Kiralık Aşk: "Ömer’i yedirmem!" demiştim!

Kiralık Aşk:
Ömer bu gidişle lojistik şirketi kuracak
Geçen yıl ilk yazıyı yazmaya yine böyle bir günde karar vermiştim. Ömer’e doğru güldür güldür gelen bir eleştiri tufanında yazmıştım dayanamayıp. Yine aynı şey oldu dayanamıyorum yorumları okudukça çünkü. Biraz yavaşlasanız mı artık acaba diyorum? ‘Hop!’ diyen yok, ‘Dur!’ diyen yok yürüyorsunuz benim eşek sıpasının üstüne. Eyvallah! Hak ettiği kısımlar var mı var… Ama hırsızın hiç mi suçu yok arkadaş? Bu ne böyle mahkemeyi kurduk? Ömer gitti 1 yıl, eee? Niye gitti belli, peki niye dönmedi? İşte bütün mesele bu…

Dönemez, Ömer… Böyle bir gidişten sonra bambaşka bir sebebi olmadan dönemez. Kendini kandırıp ikna etmeden dönemez. Sen de dönemezsin şu anda bu satırları okuyan ya da gelişine Ömer’e sallayan arkadaşım. Giyotine Ömer’i yatırıp vurun kellesini diyen, sen de dönemezsin geriye. Yani kimse demesin "adamın aklı başına 1 sene sonra geldi" diye. Aklı başına çok önce geldi de geriye dönecek sebep bir sene sonra Ömer’e geldi maalesef. Şimdi gelelim dönememenin giriş gelişme sonucuna.

Sevdiğin, inandığın herkesin içinde olduğu dev bir yalanı bomba gibi bırakmışlar kucağına, ne halt edeceğini bilmiyorsun… Hoş biz de zaten ne halt ettiğini bilmiyoruz hala, o kısım muamma. Çocuktan al haberi misali tek bildiğimiz, ekmek arasından duyduğumuz birkaç kelam, “ablamı zor durumda bırakacak bir şey yapmadı, ertesi gün nikâhı iptal ettiler” Ha tabii buna ne kadar kulak asarsınız bilmem, malum çocuklar her şeyi bilemezler, bilmemeliler zaten.

Neyse olan oldu, saçıldı yalan orta yere. Ne yapacaktı ki? “Ay aferin ne iyi yapmışsınız…” mı diyecekti? Basmış gitmiş adam o kısım normal, hatta neredeyse standart erkek tepkisi, kaçmak uzaklaşmak gerçeklerle, tartı başında tek başına yüzleşmek istemek. Artı bir laf var malum, "erkekliğin 10'da 9'u kaçmaktır" diye, boşa mı çıkaracak çocuk bunca yılın lafını.

Şimdi “tamam gitti de, 1 yıl yani” diyenlerin sesi yükselmeye başladı tabii ki. İşte sıkıntı aynen o dediğiniz yerde zaten. Uzaklaşmışsınız, öfkenizle savruluyorsunuz, kendinize öfkelisiniz, nasıl anlamam diye, sevdiğinize öfkelisiniz, “Nasıl bana bunu yapar?” diye; etrafınızda dost, arkadaş, aile bildiğiniz her bireye öfkelisiniz; “Hepiniz içindeydiniz!” diye. İşte o öfke ne zaman dindi, sakinleşti, ondan sonra başlıyor hesaplaşma.

Ömer yapmadı mı hesapları sanıyorsunuz? Vicdanında yerleştirmedi mi sanıyorsunuz herkesi olması gereken yere?

Sinan mesela, affedilmişti Ömer’in yanına geldiğinde ama Neriman ile yaptığı konuşmada “yüzüne bile bakamıyorum” dedi hiç duraksamadan ve Neriman’a ettiği her kelimenin yarısı Defne içindi, çünkü aslında Defne’nin hesabını kapatmıştı o bir yıllık zaman diliminin bir yerlerinde, aklamıştı Defne’sini.

Peki, madem aklamıştı neden dönmedi derseniz, asıl orası acıklı bizim öküz oğlan için. Neye döneceğini bilmediği için dönemedi, neyi ne kadar yıktığını bilmediği için dönemedi, Defne hala onunla mı bilmediği için dönemedi. Sebebini bulamadığı için dönemedi.

“Gururu değil, aşkı seçmeliymişim” dedi ya ilk bölümde, işte onun farkına vardığı an çok geç olduğunu düşündüğü için dönemedi. Unutmadan buraya yazayım kayıtlara geçsin, ben düğünün ertesi günü ciddi bir olay olduğunu düşünüyorum daha henüz bilmediğimiz, İso falan bu kadar giderli olduğuna göre var bu işin içinde bir iş.

Bu arada Defo’nun kutusundan çıkabileceğinden korktuğum bir şey var şimdi burada yazmayacağım ama eğer aklıma gelen çıkarsa Ömer benden çekeceğin var, hatta bana kalmaz şu anda bu yazıyı yazmama sebep topluluk seni baya yağlı kazığa oturtur zaten.

Neyse nerede kalmıştık dönemedi diyorduk. Dönmedi, dönemedi Sinan sebep oldu döndü diyelim. Orası biraz tel maşa oldu ama neyse artık, altını doldurduk kabul edelim. Birde tabii gökten düşen Defne mevzusu var orayı da atlayalım. 



Yazı devam ediyor.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER