Kiralık Aşk:
“Seni seviyorum” 
Özür dilerim değil. 

Bununla mutluysak, bu ayın altındaki en mutlu peri kızı biziz. Bununla mutluysak, “öyle doğru bir yerdeyiz ki, hiç olmadığımız kadar.” Fakat değilsek, o Bademli sahilindeki yıldızlar sönük kalabilir bizim için bu akşam.. Işıkları kendilerini de bizi de aydınlatmaya yetmeyebilir. 

Neredeyse birinci yılının, elli birinci kısmının, altı bin yüz küsürüncü dakikasının sonu itibariyle Kiralık Aşk’ın bizi elimizden tutup getirdiği yer burası. Bademli sahili. Daha önce aslında hiç gelinmemiş olan, ve fakat her şeyin başladığı yer.

Hatırlıyorum. Anladım da. Haklıymışsın. Belki Ömer’in evrimini – ki bunu söylerken son derece ihtiyatlıyım da, ama yine de diyorum; evrimini – özetleyen üç kelime bu. Siz buna, hayatı sözcük tasarrufu üstüne kurulu adamdan bu kadarı çıkıyor da diyebilirsiniz. Bense, her birinde aşağı yukarı yıllara tekabül eden bir farkındalık ve kabulleniş halinin özetini barındıran sevda sözcükleri diyeceğim. Evet sevda sözcükleri. Ayrılığın da dahil olduğu sevdaya ait olan.

Ayrılığın da dahil olması lazım zaten sevdaya; lazım ki ayrılan anlayabilsin ayrıldığını, ve fark edebilsin evindeki boşluğunu. O evin bir noktada yuvası olmuş olduğunu, ve boş kaldığında, artık yuva olmaktan çıkıp sadece ev olduğunu.  

Ne anlatıyor bu? Terk edilen sevgiliyi, diyelim. Veya şu durumda, içinin gitmesine izin verecek kadar içini boşaltan adamı. Kalbini bir buz kalıbı gibi donduran aklına kadının hatırası hücum ettikçe ise, onun hayatındaki yerini geç de olsa belki hiç anlamadığı kadar net anlayan adamı. Tanıdık bulan? Neticede Albertine de kayıp, Defne de kayıp. 

Defne’nin aslında beş yüz küsür kilometre ötede olmasına, Ömer’in bunu bilmeden kendini bir motorun üstünde bulmasına, kurdeşen dökmenin tam olarak hangi safhasında Defne’yi nerede arayacağını sormayı akıl ettiğine filan bakmayın. Çünkü bakarsanız, masal olmaz. Ama bakmazsanız, aşk olur. 

Veya Ömer’in o kızı yüzlerce kilometre ötesine süren akıl almaz donukluğuna, sadizmle mazoşizm arasındaki hangi ipte yürüdüğünü bana sorgulatan – ve boş sorgu döndüren – idraki imkansız tavrına da... bakmayın. Veya bakın, çünkü adam o kadar “acının üstüne çıkıyor”. Kim bilir ne kadar zorlu bir tırmanıştır o. Boşa gitmesin. 

Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER