Kiralık Aşk: Üzerimize oturan öküzü buldum..

Kiralık Aşk: Üzerimize oturan öküzü buldum..
Kalem takımı üzerine defne yaprağı, şahane oldu.
Geçen gün, Raninitv'de yazdığım yazılarla ilgili, eşimle konuşuyorduk. Haliyle, onun da benzer ve farklı düşündüğü noktalar var Ömer-Defne ikilisiyle ilgili. Konu konuyu açarken geldik bir yerinde tıkandık. Eşim "Ne kadar tanıyorlar birbirlerini, ne paylaştılar ki?" dediği anda ben durdum, o durdu. Cevapsız kaldık o anda. Şimdi sizden de bu soruyu düşünmenizi istiyorum. Ömer, Defne ile ilgili ne biliyor ya da Defne, Ömer'in hikayesinin ne kadarını biliyor? Evlilik teklifine varmış, karşılığında "evet"ini almış bir ilişkiden bahsediyoruz, içi ne kadar dolu acaba hiç düşündünüz mü?

Şöyle bir geçmişe doğru uzanalım (geçmiş, dediğimiz zaman dilimi zaten hepi topu 5-6 ay) çok da zor değil başlanan noktayı bulmak. Her zaman olduğu gibi oyundan bihaber olduğumuz mantığıyla bir bakalım neler olup bitmiş.

İlk karşılaşma, çalıştığı restoran da esas kızın, bir yalana alet edilmesi vesilesiyle oldu. (Yani ilk yalanı, dürüstlük timsali bizim oğlan söyledi). Öyle ya da böyle, öpüşmenin sürtünmesiyle oluşan statik elektrikten mi? Ya da tokadın şiddetinden oluşan kinetik enerji - potansiyel enerji dönüşümünden mi bir elektriklenme oldu? İkinci karşılaşma paşamızın mutfağında yaşandı. Yeni asistan ve Ömer'in baklavaları tanıştı, eyvallah. Bizim voltmetre bir tık daha yükseldi.

Neyse üç beş derken, kız güzel, bıcır bıcır, hayat dolu. Oğlan yakışıklı, cool, karizmatik. Gönüller nasıl kaymasın birbirine? Aşık oldular. Şimdi burada oturup aşkın kimyası ile ilgili bilimsel bir araba şey zırvalamak mümkün, o ayrı mesele, ama gerçekten de kimya işi bu aşk denilen meret, hormonal yani. Peki aşk denilen şey tek başına bir ilişkiyi evliliğe götürmeye yeter mi? Yoksa yanına yaverleri olan sevgi ve güveni alması gerekir mi? Sac ayağı gibi bu aşk ve yaverleri. Birini çekip aldın mı, tepe takla olur her şey. "Peki bu yaverler nasıl dahil olacak bu işe?" bunun tek bir şartı var, o da karşınızdaki insanı tanımak. Tanımanın yolu ise zaman ve emekten geçiyor.

İlişkiler, bebekler gibidir. Aşık olduğunuz an, doğum anıdır. Sonra besler, altını değiştirir, uyutursun. Ağlar! Hiç durmadan, bilemezsiniz sebebini. Altına bakarsınız temiz, süt verirsiniz içmez, iki pışpışlarsın uyur kalır. Aaa, demek ki uykusu varmış, ondan ağlıyormuş dersiniz. Bir sonraki ağlama da yine aynı ritüel, sonra tekrar, sonra tekrar. Bir süre sonra fark edersiniz, tonlaması farklıdır her ağlamanın aslında. Tanımaya başlarsınız bebeğinizi. (Bu kısmı eşimden kopya çektim. Bana hep aynı tonda ağlıyormuş gibi geliyordu.) Sonra yarım yarım kelimeler söyler, anlamaya çalışırsınız. Emekler, doğrulmaya çalışır destek verirsiniz. İlk adımını atar sevinirsiniz ama bir korku düşer içinize, aman düşmesin diye paniğe kapılırsınız. Hastalanır, ateşi çıkar, sabaha kadar gözünüzü kırpmadan başında beklersiniz. Emek verirsiniz, zaman harcarsınız çünkü seversiniz, emek verdikçe sevginiz artar, o da sizi sever. O yüzdendir bebekler annelerinin kuyruğu gibi peşinden dolaşırken, babalarına o kadar pas vermezler. Çünkü gerçek emek ve zaman anneye aittir. Özetle ne kadar emek, o kadar sevgi.

"Eee, güven vardı bir de ona ne oldu?" derseniz o da buralarda, merak etmeyin. Güven, emek verdiğiniz tüm zaman boyunca üzerinde yürüdüğünüz yoldur. Ne kadar ilerlediyseniz o kadar sağlamdır o güven. Aksi takdirde cam kadar kırılgandır, güven dediğimiz bu meret. En ufak sarsıntıda çıt diye kırılıverir.

Artık dönelim bizimkilerin hikayesine. İstemeyerek de olsa Ömer'e yükleneceğim bundan sonraki bölümde. Malum erkek gözüyle bakınca onun hatalarını görmek daha kolay oluyor. Ama Defne'nin de bu konuda eksiği yok fazlası var.

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 63
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 63
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 46
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 62
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 62
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 62
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 62
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER