Anne ben Defne oldum!
Televizyon icat edilmeden önce biri, "Kutu gibi bir ekrana bakıp tüm dertlerimizi bir süreliğine unutacağız!" dese, güler geçerdik herhalde. Gerçi yaşım bu durumu anlamaya müsait değil, evimizde eski de olsa bir televizyon vardı; doğduğumdan beri. Şu an onsuz nasıl olurdum, düşünemiyorum bile. Ona bakıp hayaller kurdum, çizgi film izleyip kendimi o dünyadan sandım, Sabrina izleyip bir parmak hareketiyle her şeyi yapabilmeyi hayal ettim. Sonra büyüdüm; hayallerim de, ilgi alanlarım da değişti. Uzak kaldım bu beyaz camlı ekrandan. Ara ara sevdiğim işler oldu tabii ama senede bir, o da belki. "Bu sene de uzak kalacağım, izlemeyeceğim!" diye düşünüyordum, ta ki Kiralık Aşk’a kadar… Bu zamana kadar, yazılarımda hep kendimi Ömer karakteriyle içselleştirmiştim ama yanılmışım. Ben, bildiğin Defne olmuşum da haberim yokmuş. O yüzden, bu yazıyı onu daha iyi anlamamıza adadım. Ona en kızdığımız bölüm sonrası, karakterin duygularına tercüman olabilirim inşallah…

"Defne neden gitti?" herkesin kafasındaki asıl soru bu sanırım. Defne anlık kararlar veren, mantığını pek işin içine katmayan bir karakter zaten en başından beri. 13 bölümdür izliyoruz, "Şu kararı çok güzeldi!" dediğim sayılıdır. Bu oyuna girmesi, Neriman’ın taktiklerini uygulayamaması (iyi ki de yapmadı), kitap olayı, istifa meselesi gibi bir sürü örnek sayılabilir, karakterin duygularına göre hareket ettiğinin kanıtı olarak. Yine de Defne bu çekip gitme eylemini yapmasa Defne olamazdı benim gözümde. Tamam, çok mantıksız, açıklaması olmayan bir hareketti; kabul. Ama o an yapılacak başka bir şey yoktu onun gözünde. Defne’ye göre, her halükarda ayrılacaklar zaten. Baştan bitmesi, en önemlisi de Ömer’in daha çok üzülmemesi için kendini feda etti aklınca. Azıcık oturup düşünse “Ömer bu notu alınca da zaten üzülür, bana ‘Neden?’ diye sorar, yüz yüze konuşsak belki bir çözüm yolu buluruz.” gibisinden birçok çözüm yolu bulabilirdi. 

Çok uykum geldiğinde ben!

Defne bana göre hâlâ Ömer’in onu ne kadar çok sevdiğinin farkında değil. Ya da inanamıyor, haklı olarak. Ekranda bize çizilen Ömer karakteri o kadar mükemmel ki Defne o saçma ama klasik "Neden ben"sorusunu sorabiliyor. "Ömer gibi birinin benimle ne işi olabilir ki? Zaten Neriman Hanım’ın da dediği gibi iki gün üzülür, sonra unutur." diye düşünüyor. Bu açılardan bakınca anlayabiliyorum Defne’yi. Bu ayrılık, Ömer’in gözündeki değerini anlamasına yardımcı olur umarım. Evet, ortada bir yalan var ama bir aşk da var. Zora her düştüğünde aşkını bırakıp kaçıp giden Defne, ilerisi için hiç umut vaat etmiyor benim gözümde.

Dizimizin senaristi Meriç Acemi hafta içi bir dergiye verdiği röportajda "Ömer bizim arzu nesnemiz." tanımını kullanmış karakter için. Sanırım, daha doğru bir şekilde anlatılamazdı. Ömer, Defne’yi o kadar güzel seviyor ki keşke Defne kendini Ömer’in gözünden görebilse. "Ömer beni neden seviyor ya da neden sevsin ki!" yerine "Bu adam beni çok seviyor, ne olursa olsun onu kaybetmemeliyim." diye düşünmeye başlasa. Yoksa bu düşünce yapısıyla, bu ilişkinin temeli zaten sağlam değil. Bugün değilse bile, ileride mutlaka Defne’nin özgüven eksikliği bir sorun yaratacaktır. Her şerde bir hayır vardır demişler, bu ayrılığın da güzel getirileri olacaktır diye umut ediyorum. Sen Ömer İplikçi’nin âşık olduğu kadınsın, silkelen ve kendine gel Defne!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER