Seviyor Sevmiyor: Tuna, beni senin ruhundan koparıp mı ete bürümüşler?

Seviyor Sevmiyor: Tuna, beni senin ruhundan koparıp mı ete bürümüşler?
Bu bakışlara rağmen nasıl?

Bir Pazar akşamı ekranımıza kuruluvermişti. Biraz şımarıktı biraz da umursamaz. Terbiyem müsaade etse “Gevşek!” derdim, öyle bir tür. Çok kızıp, çok sinirlenmiştim Tuna’ya. “Nasıl bu kadar umursamaz olur?” demiştim. Deniz iş görüşmesine geldiğinde bütün hayatı neredeyse o görüşmeye bağlıyken yaptıkları çok canımı sıkmıştı.

Tuna’yı izledikçe fark etti gerçeğin mayasını göremeyen gözlerim; Tuna, aslında gördüğümüzden çok başka bir çocuktu. Çocuktu diyorum çünkü Tuna hiç büyüyememişti. Yaş almıştı evet ama içindeki çocuğu öldürmemişti çoğu kişinin yaptığının aksine. Tuna o çocuğa bir isim vermişti, Gölge.

İlk başta çok bencilce gelebilir gölgesini bile sahiplenmek ama Tuna’nın orada sahip olduğu tek şeydi Gölge. Bir de çocukluk korkuları vardı ama onları sahiplenmek istemiyordu. Köksüz, bağsız ayakta kalmak çok zordu ancak onlarla nasıl başa çıkacağına dair bir fikri de yoktu. Biri karnına bir bıçak sapladığında acısını haykırmak için bağırmıyordu hiç. Bağırmayı da öğrenmemişti ki… Kimse canı yandığında yarasına da üflememişti, nereden bilsindi?


Gözlerinden öperim canım en çok da burnundan.

Tuna, Deniz ile tanışana kadar acısına refleks olarak gülmüş, attığı kahkahalarla savaşmıştı. Kendini yalnızlığından sarmış; kendi kendini sardığından da hep soğukta kalmıştı. Halbuki pembe yanaklı kız tutsa elinden, sarıverse yüreğine; o zaman onu alıp fanusta da saklamaz, kaburgalarında bir krallık kurardı.

Tuna kendine ait bir gülü olsun istemişti sadece. Gölgesi dışında bir de gülü olsun, onunla ilgilensin istemişti. Gülün yaprağı kadar dikeni olduğunu öğrenip kanadığında hiç gocunmamıştı yarasından. Bir gülünden sorumlu olmayı bir de kanamayı çok iyi öğrenmişti. Sevgi görmediği için talep etmemişti bunca zaman ama istedi... Aşkın acemisi olunca gülü nasıl tutması gerektiğini bilemedi, gül onun bahçesinde bile değilken nasıl olacaktı? Gül dikenlerinin farkında değilken, Tuna kanaya kanaya kaburgalarına sarmaya başlamıştı bile. Öğrenirdi zamanla, acısına razıydı.

On iki bölüm boyunca “Yapboz parçaları gibi birbirlerini tamamlamadan geçmesin ömürleri. Olmaz mı?” diye düşünüyordum. Tuna, Deniz ile bir bütün olduğundan değil; onunla daha neşeli ve daha iyi bir adam gibi hissettiği için; böyle hissetmesinde onu özgür kıldığı için Deniz’in elini tutmak istediğini söyledi. Bir bütün olmadan da sevilebilirdi. 

Yazı devam ediyor.

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER