Öldürmeyen acı güçlendirmiyor Baba!
Bir dizinin, bittikten sonra hafızalardaki sonsuz yerini alması; önce günlük hayatımıza girmesi, insanlar ve olaylar karşısında o diziden referans vererek konuşmamız ile başlar. Bunun için de kimin nerde ne yapacağı net ve bir sahnenin bize vereceği duygu beynimizin kıvrımlarında kodlanmış durumda olması gerekir. Poyraz Karayel sonsuzluğa doğru giden meşakkatli yolun taşlarını döşemeye başladı. Çünkü Poyraz Karayel deyince akla gelen yerleşmiş özellikler var. 26. Bölüm ile beraber de eski, alışık olduğumuz bu Poyraz Karayel’ce sahneler içinde, yeni sezonla beraber evrilen karakterleri izlemeye başladık.

Bu çıkarımlar ile hafta boyunca sakin kafa ile düşününce bölüm başlamadan Sinan’ın ölmeyeceğine neredeyse emin oldum. Çünkü Baba’nın Zafer’i vurup sonra Zafer’in ölmediğini, Sefer’in yine sezon finalinde ölürmüşçesine vurulduğunu ya da pek çok bölüm finallerinde sanki Ayşegül önemli bir şey görmüş gibi sahneler çekildiğini hatırladım. Poyraz Karayel’in tek sevmediğim ve artık değişmesini istediğim, yerleşmiş özelliği, seyircisini şaşırtmak isterken kandırması. Çünkü bu minik kandırmacalar bizim büyük olaylara vereceğimiz tepki direncini düşürüyor. Tıpkı, yalancı çoban hikâyesinde olduğu gibi. Örneğin Zafer cidden öldüğünde kan basıncımızda beklenen dalgalanma yaşanmadı; bir önceki vurulma yüzünden artık hazırdık ve bekliyorduk. Ülke politikaları bile bu psikoloji üzerine kurulu değil mi? Geçmesi istenen bir yasa, yavaş yavaş dillendirilerek toplumun vereceği büyük reaksiyon parçalanıp, tansiyon azar azar düşürülmüyor mu? Belki bir devlet adamı halkın tansiyonunu düşürmek isteyebilir. Ama dizi seyircisi televizyon karşısına günlük hayattaki monotonluktan uzaklaşmak, heyecanlanmak için oturuyor.

Peki Sinan ölmedi. İyi, güzel, madem bu kadar büyük yaşadık Sinan'ın vurulmasını bari genele etki eden büyük bir olay olsaydı. Elbette, Poyraz Karayel'in -bu sefer pozitif anlamda- bir farkı da hastane sahnelerini sakız etmemesi. Bütün bölümün ameliyathane önünde geçmemesi. Bunun önünde saygıyla duruyorum. Ama olaylar uzamasın, diğer diziler gibi ağdalanmasın telaşı yüzünden, büyük büyük olayların alelacele atlanması, neden niçin hikayeye girdiği belli olmadan, bütüne katkı sağlamayacağı anlamına gelmez. Sinan'ı kaybetme korkusunun Poyraz'ı dönüştürmesi bu kadar ani geçilemez. Örneğin Begümün dönüşümü çok güzel işlenirken, dizinin ana karakteri, isminin sebebi Poyraz'ın kişisel dönüşümü hasır altı edildi.bu nedenle de bir adamı öldürecek kadar gözü döndüğüne ikna olamadım.

Yine Sinan’ın vurulması etki ve sonuçları kapsamında en çok ikna olup, duygusuna girebildiğim sahne, Poyraz'ın Bahri Baba’ya sığınması oldu. Tüm gün ağlamayan Poyraz'ın Baba'nın omzunda göz yaşı dökmesi tüylerimi diken diken etti.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER