İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız
Tarih kitapları bu büyük aşkı iftiharla yazacak...

Her sahnesi ya ağır bir yumruk ya da boğazda düğümlenen hıçkırık olan bir House of Cards bölümü daha geride kaldı. Dizi son bölümlerde o kadar inanılmaz bir hâl aldı ki insan lafa neresinden girse, nasıl başlasa, nasıl anlatsa bilemiyor. Hangisini anlatsa, hangisini atlasa, karar veremiyor. House of Cards iyiden iyiye ilk iki sezondaki gibi aksiyon dolu bir dizi haline geldi. Boş sahne yok adeta.

Önceki bölümde Frank ve Claire’nin kesin adaylığını izlemiştik. Bu bölüm ise birkaç ay sonrasını gösterdi bizlere. Arada onlarca seçim çalışması yapılmış ve hatta Frank bu çalışmalardan yorgun ve bitap düşmüş. Doktorlarının uçak seyahatini yasaklamasına rağmen memleket ve hizmet aşkıyla yanıp tutuşan Frank bu yasağa dirense de sonunda uzun vadeli düşünüp evde oturmayı seçiyor.

Bölümün ilginç enstantanelerinden biri Claire’nin konuşmaya çıkarken teleprompter kullanmasıydı. Hani şu haber spikerlerinin haber okuduğu şey. İşte biz siyasetçileri konuşma yeteneklerine, hitabetlerine göre sınıflandırıyoruz ama gördüğümüz üzere hepsi profesyonel yazar ekipler tarafından yazılıyor ve bu insanlar—tabii, onlar da insan nihayetinde—bu sözleri ezberden filan söylemiyorlar, önlerindeki bir ekrandan okuyorlar. Ne kadar dramatik olursa olsun, ne kadar içten gözükürse gözüksün, hepsi şov.

“Güney Dakotalı kardeşlerim, bu gördüğünüz yerler eskiden heeeep dutluktu!”

Claire seçim kampanyalarına devam ederken Frank da rüştünü ispatlamak için ICO’ya saldırı hazırlıkları yaptı. Will Conway’ın verdiği tek mesaj milliyetçilik mesajıydı. ICO gelişmeleri Conway’ın başkan yardımcısı adayı general Brockhart’ı bile heyecanlandırdı. Kerli ferli adamın Conway’a ergen aşıklar gibi “senin farklı olduğunu sanmıştım,” demesi yürekleri dağladı. Eh be general, senin ne işin var kurtlar sofrasında demedik mi? Böyle kalırsın ortada işte. Şimdi Frank ICO’nun tüm inlerine girmeye yemin etti. Bakalım o zaman ne yapacaksın. Frank’ı özellikle sevmemin bir sebebi de ne yaparsa yapsın hep milletinin çıkarlarını düşünüyor olması. Güya politik kazanç elde edecek bu ICO meselesinden, fakat aslında Amerikan ulusunun çıkarlarını koruyor. Dolayısıyla kimse bir şey diyemiyor. Dar vizyonlu Conway’in tek mesajının bu ulusal güvenlik konusu olması başına büyük dertler açacak.

Adam gibi adam Freddy Hayes.

House of Cards’taki en sevdiğim karakterlerden biri de kaburgacı Freddy. Onu tekrar görmek beni çok, çok mutlu etti. Daha önceki yazılarımda bahsediyordum, keşke etrafımda öyle babacan bir kaburgacı olsa da müdavimi olsam diye. Fakat canım Freddy’yi bu bölümde çok üzdüler. O da bir garip atar yaptı Frank’a ki, hâlâ anlayabilmiş değilim 1950’lerin tiyatral filmlerinden kopup gelen bu sahneyi. Frank zaten binbir derdin içinde boğuşuyor, “son bir sigara içelim” minvalinde bir veda yemeği olsun istemiş. Arkadaşıyla birlikte yaptığı en sevdiği aktivitenin içinde arkadaşının kaburga pişirmesi varsa Frank’ın bunda ne suçu olabilir? Frank da insan, derin üzüntülere gark oldu tabii bunun sonucunda.

Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 47
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER