Nefes al, nefes ver
Bir solukta söyle de kurtul Feride.
Yaşadığı acıların ağırlığıyla nefes almakta zorlanan Feride’ye “nefes al, nefes al!” diye taktik veren Mahir'in hali, yalnızca bana filmlerdeki doğum sahnelerini anımsatmamıştır herhalde. Yalnız aynı performansı Feride’yi doğum için hastaneye yetiştirirken de görmek istiyorum. Şaka bir yana bu 3. sezonda öyle çok acı yaşadılar ki onları izlerken çoğunlukla ben de kendime “nefes al!” diye hatırlatmak zorunda kalıyorum.

Bunun adına aşk diyorlar.

Birinci sezonda, ikinci sezonda hatta üçüncü sezonda bile Feride aşk için hep atak yapan karakterdi. Mahir’in kaçtığı, tutuk davrandığı zamanlarda bile biz bilirdik ki Feride bu aşk için uğraşır, didinir Mahir’i ikna eder. İlk defa birkaç bölümdür bu durum değişti. Çünkü eskiden eğer bir ayrılık varsa bunun sebebi doğrudan ya da dolaylı yönden Mahir olurdu. Mahir’in babasını kurtarmak için, Mahir sinirlerine hâkim olamadığı için, Mahir nezarete girdiği için vs. Şimdi ise Feride bütün bunların kendi babası yüzünden olduğunu gördü. Mahir hâlâ kendini suçluyor ve bu yüzden uzak durmaya çalışıyor ama artık Feride de kendini suçluyor. Artık Feride’nin de “Ne olursa olsun Mahir’i tercih ediyorum!” diyemeyeceği sebepleri var. Tabii, yine de ne olursa olsun birbirlerine koşmaları gereken sebepleri de var. Birincisi aşkları, ikincisi aşklarının meyvesi, üçüncüsü de bu kadar acıdan sonra birlikte, mutlu ve huzurlu bir hayatı hak ediyor oluşları.

Yetti mezar başında ağladığı, torunlarına masal anlatması gerek artık.

Daha önce nefes almayı kendimize hatırlatacak kadar gerilim yüklü bölümler olsa da son sahnedeki baba kız hesaplaşması hariç 109. bölüm üçüncü sezona göre oldukça durağandı. Songül ve Osman’ın aşkına değinecek hatta Seyis’in çiftliğinin bahçesine domates biber ekecek vaktimiz bile oldu. Ve korkarım ki sırf bu yüzden Dalyan Rıza’yı harcadılar. Çünkü Nazif Babamı yalnızlaştırmaktan başka ne işe yaradı bu ölüm ben anlayamadım. Mahir ve Feride el birliğiyle Nazif Baba’yı ipten aldılar ama eminim ki şuan “Bütün bunlar olacağına ben asılsaydım keşke” diyordur içinden. Ben böyle düşünmüyorum tabii ki. Nazif Babam ölürse diğer hiçbir şeyin kifayeti kalmaz gözümde. Ona bir şey olmasın ne olur!

Bence bu dilekçeyi sakla Selim efendi. Bakan yakalanırsa eğer senin ipini de çekmez mi sanıyorsun?

Çay bardağının üzerindeki izden hangi parmak olduğunu anlayacak adamları var ama hâlâ olayları Mahir çözüyor. Olacak iş değil!

Şimdi birkaç küçük detaya değinmek istiyorum. Öncelikle Emniyet Amiri Selim'e söyleyecek iki çift sözüm var. Gerçekten istifa etmelisin. Mahir ortalıkta elini kolunu sallaya sallaya dolarken, Suna’yı, Feride’yi, Yasin’i, Orhan’ı niye takibe almıyorsun? Olmamış, otur sıfır! Zaten dilekçeyi yazmadan önce kaşeyi imzayı basmışsın, hazır mı tutuyorsun o kâğıtları nedir? Sonra Kemal’in getirdiği dosyada Mehmet Saim’in baya mürekkepli parmak izleri vardı, hem de tüm parmaklar. Hayır, madem bu adamın parmak izi kaydı sizde vardı. Neden çaydı, çorbaydı uğraştırdınız Feridemi hamile haliyle. Zaten ben de merak ediyordum, çay bardağındaki izle, mektup açacağındaki izin aynı kişiye ait olduğunu ispatlamakla, o izlerin Mehmet Saim’e ait olduğunu ispatlamak nasıl aynı şey oluyor, diye. Başsavcının tanıklığı geçerli oluyorsa demek ki. Kendi kendime de cevap veririm Karadayı’ya da toz kondurmam.

Tam burada inme inecek adama dedim.

Sence Feride o bakışlardan korkacak biri mi artık?

Bu bölüm giriş-gelişme olarak biraz durağandı. Hatta koltukta yayıla yayıla izledim ilk sahneleri ama sonunda ani bir ivmeyle öyle bir atağa geçti ki şöyle bir yerimde doğrulma ihtiyacı hiddettim. Çünkü Feride konusunda hassasım, baba konusunda hassasım. Feride’nin artık “baba evi” diye sığınabileceği güvenli bir limanının kalmadığı için üzgünüm. Her ne kadar arada kendisine söyleniyor olsam da Mahir harika bir adam, Nazif Babam keza öyle. Ama biz biliyoruz ki bunlar yetmez. Yetmez dediysem mecburen yetecek ama keşke başka türlü olabilseydi. Feride bu kadar kimsesiz kalmasaydı keşke. Neyse ki Feridemiz güçlü bir kadın. İlk sezonda çitlembik Bahar’a söylediği gibi kendi başına yağan karı eritebilir. Babasının karşısına dikilip bildiği tüm gerçekleri korkusuzca yüzüne haykırabilir. Hoş öyle baba da olmaz olsun ama hiç değilse annesi olsaydı yanında güzel olmaz mıydı?

Suna: Aman be söyleyeyim gitsin. Hem belki onlar barışırsa bizim de Yasin'le olayımız hızlanır.

Son olarak söylemek istediğim şudur: Mahir Feride’nin hâlâ hamile olduğunu öğrendiğinde öyle güzel güldü ya, böyle güzel gülen insanlar daha fazla ağlamasın, çatık kaşla bakmasın lütfen!

 

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER