Ali Yoğurtçuoğlu: Ekranlar üzerinden iletişim kurmak hikayenin ana dili
Rüzgar’ın bisikletlerle kurduğu dünya,
karaktere sakin ve özgür bir taraf katıyor.
Sizin de kafanızı boşalttığınız, kendi ritminizi bulduğunuz bir alan var
mı?
Benim de
kendi adıma kafamı boşalttığım, kendi ritmimi bulduğum yer; sanırım rüzgar gibi
bisiklete binmek. Yaklaşık 10 yıl oldu ya da biraz geçti... Ben de İstanbul’da
hem ulaşım hem de spor amaçlı bisiklete biniyorum. Bu gerçekten en rahatladığım
alan. İstanbul gibi trafiğin çok da medeni olmadığı bir yerde çok kolay olmasa
da her türlü iyi geliyor; hem fiziksel hem de psikolojik olarak. Bunun dışında
tabii ki yürüyüşler, fiziksel aktiviteler ve kendimle geçirebildiğim
vakitler... Kahvemi koyup kitabımı okuduğum saatler en rahatladığım anlar
diyebilirim.
Rüzgar, Melo’nun hayatında uzakta olsa da hep
orada olan biri. Sizce bir ilişkide fiziksel olarak yanında olmak mı daha
önemli yoksa duygusal olarak orada kalabilmek mi?
Sanırım
biri olmadan diğeri tam anlamıyla olmuyor. Fiziksel olarak yan yana olsak bile
duygusal olarak kendimizi yalnız hissettiğimiz ilişkiler yaşayabiliyoruz. Aynı
şekilde duygusal olarak çok güçlü bir bağ kurduğunuz hâlde fiziksel olarak uzak
olmak da başka bir gerilim yaratıyor. O yüzden bana göre en sağlıklı ilişki,
hem duygusal hem de fiziksel yakınlığın bir arada olduğu ilişki. Birinin
eksikliği mutlaka bir yerde hissediliyor.
Melo ve Rüzgar’ın ilişkisinde uzak mesafe
önemli bir yerde duruyor. Birbirlerinden fiziksel olarak uzakta olsalar da
bağlarını koparmayan hatta çevrelerine bu ayrılığı biraz “yalandan” yaşatan bir
çift görüyoruz. Siz bu uzak mesafe ilişkisini oynarken ilişkinin hangi
duygusuna tutundunuz?
Rüzgar’ın
Melo ile olan ilişkisinde bir kere o yarım kalmışlık var. Çok iyi anlaştığını
düşündüğümüz bir çiftin, diledikleri gibi duvarlarını indirerek ve tadına
vararak bunu yaşayamamış olmaları zaten en çok tutunulan yermiş gibi geliyor
bana. Yani arada mesafe olmasına rağmen Rüzgar’ın Melo’da ya da Melo’nun
Rüzgar’da en çok ısrar ettiği konu, galiba birbirlerindeki o cevheri görmüş
olmaları. Kendi adıma en azından öyle olduğunu düşünüyorum.
Rüzgar ve
Melo’nun ilişkisi biraz “yarım kalmış ama bitmemiş” bir his taşıyor. Sizce bazı
ilişkiler gerçekten hiç bitmez mi, yoksa bu daha çok dizilerin romantik tarafı
mı?
Bazı
ilişkilerin aslında bitmediğini değil ama yaşandıkları dönem, içinde bulunulan
koşullar ve insanların o anki psikolojileri nedeniyle tam anlamıyla yaşanamadan
sona erebildiğini düşünüyorum. Belki bunu biraz romantize ediyoruz ama bence
bunun gerçek bir tarafı da var. İki insan ancak gerçekten sakin olduklarında,
geçmişe ya da geleceğe değil de bulundukları ana odaklanabildiklerinde
ilişkilerinin tadını çıkarabiliyor. O yüzden bu sadece dizilerde karşımıza
çıkan bir durum değil; hayatta da zaman zaman buna tanık olabiliyoruz. Bazı
hikâyeler yanlış zamanda yaşandığı için yarım kalabiliyor.
Dizide Melo, “Eskiden görücü geleceği zaman ev
temizlenirdi, şimdi story çekmeden önce kendimizi filtreliyoruz” diyor. Sizce
de sosyal medya görücüye çıkmış gibi mi hissettiriyor? Ya da böyle bir yere mi
dönüştü biraz da?
Kesinlikle!
Sosyal medya başka bir performans alanına dönüştü. Kendi adıma, fotoğraf albümü
gibi kullandığımı hatırladığım ilk dönemden sonra, 'Nasıl gözüktüğümü'
tekrardan düşündüğüm bir yer haline geldi. Sanırım birçok insan için de böyle.
O yüzden baktığımızda mutlu, genel olarak şık ve paketi üzerine düşünülmüş bir
yere dönüşmüş gibi geliyor bana. Bu yüzden de bir yandan çok yorucu. Sanki
günlük hayatımız ve ilişkilerimizdeki performanslar yetmiyormuş gibi bir de
orada nasıl gözüktüğümüzü düşünüyoruz. O yüzden evet, görücüye çıkmış gibi
hissettiriyor sanırım.
Baş Başa, alıştığımız dizi formatlarından farklı olarak
görüntülü konuşmalar ve ekranlar üzerinden ilerliyor. Oyuncu olarak bu kadar
sınırlı bir alanda, duyguyu ve komediyi taşımak nasıl bir deneyimdi? Duyguyu
aktarmak sizi zorladı mı yoksa daha minimal ve gerçekçi bir yere çekti mi?
Evet, her
zaman deneyimlediğimiz bir şey değil. Kendi adıma ilk defa böyle bir çekim
tekniğiyle çalıştım. Kendi adıma partnerimle çalışmanın eğlenceli oluşu ve
kayda girmeden önce aldığımız provalar olmasa daha fazla zorlanırdım diye
düşünüyorum. Selin’le çalışıyor olma hali bana orada çok yardımcı oldu. Ama
onun dışında, gerçekten gözüne bakamadığın bir partnerle oynamak biraz
alışılmışın dışında. O yüzden izledikten sonra hem ben hem de siz karar
vereceksiniz diye düşünüyorum.
Günlük hayatta hepimiz ekranlar üzerinden
iletişim kuruyoruz ama Baş Başa bunu hikâyenin ana dili haline getiriyor. Sizce
bu yüzden izleyici dizide kendine daha yakın bir yer bulacak mı?
Ekranlar
üzerinden iletişim kurmak hikayenin ana dili. Her izleyicinin bugün tam olarak
hayatında olan bir şey; görüntülü konuşma, sesli mesaj vs. O yüzden herkes için
çok tanıdık bir şey olacak diye düşünüyorum. Normalden daha mı yakın bir yer
bulur bilemem ama kurulan hikaye, oyuncuların performansı ve gördüğüm kadarıyla
oradaki sıcak aile ortamı... En azından onun, dizinin seyircide daha fazla yer
bulmasına sebep olacağını düşünüyorum.
Dizide ekranlar mesafe yaratıyor gibi görünse
de karakterleri birbirine yaklaştırıyor. Sizce Baş Başa’nın en güçlü tarafı bu
mesafeden samimiyet yaratması mı?
Bence ekrandan ziyade, bir önceki soruda
söylediğim gibi, esas orada kurulan dünya, insanların birbirleriyle olan
ilişkisi ve samimiyeti işin alametifarikası olacak.