Sefer ile Sema Meselesi: Bir kuyruklu yıldız belirir

Sefer ile Sema Meselesi: Bir kuyruklu yıldız belirir
"Gözyaşlarına dayanamam."
The Shins grubunun A comet appears diye bir şarkısı vardır. Çok tatlı, hem hüzünlü hem umutlu ve çok huzurludur. Bu şarkıyı ve daha birçok güzel şarkıyı keşfetmemi sağlayan Chuck diye de bir dizi vardı, hatırlayanlar olacaktır. Geçenlerde dizisiz kalmanın getirdiği boşluktan da olabilir, tekrar bazı sahnelerini seyrettim de, ordaki Chuck-Sarah aşkı Sefer-Sema aşkıyla bir hayli benzerlik gösteriyormuş aslında. Önce adam aşka düşüyor fakat duvara tosluyor, mesleği icabı duygularını saklamayı çok iyi bilen kadın ise yavaş yavaş adama gönlünü kaptırıyor. İstenen şeyin imkânsızlığı, her şeye rağmen sevmekten vazgeçmeyen adamla birlikte ekran başında kendini kaptırıp bekleyen bizlerin de yüzüne birçok kez vuruluyor. Bir sürü iç burkan gelişme sonrası, en sonunda olmaz denen oluyor ve yaptığı her işte mükemmel olup aşk-meşk işlerini beceremeyen kadın da sâfî sevgi karşısında bir dönüşüm geçiriyor. 

Bizde böyle hikâyeler çok olsa da bir Amerikan draması için bir hayli ilginç bir ilişkiydi ve dizinin seyircisi tarafından çok farklı bir şekilde sevilen bu çift, çoğu ankette Friends’in efsanevi çifti Ross-Rachel’ı bile geride bırakacak kadar sadık bir shipper kitlesi edinmişti kendisine. Hâlâ youtube’de Chuck soundtrack şarkılarının altındaki yorumlarda “Charah (Chuck+Sarah)” yazanlardan geçilmiyor. 

Peki buradan benim dilden/kültürden bağımsız olarak benzer hikâyeleri/karakterleri seven, kendi içinde tutarlı bir insan olmam (^.^) dışında ne sonuç çıkıyor? Malumunuz, artık uzunluk konusunda cılkı çıkan dizilerimizde aşk hikâyeleri olmazsa olmaz. İmkânlı, imkânsız, üçgenli, dörtgenli, ağalı, paşalı, padişahlı, holdingli, bahçıvanlı, uşaklı… ilişkiden geçilmiyor. Ama gerçekten akılda kalıcı bir orijinalliği ve izlenirliği olanların sayısı çok fazla değil açıkçası.

Kuyruklu yıldız dedik şarkıdan ilhamla. Çok sık gözlemleyebileceğimiz bir doğa olayı değil ama görenlerin yıllar sonra bile anlatabileceği muazzamlıkta bir şey sanırım. Gerek oyuncuların kimyasının tutması ve inandırıcılıkları, gerekse karakterlerin ilginçliği ve ilişkinin gelişiminin merak uyandırması açısından senaristin kaleminin samimiyeti ve gücü ve tabii bunların hepsinin ahenkli birleşimi çok sık rastlanmayan bir vaziyet olduğundan, o aşı tuttuğunda onlarca farklı dizi çifti arasından bazılarını gerçekten kıymetli yapıp unutulmazlar arasına sokuyor.
 
İmkânsız aşk bir nevi ata sporumuz olduğundan Amerikan dramalarının aksine bizde imkânsızın adım adım imkânlıya dönüşme formülü onlarca yapımda denenmiştir belki ama Sefer ile Sema yukarıda bahsettiğim oyuncu, karakter, senaryo faktörlerini öyle güzel harmanlamıştı ki, hem çok gerçekçi hem de “Böyle şeyler ancak dizilerde, filmlerde olur zaten.” dedirtecek şekilde masalsı bir hali vardı. En azından bana geçen duygu bu yöndeydi. 

Sefer ve Sema a.k.a. SefSe (Bu kısaltmaları ilk kimin bulup ortaya attığını da hep merak etmişimdir.) masalı tam olarak nerede başlamıştı acaba? 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER