İlk taşı günahsız olanımız atsın!
Hep bir ağızdan: Defne işte.
Akla hayale gelebilecek en eski zamanlardan birinde, “kadın”ın “günah”ı için çekmesi “icap” eden cezanın adaletinden şüphe duyulmayan zamanlarda, o cezayı verme kudretinden şüphe duyurmak için söylenmiştir “İlk taşı günahsız olanınız atsın!”. Yapmak istediği, atılacak taşı, o taşın atılma eylemini değil; o eylemin altındaki hakkaniyeti sorgulatmaktır. Bu açıdan bakıldığında, hak ve adalet kavramına getirilen en eski ve radikal bakış açısıdır, belki de. 

İnsanoğlu olarak günahsız olmadığımız, olamayacağımız ve olmamamız da gerektiği için, bu söz binlerce yıl sonra da binlerce farklı şekilde geçerliliğini korur. İnsana özgü her çatışmada da varlığını sürdürmesi bundandır işte. 

O nedenledir ki ben ve sizler, bir genç kadınla adamın bir takım oyunlar üzerine temeli atılan ama kat çıktıkça bir ortaçağ şatosu kadar ihtişamlı ve sağlam hale gelen aşk kalesinin burçlarında oturup semaya daldığımız sanırken; apansız bir taş yağmuru altında kalıveririz beklemediğimiz anda, birdenbire. 

Evet bunların hepsi, bizler oluyoruz. Taş yağmurunda kalan da biziz, taşı atan da. Çünkü biz hem Defne’yiz hem Ömer’iz; hem de aklının ve mantığının her zerresi, doku uyuşmazlığı yaşıyormuşçasına Defne’nin ve Ömer’in aklını ve mantığını reddeden “günahsız” izleyiciyiz. Yükümüz ağır. Eteklerimizdeki taşları dökemeyecek kadar da yorgunuz belki.

Defne’nin hikayenin temel direği olan teklifi kabul etmesi ile başlattığı ve 22 bölümdür katmerlendirerek sürdürdüğü “aşk oyunu”nun gönüllü takipçisiyim ben... Söylediği yalandan dolayı doğrularından korkan, kaçan, onları nihayet sahiplenmeye karar verdiğinde de bunu layıkıyla yapamayan ve doğrularını her defasında tekrar tekrar kaybeden Defne’yi seviyorum ben; çünkü yanlışlarının mütemadiyen doğrularını götürdüğü o basit dünyasında Defne ne yaparsa yapsın son derece iyi ve gerçek bir karakter. 

Bu nedenledir ki, izleyici olarak da bir nevi Ömer oluyorum hep. Çünkü bu diziyi sevip içselleştirmek çokça “Defne işte” diyebilmeyi gerektiriyor. “Defne işte!” diyebilmek de Ömer olmayı.

“Defne işte!” Defne için yapılabilecek en doğru ve en yerinde tanım onu en çok ve en katışıksız seven insandan geliyor elbet. Çok doğru söylüyor Ömer, hiç bir şey söylemeyerek. Çünkü Defne, düşünüş biçimlerini ve temel motivasyonlarını, genel geçer akıl-mantık çerçeveleri içinde tanımlamanın çok da mümkün olmadığı bir kız. Şeklen büyümüş serpilmiş, ve toprağına ara ara filiz veren bilgelik tomurcukları atılmış bir “kız çocuğu” hatta Defne. Gerçek anlamda “basit” düşündüğü için kapısına gelen Deniz’in teklifinin üzerine sevinçle atlayabiliyor. Sevdiği insana açık ve net olarak düşmanlık güden kişinin art niyetini görememek; sadece “istediği şeyi” yapmaya çalışan olan ve gerisine kafa yormayan bir küçük çocuğunkine benzer bir saflığa delalet. 
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER