Devrim Yakut: Teknolojinin bağları güçlendireceğine inanmıyorum
Muazzez;
yemek yapan, sofra kuran, kızının hayatına tatlı tatlı dahil olmak isteyen çok
tanıdık bir anne figürü. Sizin Muazzez’le aranız nasıl; onu oynarken en çok
hangi tarafı size yakın geldi?
Muazzez’in
sahiciliği yakın geldi bana. Abartılı, takıntılı, dümdüz konuşan ama çok sahici
yazılmış bir karakter… En çok bu yönü yakın geldi.
Muazzez’in
mutfakla ilişkisi dizide çok güçlü. Sizin mutfakla aranız nasıl; “bunu çok iyi
yaparım, benden iyisi zor çıkar” dediğiniz özel bir tarifiniz var mı?
Benim
mutfakla aram vaktim varsa hep iyidir. Aceleye getirilmiş, özensiz yemekten
hoşlanmam ama yaptığım iş gereği de hayat hep buradan sınar beni. ^^ Elimin
lezzeti iyidir. Ama bilirim ki benden iyisi hep vardır. Bizim yemek kültürümüz
öyle bir derya ki haddimi aşmaya ar ederim.
Muazzez ve
Mesut, Melo’dan uzakta olsalar da görüntülü konuşmalarla, gönderdikleri
yemeklerle ve küçük destekleriyle onun hayatında hep varlıklarını
hissettiriyorlar. Sizce aile olmak biraz da mesafe ne olursa olsun birbirinin
hayatında yer bulabilmek mi?
Evet, aile
olabilmek tam da böyle bir şey benim için. Yaptığın her şeyi onları da
düşünerek yapmak. Hep ellerin birbirinin omuzunda olduğu bir yapı. Çekirdek
aileden bahsediyorum tabi.
Diğer
yandan teknoloji aile ilişkilerinde yeni bir alan açıyor. Sizce “nasıl olsa
görüntülü konuşuyoruz” hissi bir araya gelme ihtiyacını azaltıp aile bağlarını
zayıflatıyor mu yoksa tam tersine uzak kalınca daha çok merak etmeyi, daha sık
iletişim kurmayı sağlayarak bağları güçlendiriyor mu?
Teknolojinin
bağları güçlendireceğine inanmıyorum ben. Bağın güçlenmesi birbirinin gözünün
içine bakmakla, sesini soluğunu hissetmekle, dokunmakla olur diye
düşünüyorum. Bağı güçlendirmez belki ama, görüntülü konuşma bahsi, uzağı yakın
ediyor orası kesin. Ben kendi hesabıma henüz karşı tarafın talebi
değilse, kimseyi görüntülü aramıyorum. Teklifsiz ve pat diye aranmaktan da hiç
hoşlanmıyorum. Çat kapı eve gitmek gibi geliyor bana hala…
Dizide
Melo, “Eskiden görücü geleceği zaman ev temizlenirdi, şimdi story çekmeden önce
kendimizi filtreliyoruz” diyor. Sizce de sosyal medya görücüye çıkmış gibi mi
hissettiriyor? Ya da böyle bir yere mi dönüştü biraz da?
Sosyal medya
gerçeklik algısını çok bozdu. Zaten bizim gibi toplumlar hayatlarını hep
başkalarının gördüğü yerden yaşardı, bu alanı daha da törpüledi gibi
geliyor. Dolayısıyla ben sosyal medyada da çok aktif biri değilim ve öyle de
kalmak istiyorum. Gerçekle bağımın sağlam kalması niyetindeyim. ^^
Baş Başa,
alıştığımız dizi formatlarından farklı olarak görüntülü konuşmalar ve ekranlar
üzerinden ilerliyor. Oyuncu olarak bu kadar sınırlı bir alanda, duyguyu ve
komediyi taşımak nasıl bir deneyimdi? Duyguyu aktarmak sizi zorladı mı yoksa
daha minimal ve gerçekçi bir yere çekti mi?
Ben başlarda
teknik olarak zorlandım tabi ama, kolay alıştığımı düşünüyorum. Duyguyu doğru
aktarma niyetiniz varsa, alan büyüklüğü ya da küçüklüğünün bir önemi yok
sanırım.
Günlük
hayatta hepimiz ekranlar üzerinden iletişim kuruyoruz ama Baş Başa bunu
hikâyenin ana dili haline getiriyor. Sizce bu yüzden izleyici dizide kendine
daha yakın bir yer bulacak mı?
Bunu
bilmiyorum, göreceğiz. Ama farklı bir format olduğu için ilginç
geleceğini düşünüyorum.
Dizide
ekranlar mesafe yaratıyor gibi görünse de karakterleri birbirine yaklaştırıyor.
Sizce Baş Başa’nın en güçlü tarafı bu mesafeden samimiyet yaratması mı?
Aslında
galiba mesafeden samimiyet yaratmak yerine, kurulmuş, imar edilmiş bir samimiyeti
korumaya, sürdürmeye katkıda bulunuyor demek daha doğru olabilir. Özetle dizimiz
hayatımızın orta yerine yerleşmiş teknolojinin hem olumlu, hem de olumsuz
yönlerini çok altını çizmeden anlatıyor. Biraz ayna tutuyor galiba
hepimize.