Beş ölçek aşk, iki ölçek tarih: Outlander

Beş ölçek aşk, iki ölçek tarih: Outlander
Bu ikili ekrana çok yakışıyor
Starz kanalında ekrana gelen Outlander sonunda ikinci sezonuyla geri döndü. Sonunda diyorum için uzunca bir süredir yeni bölümleri dört gözle bekliyordum. Birkaç yıldır bu denli şevkle beklediğim dizi sayısı gerçekten çok az. Outlander'da beni çeken de hafif bir bilim kurgu eşliğinde tarihe doyuyor olmak sanırım. Dizi aynı zamanda oldukça başarılı bir kitap uyarlaması. Hem hikayeye kitapla aşina olanları hem de sadece diziyi takip edenleri memnun etmeyi başarıyor. Tüm bunlara senaryonun güzelliği, oyunculukların başarısı ve çekim yapılan ortamlar da eklenince ortaya enfes bir iş çıkıyor. İşte bu yüzden dört gözle bekliyordum yeni bölümleri.

Yeni bölüm pek de beklemediğim bir noktadan, ikinci sezonun son bulacağı yerden başladı. İskoçya'ya geri dönmüş olan Claire, taşları kullanarak kendi zamanına geri döndü. Ancak ruhsal olarak oldukça perişan bir halde görünüyordu. Biliyoruz ki Jamie ve Claire, ikinci sezon boyunca Culloden Savaşı'na engel olmaya uğraşacak. Bunun için etraflarındaki herkese yalan söyleyecek, insanları manipüle etmeye çalışacak. Bu süreç onların ilişkisini de yıpratacak. Şimdilik tam olarak Claire neden geleceğe döndü bilmiyoruz ancak öğrenmek istediği ilk şeyler hangi yılda olduğu ve Culloden Savaşı'nın sonucu oldu. İskoçların savaşı kaybetmesiyle Claire yıkıldı. Onca çabanın boşa gideceğini daha en baştan öğrenmiş olduk.


Bu ikiliye aşk İskoçya'da da, Fransa'da da güzel...

Aradan geçen iki senenin ardından dengesiz tavrı dikkat çeken Claire hemen bir hastaneye kaldırıldı. İlk iş olarak da kocası Frank çağırıldı. Geçen onca zamana rağmen Frank'ın hızla gelmesi, seneler sonra eşini gördüğü için yaşadığı sevinç takdire şayandı. Claire'in kocasına baktığında artık Jack Randall'ı görmesi, 40lı yılları gürültülü bulması, moda ve müzikten keyif almaması da geçen zamanla geçmişe nasıl ayak uyduruğunu çok güzel bir şekilde gösteriyordu. Hızla kafasını tarih kitaplarına gömen Claire satır aralarında geçmişteki kocasına dair bir şeyler aradı. Frank de Claire'in üstündekilerin 1700ler İskoçyasına ait kıyafetler olduğunu onaylattı. Bundan sonrası tahmin edilebileceği gibi ikilinin yüzleşmesiydi.

Aradan geçen bir haftanın ardından Claire geçmişte yaşadıklarından bahsedecek gücü kendinde bulabildi. Sabaha kadar devam eden süreçte Frank duyduğu her şeyi kabullenmeye razıydı. Onu zorlayan Claire'in başka bir adamdan hamile olduğunu öğrenmek oldu. Bu noktada bir kez daha Frank'in genlerindeki Jack Randall'ı gördüğümüzü hissettim. O anki öfkesi ve bunu yansıtış şekli ilgi çekiciydi. Ancak Jack'in aksine bunu insanlardan çıkartmamasını takdir ettim elbette. Sonrasında zor da olsa Frank bu durumu kabullenmeyi seçti. Claire'den geçmişin peşini bırakmasını istedi. Bebeği kendi çocukları gibi Bostan'da yetiştirmelerini şart koştu. Böylece ikili Amerika'nın yolunu tuttu. Bölümün bu noktasına kadar olan kısmı bir yandan gerçekçi hissettirdi bir yandan da izleyicinin damağında hüzünlü bir tat bıraktı. İzlerken ister istemez Claire'in şanslı bir kadın olduğunu düşündüm. Kendisini çok seven iki erkek var hayatında. Ancak öte yandan sevdiği insanları her seferinde arkasında bırakmak zorunda kalması, bu durumun laneti gibi. Nereye gitse oraya ait hissedemiyor, mutlu olamıyor. Frank ile adım attığı yeni hayatında onu neler bekliyor, merakla takip edeceğim.


Claire etrafında yaşanan olaylara müdahale etmeden duramayan bir kadın

Buradan sonra hikaye aslen bıraktığımız noktaya yani geçmişe döndü. Claire, Jamie ve Murtagh uzun bir deniz yolculuğunun sonunda Fransa'ya ayak bastı. Jamie ve Claire zamanı değiştirmeye dair planlarını hızla gözden geçirmeye başladı. Fransa'da yüksek mevkilerdeki İskoçlarla irtibata geçerek Culloden Savaşı'nın yaşamasına engel olmaya çalışacaklar. Bunun için de Jamie'nin kendi halkını sabote etmesi gerekecek. Bir yandan bu planı uygulamak için Jamie'nin kuzeniyle irtibata geçen ikili hızla kendilerine bir düşman edindi. Daha ilk bölümden hikayeye dahil olan bu adamın karakterlerimizin planına ne şekilde köstek olacağını merak ediyorum. İlk bölümden onunla tanışmamızın önemli bir nedeni olmalı diye düşünmeden edemedim.

Bölüm boyunca Tobias Menzies'in oyunculuğunu tekrar tekrar takdir ettim. Menzies, Jack ve Frank Randall olarak iki farklı ve şahane performans sunmayı başarıyor. İlk sezon boyunca Jack'ten nefret ettirirken, ikinci sezonda bir anda Frank'e sempati duymamızı sağlayabiliyor. Öte yandan Jamie ve Claire karakterleri arasındaki kimya ciddi anlamda hoşuma gidiyor. İkili arasındaki uyum ve aşk ekrandan akıyor desem abartmış olmam sanırım. Bu yüzden sezon sonunda ikiliyi ayrılırken gördüğümde gözlerimden yaşlar süzülmeye başlayacak, şimdiden eminim. İkinci sezon öyle bir şekilde başladı ki daha şimdiden olaylar üçüncü sezonda nasıl devam edecek diye merak ediyorum. Görünen o ki bizleri yine izlemeyi keyifli bir sezon bekliyor. Hepinize iyi seyirler!


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER