Keşke kaderi baştan yazabilsek

Bu akşamın hesaplaşmalar üzerine kurulu olacağı bölümün hashtag'inden de belliydi. Bütün bölüm aklımda tek soru vardı: 'Dizi adım adım finale mi yaklaşıyor?' Çünkü bölümün geneline baktığımızda sadece Hüseyin hakkındaki acı gerçekler ortaya çıkmadı, aynı zamanda 37 bölüm boyunca ince ince örülen pek çok düğüm de çözüldü. Ve anlamadığım, neden dizinin dram rutini ve devamı için elimizde sadece İpek ve oğlu kaldı?

Sanırım dizinin senaristleri her 13 bölümde bir bizi şoka sokmaya kararlılar. İlk 13 bölüm sonrası Hüseyin’in katil olduğunu öğrendik. 26. Bölümde Elif ve Nilüfer’in dönüm noktaları vardı. Bu akşamki bölüm 13. Bölüm kadar şok edici bir bölüm idi. Yabancı diziler gibi yerli dizilerde de sezon arası uygulaması oluyor olsa, bu akşamki bölüm müthiş bir sezon finali olurdu.

Hadi gelin hangi düğümler çözülmüş bakalım.

Sırat köprüsünü görüp gelince, doğrular dökülmeye başlar.

Öncelikle, geçen bölüm hakkındaki gerçeklerin açığa çıktığını öğrenen Hüseyin, Ömer’in tek bir gerçeği (Sibel’i öldürdüğünü) öğrenmemesi adına elinde Tayyar’a karşı kullanabileceği ne varsa aldı ve Tayyar’a ‘hadi gel el sıkışalım’ dedi. Ancak tüm karakterler içinde elindeki bilgiyi kullanmayı bilen tek kişi Tayyar. Her defasında diyorum ‘bilgi güçtür’. Hüseyin’in, sırları tek tek açığa çıkarken, elindeki kozları vermesi bölümün başından itibaren, sonundaki o şahane itirafa hazırlamak içinmiş sanırım.

Bu bölümün en iyi sahnelerinden biri ise Elvan Anne’nin Hüseyin’e verdiği ibretlik ders oldu. Hatta video olarak alıp ileride derslerimde kullansam mı diye düşünüyorum. Duruşunu bozmadan, Hüseyin’in gururunu kırmadan, alması gereken dersleri ne kadar sağlam ve etkili verdi. Demek ki istenildiğinde güçlü kadın karakterler de yazılabiliyormuş. Ya da Melike’nin duruşunun aksine sağlam bir kadın duruşu sergilenebiliyormuş.

Biz tam ‘Hüseyin, Hüseyin! O kadar yalandan sonra gerçekleri söylemek kolay olmuyormuş değil mi?’ diye dövünürken, bu sefer de Serhat ile Tayyar karşı karşıya geldi. Metin’in Serhat’ı öldürme eylemi eksik kalınca, Serhat (nedense hep kötüler efsunlu bu dizide) kaçmayı başardı. İlk iş Tayyar’dan para ve yurt dışına kaçmak için yardım istedi. Başladığı işi yarım bırakan Metin’in işini tamamlaması gerekliydi. Metin yerine bacanağı Ömer, Serhat'a ve hikayesine son verdi. Daha sonra Ömer’in bitmek bilmeyen iyi niyeti ve kamu spotunu andıran konuşması ile Metin’i doğru yola çekme çabaları tabii ki işe yaramadı.

Araba ile takla attım ama yine de sen yine de sen!

Bölümün diğer etkili sahnesi ise Nilüfer’in Metin’e itirafıydı. Bu zamana kadar ayakta durmak için kahramanlara ihtiyaç duymuş Nilüfer, son yaşadığı hayal kırıklıkları nedeni ile kendini diğer insanlara kanıtlamak için ne olduğunu bilmediği bir CD’nin peşine düştü. Ve Tayyar’ın ne kadar çakal bir insan olduğunu unutan Nilüfer, kasada bulduğu CD ile ablasına olan vefa borcunu ödediğini düşündü. Ama Tayyar bu! Stres atmak için et kesen biri intikam almak için birkaç kemik kırar elbet. O nedenle de Nilüfer’in kaza geçirmesine neden oldu. ‘Beyaz ışığı’ görüp geri gelmiş insanlar (geçen bölüm ölümden dönen Hüseyin) gibi Nilüfer de hayatına doğrularla başlamak istedi. Metin’le neden evlendiğini anlattı.

Tüm bu kargaşada zaten olan hep aşka ve aşıklara oluyor. ElMer ve NilMet aşkı hep başkalarının hataları ile sınanıyor ve başkalarının onlar hakkında en iyiyi bildiklerine inandıkları için rayında gitmiyor.

Bölümün en sevindiğim olayı ise Ali’nin elinde mavi bavulla pişti olması idi. Bölümün başında, biri domino taşına dokunmuş olmalı ki taşlar döküle döküle Nilüfer’in kazasına kimin neden olduğu gerçeğine dayandı. O son taş da düştü ve Metin şu hayatta annesinden sonra en çok sevdiği kadına zarar veren Tayyar’ın karşısına geçti. Gölgeleri bile eğri olan karanlık adamların intikamları evrende kara delik açmış gibi olur. Kara delikleri bilirsiniz, var olmak için etrafındakileri içine çekerler. Metin de Tayyar’ın karşısına geçti ama etrafındaki her şeyi de kendisi ile birlikte yok etmek pahasına.

Ah be Hüseyin!..

Burak Tamdoğan’ın hayran kaldığım mimikleri ve bakışları eşliğinde Hüseyin’in tiradı ise bölümün en şahane sahnesi oldu. Metin bir taşla hem Hüseyin’i hem Tayyar’ı hem de Ömer’i mahvetmek için çok hain bir plan yaptı. Hüseyin ve Ömer’i birbirlerinden habersiz aynı mekana çağırdı. Hüseyin artık içinde yer kalmadığı için mi, içindeki sessiz çığlıkların artık saklanacakları yerleri olmadığı için mi bilemiyorum ama tek tek yuttuğu ne varsa anlattı.

Ömer bence orda kaç tane canı varsa verdi. Ekran karşısında ‘sedye getirin, sedye getirin’ diye bağırdım (geçen hafta doktor oldum onun heyecanı galiba). Çünkü gerçekten Engin Akyürek’in rengi değişti, gözleri kaydı.

Şimdi, tüm bu olayları düşününce bu bölüm aslında ne idi? 39. Bölümde bizi çok şahane şeyler beklemiyorsa (ki bu bölümden sonra izleyici olarak iştahım kabardı) bu bölüme yazık olur. Neredeyse tüm gizemler çözüldüğüne göre bundan sonra dizi “İpek Ömer’i neden terk etti? İpek Bursa’ya neden geri döndü? İpek, Nedret Hala’nın teklifini kabul edecek mi?” gibi sorular üzerinden gidecekse gitmesin final yapsın daha iyi.

‘Sema-Eylem bizi komaya sok!’ diye bağırasım var. Lütfen bizi ters köşe yapsınlar. Bu bölümden sonra cidden gelecek hafta için gardımı aldım hazırım.




BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 46
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 32
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 20
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 62
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 45
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER