Bir taht ki; üstünde nice son nefesler...
Şehzadeler… Doğdukları ilk andan itibaren her biri, bir gün sahibi olabileceği o taht için yetiştiriliyor. Sonra bir gün, içlerinden yalnız biri belirleniyor. Diğerleri, tüm yaşamlarını adadıkları o tahtın güvenliği uğruna son nefeslerini veriyor. O yüzden, o taht, her defasında üstünde yalnız yedi cihanın padişahını taşımıyor. O taht belki de en çok, ölü şehzadelerin ve katledilmiş padişahın/padişahların(?) acı dolu çığlıklarıyla son nefeslerini taşıyor.
 
Şimdi, derdi “izleneni izleyici gözünden yorumlamak” olan bu sayfalarda, kalkıp Osmanlı’nın yönetim şeklini eleştirecek değilim, haddim de değil. Hatta “sen kimsin ecdadımıza kötü söz söylersin” demek için pusuda bekleyenlerin hedefi olmak, en son isteyeceğim şey… Ama gözün gördüğünü de söze dökmemek olmazdı ki! Elbette o taht birçok şey, ama en çok; o son nefesler işte…
 
Ahmed olmayınca eksik hissedenler birleşelim!

Muhteşem Yüzyıl Kösem 25. bölümüyle sonunda beklenen karmaşık döneme ulaştı. Ekrandaki hikâyeyi, olayların karmaşasından çok, karakterlerin içine düştükleri o karmaşaya verdikleri tepkiler için seven biri olarak, bayıldığım sahneler de vardı, içime sindiremediklerim de… Ama peşin peşin söyleyeyim; bak, hele bir Ahmet ölsün, Kösem o zaman Kösem olacak, diyenlerin beklediği ihtişam ve akıcılığı ben göremedim, beklemiyordum da...
 
Kösem’in devlet erkânını toplama yetkisinin ya da kurduğu “irademdir” cümlelerinin hükmü olup olmadığı gibi tartışmaları, bu konulara çok daha fazla hakim diğer RaniniTv yazarı arkadaşlarıma bırakacağım. Yalnızca, belki ileride "Bir kadının soğuk, sert, duygularını dışa vurmayan, hatta bir parça erkeksi biri olduğuna, sadece koltuğa dizini kırıp da oturması ile inanmam. Mesela bu kişi kızınca da narin, kadınsı tepkiler vermemeli" gibi cümleler kurarım. Ancak şu an ben daha çok Kösem&Halime düşman ittifakından başlamak niyetindeyim. 

Düşmanlarına karşı aynı cephede savaşıp, birbirlerinin kuyruklarına basmayan bu iki kadının ittifakını, ilk günden beri sevdim. Kösem’in “Mustafa tahta çıksın, Halime’nin ağzı kapansın, sonra yeniçeri, Mustafa’nın durumunu fark edip onu indirsin, tahta Osman çıksın, bu arada da ben de Halime ile anlaşıp devletin yönetimini elde tutarım” planı, kağıt üstünde iyi sayılabilir ama pratikte berbat! 
 
Oysa Halime'nin içinden şeytan çıkacağını bilmek için çok zeki olmaya gerek yok. Artık Mustafa'cık bile annesinin trollenmeyeceğini öğrendi.

Şimdi Halime’ye güvenip yola çıkmak bir kere saçma. Ha Kösem, Halime anlaşmaya ihanet ederse, Mustafa ve Dilruba’nın kellesini tehdit etti. Ama bu tehdidin ne kadar fos olduğunu gördük. Mustafa tahta çıkalı daha saniyeler olmuş, Halime dakika bir olmadan golünü atmış, Kösem’in elleri armut topluyor. Halime bunu söylediği anda, beklentim; dört bir yandan ağaların, ellerinde kılıçlar, urganlarla fırlayıp, Halime Team’i çevrelemesi ve kararı anında geri aldırmasıydı. Sen böyle büyük bir ateşle oynayacaksan önlemini neden almazsın gafil, demeyeyim de ne diyeyim şimdi? Hayır, bir de Osman’ı saraydan uzaklaştırmayı akıl ediyorsun, her yerde adamlarım var diye hava atıyorsun, ama Halime daha ilk raundda seni nakavt etti be canısı! 
 

Yazı devam ediyor. 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER