Merhaba,
Bu yazının
başlığı Rüya Gibi fandom’a ithaf edilmiştir. Dünkü reyting hezimeti sonucu
verilen çaba gerçekten takdire şayan. Talep edildiği gibi gün değişikliği bir
opsiyon olur mu, olursa faydası olur mu bilmem ama ben Aydan’ı, Çido’yu, Fiko’yu,
Emir’i uzun uzun izlemek istiyorum. Geç bulup tez yitirmeyelim.
Müsaadenizle bu haftaki
bölümden önce iki sahneyi överek daha çok genel aksaklıkları yermek istiyorum.
İlki, Aydan’ın
evdeki muhteşem kaos. Düdüklü tencerenin patlama efektinin dandikliği dışında
mükemmel bir sahne. Her şeyin üst üste gelmesine ben de Fiko’dan önce nazar
dedim, o kadar gerçekçi. Dolapta buz olmayınca dondurulmuş bezelyeyle müdahale
filan, müthişti gerçekten. Bu arada Sezen’e de kanımız ısındı yavaştan sanki? Yalnız,
solotestin gerizekalı, mal filan yazan versiyonunu tevellüt itibariyle Çido da
bilmez. Bu vesileyle, Volkan Öge’nin konuyla ilgili mük tweet’ine bir saygı
duruşu buradan.
Razıyız.
Diğeri, tabii ki
AyMir’in kahvaltı randevusu. Özellikle Emir’in Aydan’ı görünce 1-2 saniyelik
üstünü düzeltme refleksi beni benden aldı. Böyle küçük tatlı şeyler beni dandik
dizilere bile bağlayabilir anlıyor musunuz? Değil ki böyle potansiyelli bir
diziye. O sebeple bu sahnenin neden bu kadar kısa sürdüğünü ve yürüyüşlerini
neden göremediğimizi de anlamadım. Aydan çamurlu ayakkabılarla kuaföre döndüğüne
göre belki flashback olarak görebiliriz diye bir umut halen var. Ama öncesinde Emir’in
niye sabaha karşı mesaj attığı, Aydan’ın buna tepkisi, hazırlanışı filan.
Bunları niye göremiyoruz mesela? İki çiftin de tutmuş senin, sosyal medya
yıkılıyor. Buradan yürüsene. Yaz, çek uzun uzun bu sahneleri. İzleriz biz abarta
abarta.
Kız neşesi
sahneleri, kuaför sahneleri, Aydan-Emir, Çiğdem-Efe sahneleri, özellikle bayıldığım
Emir-Efe sahneleri, bunların kısa kısa geçiştirilmesine gerek yok. Daha 7 bölüm
olmuş, sanki 70. bölüme gelmişiz de herkes baymış gibi bir acelecilik. Sebebi
neydi ki?

Bir kısım izleyicinin ekranlarda görmeyi sevmediği güçlü kadınlar
Evet şimdi
gelelim aslında baştan beri göze batan ama bu bölümde iyice kendini hissettiren
noktalara.
Dizinin genel
olarak bir kötü adam problemi var. Hikâyenin temel akslarından birisi olmasına
rağmen o kısımlar zerre ilgi çekici değil. Biz diziyi sevenler diğer sahneleri
beklediğimiz için tahammül edebiliyoruz da, herhangi bir izleyici televizyondan
izlerken gayet bu ne be diyerek zaplar yani. Pelin, evlat olsa sevilmez oğlu
Berk, henüz görmediğimiz büyük patron Salim, Boris, en son Bora. Kötüler tarafı
Laff-A-Lympics’teki gerçek kötülerden beter. Kötüsünüz diye dakika başı özlü
söz saçmanıza gerek yok mesela.
Bir diğer problem
üzerimize sürekli yeni karakter fırlatılması. Türk dizi izleyicisi dizileri
aslında izlemez, dinler. Ben bile o kadar dikkatli izlememe rağmen bu kim şimdi
filan oluyorum. Bu açıdan takip etmesi zor bir dizi. Hadi Bora’yı gördük daha
önce de, en son Çido’nun peşine takılan tirrek nerden çıktı son anda?
Bu bölümde iyice
ayyuka çıkan bir konu da kurgu. Özellikle dizi söylendiği gibi 2-3 bölüm önden
gidiyorsa kurgu neden bu kadar özensiz? Alakasız sahneler peş peşe sıralanıyor.
Duygu devamlılığı diye bir şey yok, bir şeyler kesilmiş hissiyatı var sürekli. Editöre
mi rejisöre mi yazar bu durum bilemiyorum ama bir şeyler yapılması gerekiyor
acilen.
Dizinin jeneriği
olmadığı gibi akılda kalıcı hiçbir müziği de yok. Geçen hafta müzikaltı olarak
Ellerimde Çiçekler çaldı, müzik açısından ne kadar eksik olduğumuzu fark ettik.
Bu arada, müzikaltı sahneyi özete koymak kimin fikriydi?
Fikri Takip mi? Karakterin
tipi peruğu filan zaten karikatür gibi, ismi de böyle koyup sıvayalım mı
dediniz? Hemen Hayriye’yle bir aşna fişne olayına da girdi bodoslama. Bu kadar
ciddiyetsizlikle bu avukatın kök söktürücülüğüne nasıl inanalım? Yanlış
anlaşılmasın Beyti Engin’i severim ama oyuncu da ciddi mi olacak cıvık mı
olacak karar vermekte zorlanır gibi bu seçimlerle.
Nişana sürüklenen
lavuk Efe Bozok. Yasemin’in sorunları olduğunu bu bölümde daha iyi anladık ama
Efe komiserin, bakın koskoca komiserin hayatıyla ilgili böyle bir kararda doğru
düzgün bir laf edememesi beni asla ikna etmiyor maalesef. Bu arada Emre Bey, yer
yer çok ağzının içinde konuşuyor, bazı laflarını anlamıyorum bile. Biraz dikkat
please. Diksiyon demişken, Zahide Melek’in Zahide’sinde a uzun mu kısa mı,
karar verilsin.
Ela’yı yine dikey
pozisyonda göremedik. Hayırlısı.
Bölüm sonu
canavarı Bora. Yeşilçam kötüsü gibi bir de cebinde fiski (kötü olduğuna göre
viski içtiğini assume eyliyorum) matarasıyla dolaşıyor ya Allah müstehakını (which
is Emir’in yumrukları) versin. Lan sen ne ara çözdün Emir’in aşkını daha adam
kendisi farkında değil, bu nasıl bir saçmalık. Aydan da Pargalı İbrahim’e
dönüştü garibim, ne aşkı be ne aşkı?
Daha aklımda çok
şey var da bir yandan da boşa konuşuyoruz hissi geldi maalesef.
Reyting korkusu
olmadan rahat rahat ayrıntılara takılıp gülüp eğlenebildiğimiz bölümlerde
görüşmek dileğiyle.
Sevgiler.
*Feyyaz Yiğit’e
selam. ^^