Fikret Ömer'e aşık/ Ve Ömer'in de ona aniden aşık olmasını istiyor/ Fikret kötü biri/ Onun gibi olmayın
Defne’nin Simurg’un aslında Fikret’e ait olduğunu dan diye söylemesi beni bir şaşırtmadı değil. Böyle durumlarda dizilerde illa bir “Telefonda olmaz, yüz yüze konuşalım.” derler sonra konuşulması gereken konu yabancı ağızlardan ifşa edilir, araya mesafeler girer falan filan uzar da uzar mevzu. Hoş bunlara gerek kalmadı, Defne sağ olsun hamur gibi esnetti konuyu. Ancak Defne’nin ağzından aktarılmış olması da dürüstlük açısından bir yerde atılmış iyi bir adım oldu.

İyi adımdı vesselam da bu Fikret daha kalıcı mı bu dizide abilerim ablalarım, deyiverin bakayım bana. Sevdiği beyin onu arkadaş olarak gördüğünü öğrendi, ufaktan uçak biletleri alınsa mı artık? İnan olsun, görmeye tahammülüm kalmadı bu hamfendiyi. Ömer’e “Biz şimdi neyiz?” der gibi gayet saçma bir biçimde geleceklerinin ne olacağını sorması hele, kusura bakmayın ama beni içime içime kusturdu. Ne duymayı bekledi cidden çok merak ediyorum.

Ö: “Fiko’m aşkım hep seni aradım ben!”
F: “Ben de Ömer, ben de!”
Ö: “Evlenelim, küçük mutlu tasarımcıklarımız olsun!”
F: “Defne ne olacak?”
Ö: “Amaaan çok da fifi, basarız tekmeyi aşkım. Evren bizi birleştirdi. Karmaya karşı mı gelelim?”
F: “Aaah Ömer!”
Ö: “Fiko’m!” (Sarılırlar.)

Sonra birden arkadan fırlayan Aslıhan ikisini de oracıkta vurur. Aslıhan katil, Aslıhan mahkum…

Beni bile delirtti bu “muhteşem” ikili Defne nasıl korusun akıl sağlığını? Ömer’e varsayımlar üzerinden çıkışması ilk bakışta çok saçma ve yersiz gibi dursa da, altında yatan korkuya inince Defne’ye hak vermeden edemiyorsunuz. Her defasında özellikle altını çizerek “Ben olmasaydım,” deyişi aslında Defne’nin bu oyun sürdüğü müddetçe asli olarak hiçbir zaman Ömer için var olamayacak oluşunu mühürler nitelikte. “Ömer, benim yarattığım Defne’ye aşık oluyor.” derken Neriman’a her ne kadar çok kızmış olsak da bir nevi doğru, inkar edemeyiz. Abartı da olsa, Ömer şu an için bir yalana aşık sayılır. Defne de bunu adı gibi biliyor. Bütün korkusu da karşısındaki rakibin -biz avazımız çıktığı kadar inkar etsek de- “gerçek” olmasından kaynaklanıyor. Fikret maalesef ki gerçek. Hem de istemediğimiz kadar.

Gel gör ki Ömer Defne’nin bütün bu çemkirmelerinin, yersiz olmadığını adı gibi bildiği triplerinin hakkından gelmeye karar vererek sevdiği hanımın kapısına gittiğinde ilk defa bir şeyleri çözen taraf olacak diye ümitlendim. “Derdin ne Defne?” diyecek sandım. Ama yok, nerdeee? “Konuşmaya geldim” deyip de dinlemeye duran bir sen varsındır herhalde Ömer. Allah’tan çabuk döndün hatandan da akşamında gürültüyle kırdığın potların ardından ağzından iki çift güzel laf duyabildik. (O “evet”i unutmayacak bu seyirci ama yine de sen bilirsin tabii.) Defne’nin senin ta canının içi olduğunu duymak çok güzeldi de öyle arkasından arkasından dan diye “Seni seviyorum” demek hiç olmadı.

Çok değil 2-3 bölüm yorumu kadar önce yakınmıştım bu durumdan “Ömer’in ağzından hiç duymadık, inşallah özel bir ana saklanıyordur” diye de, aynı vuslat gibi bunun da çar çur edildiğini düşünüyorum. Yeri miydi, zamanı mıydı yani? Oldu mu o öyle, sindi mi içine cidden Ömer? Yüzüne, gözlerine bakıp söylemek varken neden böyle bir şey yaptın hiçbir anlam veremedim. Hayır, aranızdaki meseleyi halletmeye geldin bir de ama hiçbir şeyi çözemediğiniz gibi bir de üstüne sen saçma saçma triplere girdin. Şirkette hesaplaşmanızı izlemek çok komikti ama, sizi öldürürüm hakkınızı yemem şimdi Allah için...

Bu dizi bizi de saçmadan kaçıp gidelim buralardan svglm..

Benim artık favori çiftim SinYas. Durdular durdular en gerçek, en sahici olanı Sude’ye rağmen tam on ikiden vurdular. Güzel güzel şeyler neden hep başkalarına yaşatılıyor cidden çok merak ediyorum. Esas kızla oğlanı üzüp ayırınca ya da harcanmaması gereken en özel şeylerin bir çırpıda tüketilmesiyle, sonra da sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi davranınca ne geçiyor elimize? Bölümde her çiftte “Biz şimdi neyiz?” teması vardı ama en güzel işleneni tartışmasız Yasemin ve Sinan’ınkiydi.

Haziran 2016’daki düğünü geçen hafta Yasemin ve Sinan’ındır diye düşünüyordum ama bu hafta Sude’nin şirret şirret “Sinan’la evlenicem ben!” diye çemkirmesinden sonra üzülerek söylüyorum ki o düğünün gelini büyük bir ihtimalle Yasemin değil Sude. Gönül ister ki Sude elim bir kazaya kurban gitsin, ayağı takılsın merdivenden düşsün ya da ben tutayım o saçlarından duvara duvara çarpayım kafasını ama işte kısmet bu işler. 

Şarkıdan girdim nerelere geldim? Hemmen geri dönüp bitiriyorum, zira söylediğim gibi oradan çıkıp varmak istediğim bir nokta vardı: Ömer.

“Bir milyon kez sordum sana, 
Ve sonra yine soruyorum. 
Sen sadece bana, 
‘Belki, belki, belki’ diyorsun.” 

Keşke “belki” deseydin Ömer. “Evet” deyişin kadar yakmazdı belki Defne’nin canını. 

Ve keşke bir durup "Neler oluyor?" deseydiniz birbirinize. Duyacağınız cevaplardan korkmadan. Hani Sinan dedi ya "Aşk, birbirinin karanlık taraflarına hiç korkmadan bakabilmek." diye, işte aynen öyle aşk. Evlenmeye bu kadar yakınken anlayabilmeniz dileğiyle...

En az hayallerim kadar kırık bir yorumun daha sonuna geldim efenim. Sevgili Devrim Yalçın başta olmak üzere bölümde emeği olanın emeğine, yüreğini koyanın yüreğine sağlık.

Haftaya görüşmek üzere, kendinize iyi bakın…



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER