Defne, siz!" diye kulaklarımıza bizi inandıramayan Ömer'i? Evet, ben de hatırlıyorum. Sevdiği, güvendiği kadının "Nereye gideyim canım?" cümlesinin üzerinden yarım saat geçtikten sonra terk edilmişti. Akabinde, Defne'ye karşı, buz gibi bir Ömer olmuştu. Neden terk edildiğini bile bilmiyordu. Öğrenmek de istememişti. Güveni kırılmıştı. Kendini kandırılmış gibi hissediyordu. 


Hiç kıyamam dediklerin kıyıyor mu hep sana?

Bir zaman sonra, evlenme teklifi ettiği kadının, kendisine yalan söyleyip, rakip ve düşman şirket Tranba ile, kendisinden gizlice bir anlaşmaya vardığını öğrendi aynı Ömer. "Güvenmiyorum" deyip, terk etti Defne'sini. Çünkü sevdiği kadın, anlatmıyordu. Hiçbir şey anlatmıyordu. 


Kırılan hayallerin batıyor mu ruhuna?

Her şeyi açık açık konuşmak istedi bir gün yine Ömer. Ama Defne anlatmıyordu. Her şeyi kendi halledip de gelmek istiyordu. Ve bir gün... Kendince hallettiğini sanıp, Ömer'e koşarken; Ömer güvenip güvenmemesi gerektiğini ya da ne kadar sevildiğini bilmiyordu. Yalnızca, kendini aşka teslim etmişti. 


Anılar hepsi yalan... Anılar hep dört duvar... Geceler hepsi duman... Geceler hep dört duvar...

Bir gün... Yıllarca konuşmadığı dedesiyle barışması için oyun oynadı sevdiği kadın Ömer'e. Oyun oynanmasına göz yummak zorunda kaldı, sırtındaki kambur yüzünden. Ve Ömer, bileti sevdiği kadına kesti en önce. "İyi niyetinden emin değilim" dedi. Ben dahil herkes, Ömer'e yüklenirken; Ömer'in elli küsür hafta boyunca yaşanan her şeyden bihaber olduğunu ve Defne'sinin tutarsız hareketlerini kafasında hiçbir yere koyamadığını unutuyorduk. Unutmak istiyorduk. Çünkü işin içinden çıkamıyorduk. 


Canına yetti ama. Kanıyor durmaz yara. Üşüyor yalnızlığın, gel sarıl bana.

Yine de gururundan ödün verdi Ömer, sevdiği kadını seçti. Ve bir rüzgar yine çıksın istedi. Aşka teslim olmak, artık iki kişi yaşamak istedi. Güvenle, huzurla "bir" olmak istedi sevdiği kadınla. Ve bir gün... Defne ona, her şeyin bir oyunla başladığını, hayatına iki yüz bin lira için girdiğini ve bu oyunu herkesle beraber ona oynadığını söyledi. 


Seni ne yere ne de göğe koyamam canım diyen, bir vedaya sığdırıp gidiyor mu kalbinden...

Sevmenin ne demek olduğunu çok iyi bildiğimi söylemiştim. Siz ne yapardınız bilmiyorum ama ben arkama bile bakmadan giderdim. Çünkü dönüp de "Ne yalandı? Ne gerçekti?" soramayacak kadar kırılmış olurdum en orta yerimden. Dahası; alacağım cevaplara inanamayacak kadar "güven" denen duygudan uzaklaşırdım. Sizin hiç güveniniz kırıldı mı? Hayatta en güvendiği insan tarafından ihanete uğramış ve bu duyguya çoktan yüz çevirmiş birisi olarak soruyorum: Sizin hiç güveniniz kırıldı mı? 

Defne, canlı cenazeye dönmüş, kırk beş kiloya kadar düşmüş, acının dibini görmüş olabilir. Tüm sevdikleri, ellerinden tutup onu hayata döndürmeye çalışırken, Ömer'in yanında kim olmuş? Ömer'in yanında isteyebileceği, ona ihanet etmeyen bir kişi bile kalmamışken, kendini yollara vurduğunda, o da acının dibini görmüş oldu. Ömer, İtalya'da günü gün etmedi. Defne İstanbul'da ölürken, Ömer de İtalya'da öldü. Ölümün şekilleri her zaman aynı olmak zorunda değildir. Defne, ayağa kalkıp toparlanmayı ve herşeyi geride bırakmayı seçti; Ömer kendinden nefret edeceği hayatı. 

Günün sonunda, Defne kendini korumaya çalışırken, Ömer kendini cezalandırıyordu aslında. Defne neden ısrarla Ömer'e bu oyunu anlatamadı? Ömer çeker gider diye. Ve şimdi Ömer, bunun vicdan azabıyla, Defne'nin çıktığı cendereye kendi girdi. Şimdi Ömer'e neden kızdıklarını anlayamıyorum. Öğrendiğinde çekip giderdi hani, elli iki hafta bu sebeple yaşamadık mı bu karın ağrısını? Dikenli sır topunu, Ömer çekip gider diye batırmadık mı her yerimize? Çekti gitti işte. Ne bekliyorlardı da farklı ne oldu ki? Beş yaşındaki çocuğa, "Seni akşam parka götürücem." deyip götürmediğinizde de sizin karşınıza geçip, "Sen yalancısın" der haklı olarak, hesap sorar. Bu sebeple Ömer de çekti gitti ve pişman oldu. Asıl Ömer'in pişman olup dönmesini bekliyorlar mıydı? Kimse ağzını açmadan, kendi payına düşen hatayı anlamasını ya da? Asıl, Defne'nin Ömer'den dilemesi gereken bir özür var ortada; yaşayamadıkları aşklarının özrü... 

Şimdi her şeyin idrakında olabilmem için olayları çek etmem gerekiyor;

Defne: (Kandıran taraf)
*Kiralık aşktı.
*Bunu Ömer'e anlatacak bir çok zamanı vardı.
*Ömer'in ne tepki vereceğini çok iyi biliyordu.
*Herkes gibi, Ömer'i o da çok iyi tanıyordu.
*Gitti, nikaha beş dakika kala anlattı.
*Sonuçta, sevdiği adamla evlenemediği için acı çekti. 
*Unutmak istedi ama unutamadı, hâlâ acı çekiyor. 
*Yaralarını sardığı anda karşısında Ömer'i buldu, korkuyor. 
*Ömer'i hâlâ çok seviyor.

Ömer: (Kandırılan taraf)
*Nikahına beş dakika kala, hayatının aydınlanmasını yaşadı.
*Sevdiği kadın kiralık aşk çıktı.
*Defne'nin herkesle beraber kendisini kandırdığını öğrendi.
*Defne'yi rezil etmemek için "Evet" dedi.
*Kıyılan nikahı iptal etti ve İtalya'ya gitti.
*Sonuçta, sevdiği kadınla evlenemediği için acı çekti.
*Unutmak istedi unutamadı, hâlâ acı çekiyor.
*1 yıl boyunca düşündü ve Defne'yi tekrar kazanmak istiyor. 
*Defne'yi hâlâ çok seviyor. 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER