Kiralık Aşk: Atalım mı çıtayı Allahüekber dağlarına?
Zaten attık diyolla!?! Deföm’ün adını Allahüekber dağlarına taşlarına yazdık diyolla! Sevgili Kiralık Aşk izleyicileri; Kiralık Aşk’ın şahane ekibi bize bu iki haftalık aranın ardından böyle neler de neler diyolla?

Çıtaya bakıyorduk değil mi? Dağlara taşlara fırladığı daha ilk sahneden belli! Mesela sahne; milyonlarca Kiralıkçıyı 15 gün önce oturduğu koltuğa deyimi yerindeyse mıhlayan yerden başlıyor! Ertesi sabaha gitmiyoruz; kapalı kapılar ardında neler oldu bizler de görebileceğiz... Bombelere gelelim yani! Fakat oda nesi, bombeler işi Sude’ye düşmüş! Ve toleranslı, özverili, ince ruhlu kadının hak ve özgürlüklerinin bir numaralı savunucusu; kadın dayanışma derneklerinin fahri başkanı Defne Topal; bir bakıma belki başında duran şeffaf makam şapkasının etkisi ile, Sude’yi ayak üstü - pek de öyle şahsına münhasır “ne diyom ben ya!” şeklinde vuku bulan düşünme es’lerinden birini vermeden - yüksek sesle savunmaya geçmiş. İşte biraz çetrefilli bir yoldan da olsa; bu sahne konusunda beni rahatsız eden şeye buyurdunuz.

Defne’ye Sude’ye ikinci bir şans vermesi; kestirip atmak yerine güvenmeyi seçmesinden dolayı kızmıyorum. Ha şâ! Buna kızmalar yakışmaz. Ve fakat gelinen noktada bu kurşunların taramalı tüfek gibi masanın altından çıkarılıp muhtemel aşk’ın üzerine sıkılması da biraz, Defne’nin deyimi ile,  muhallebinin içine sokulan yağlı kaşık misali oldu, Defo’muz af buyurursa... Ömer’i odasına getirirken “aşk için virane etmenin” kitabını, Ö.İ. şahsına özel kalemle tarihe altın harflerle yazan Defne’nin, Ö.İ’yi odasından – artık alışmış olduğu üzere – bir tur daha aptala bağlayıp geri püskürtmesi; sizce nasıl oldu bilmiyorum ama bence pek olmadı. Çünkü muhtemel aşk için kapınıza gelen adama; “bunun ne anlama geldiğini biliyorsun değil mi?” demişliğinin üzerinden 10 saniye geçmeden “HA BU ARADA BEN HİÇ BİR ŞEYİ HALA UNUTMADIM, HER FIRSATTA KAFANA TAŞ OLARAK GERİ DÖNECEK” derseniz; zaten şirazesi kaygan zeminde bir oradan bir oraya savrulan adam da “pekala pekala” deyip ortamı terk eder. Ö.İ’yi de hışımla bir kenara bırakır... Sahi ne olacak o kalemin akıbeti? 15 günde değeri, Merkez Bankası’ndan faiz artış açıklaması görmüş dolar gibi arşa çıkan kalemin düşeceği haller bu muydu matmazel? Kaleme kurtarma timi istiyoruz!  

Velhasıl, Ömer’e haklıydı demiyorum. Ama Defne’ye iyi ettin aferin kızım demem mümkün değil. Ömer zaten kendisi için zor olan bir adımı atmış olarak indi Defne’nin ayağına. Bunun anlamını farkındaydı. Fakat Defne’nin “evet” demesine rağmen tam farkında olduğundan emin değilim... Çünkü Ömer’in uzattığı zeytin dalı – kalem – bütün o alt metinlerinin yanında(!) aynı zamanda bir yeniden deneme mesajı. Bölümün sonunda dilinden söz olarak dökülecek şeylerin; bir obje olarak Defne’ye uzatılmış hali. Tekrar çabalamaya, yıkılanları toplamaya, evini yeniden inşa etmeye karar vermiş insanın altından; temele döşediği tuğlaları çekmezsiniz. Çekmemelisiniz yani. Üstelik yıkıntının görünürdeki doğrudan sorumlusu olan insan için bunu yapıyorsanız, iki değil on kere düşünmenizde fayda var. Ömer, Defne için “canım” dedirtecek kadar aslında kıymetli olan Sude oyununun; Defne tarafından bir silah gibi üzerine sıkılmasına içerledi, ve bunda haklıydı da. Sevdiğiniz insanı korumak için yaptığınız şeyin; size yol su elektrik olarak değil, “ben affedecek kadar yüce gönüllüyüm, sense titanyum, sense Allahüekber dağları!” diye başınıza kakılması orada siz olsanız, emin olun sizi de kırar. Ama tabi titanyumdan imal edildiği zannolunan Ömer İplikçi’nin kırıkları dışarıdan çok belli olmadığı için, ona trip yapmaya devam da ederler Defne hanımlar...

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER