Ateşten gömlek!
Hırs, güç, ihtiras... Ateşten gömlek gibiler! İlk önce tatlı bir sıcaklık verip sonrasında cayır cayır yakarlar. Hep o gömleği giyineni hem de karşısındakileri. Yıldız ve Ender de bu hikayede birer ateşten gömlek giyip yola öyle çıktılar. Ve gün gelecek ikisinin de giydiği bu gömlekler bir alev topuna dönüp dünyalarını alev alev yakacak. Yaksın bakalım, bekliyoruz.

*

Yasak Elma'nın ikinci bölüm yorumuna kendi hayatımdan çok kısa bir anekdot anlatarak başlamak istiyorum. Sanırım Yıldız'ın içinden çıkmak istediği durumu, hırsını bu kısa anımla ifade edebilirim.

Aslen finansçıyım. Para yönetimi, müşteri ilişkileri vs. Bir gün bir müşterim geldi. Merkezi Ankara'da olan büyük markalardan birinin muhasebecisi. İşlemini yaparken bir yandan da sohbet etmeye başladık. İşlemini yaptığımız tutarlar büyük olduğundan, rakamları iki-üç kere kontrol ediyorduk. "Ne kadar büyük miktarlar, değil mi?" diye sordu. Öyle, deyip geçiştirdim. Çünkü karşımdaki müşteri. Sonra durdu durdu ve "50 küsür yaşındayım. Hala kirada oturuyorum. Sabah 8'de geldiğim ofisten akşam 8'den önce çıkamıyorum. Şu dünyada çalışarak kazananı da görmedim. Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz." dedi. İkinci bölüm izlerken birden bu anım gözümün önüne geldi.

Kötü örnek olmak ya da servet düşmanlığı yapmak istemem ama bazen bazı insanlar, başlarına gelecekleri hakediyorlar. Yıldız'ın içinde bulunduğu "yokluktan" çıkmak istemesi kadar da doğal bir şey yok. Bunu yaparken seçtiği yol doğru mu? Değil. Ama neydi kilit cümle: Şu dünyada çalışarak kazananı da görmedim. Yıldız, "İnşallah benim ol!" deyip telefonu öptüğü bir elbise, çanta belki de onun bir senelik toplam maaşı. Onu geç! Her ay, acaba yine hangi faturayı ödeyemeceğim diye kaygılanmak, çalışanın hakettiği bir durum mu? Hayır. O halde, Etrafındaki insanlar seni para karşılığı "satın alabiliyorsa" sen de onları satın almalısın ki hak yerini bulsun. Ye kürküm ye dönemi ve ayrıca dinsizin hakkından imansız gelir! Bu yüzden Ender, bu saatten başına gelecek her şeyi hakediyor.

Kırmızılı hanım yakıyordu. (Gözlerinden kalpler çıkaran emoji.)

Ender, Ender Argun olarak, ağzında gümüş kaşıkla doğmadı. Emek harcamadı. Sadece Halit Argun ile evlendi. Ender'e haydan gelen, huya gidecek mi, bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki Ender'i köşeye sıkışmış olarak izlerken Yıldız'ın Halit'in hayatındaki basamakları yavaş yavaş çıkıp, kurguda da olsa hayattan intikamını aldığını ve Ender'in Yıldız'a "Seni kendime benzetirken yanılmamışım." sözüyle ne kadar haklı olduğunu da görmek istiyorum. Çünkü kötülükçülük!

Yıldız, Ender'e karşı Birinci Dünya Savaşı'ndaki İtalya gibi. Savaş başladıktan sonra taraf değiştirip oyunun kurallarını baştan yazıyor ve ben buna bayıldım. Eğer Ender'in Halit'ten ayrılma nedeni sadece ve sadece Halit'in kendisine uyguladığı psikolojik şiddet olsaydı, evet, Ender ayrılmakta sonuna kadar haklı, Halit'in de neyi var neyi yok alsın, oh canıma değsin derdim. Ama bunu yaparken Sinan ve Yıldız'ı oyuna sokunca bu onu haklıyken haksız duruma düşürüyor. Aslında Ender, elleriyle kazdığı o derin kuyuya adım adım ilerliyor. Gücünü soyadından alan bir kadın olarak Ender'i fazla cesur bulduğumu da bu satırlara not olarak düşmek istiyorum. İşine geldiği zaman "Karşında kimin olduğunu unutma."  diyor da "Argun" olmasaydı, Sinan yakınından yöresinden geçebilecek miydi?

Halit'in kafası çalışan bir adam olduğunu az çok tahmin ediyordum. Ancak, Yıldız'ın da zeki hamleleriyle duruma bu kadar kolay uyanmasını tahmin etmemiştim. Hikayenin kadınları güzellik ve hırslarını konuştururken; Halit de para ve güç kozunu oynuyor. Güzeeeel!

Halit'in çevresinde, gücünün yetmediği bir insan olduğunu düşünmüyorum. Ender'in hakkından öyle bir gelecek ki... (En azından temennim o yönde.) Ender'in kardeşi Caner ise Halit için küçük balık. Açık konuşmak gerekirse Caner'in varlığı, şu an için kimsenin pek umrunda değil. Herkes "Aman, ayağıma dolanmasın da" deyip geçiştiriyor. Söz sırası ona da gelecektir diye tahmin ediyorum.

"Herkes bir şey istiyor, senin dışında."

Halit'in bu sözü ne kadar kıymetli ne kadar önemli, ne kadar dolu. Herkes sizi nefessiz bırakıncaya kadar boğazınıza bastırırken, birisinin gelip "Bir şey ister misiniz?" diye sorması ne kadar kıymetli. Bir yaşam refleksi olarak o soruyu sorana dört elle sarılmak istiyorsunuz. Halit'in Yıldız'a çaktırmadan uzunları yakmasını da buna bağlıyorum. Belki zamanında Ender de Halit'i nikah masasına kadar böyle getirmiştir ama şimdi devir Yıldız'ın devri. Ve arada da olsa karakterlerin içindeki boşlukları, zamanında gönüllerinde açılan yaraları görmek istediğimi de şöyle bir kenara yazayım. :)

Ay siz büyüyünce çift mi olacaksınız?
 

Gelelim Alihan'a.... Alihan gibilere karşı mesafeli durulması gerektiğini düşünüyorum. Aşırı vicdanlı ve aşırı vicdansız. Tam iyi değil ama kötü de diyemeyiz. Çünkü ne zaman iyi ne zaman kötü olduğunu kestirmek çok güç. Zeynep de Alihan konusunda haklı. Alihan, üzülmekten korkup (Evet, korkup!) kaçtığı için çelikten bir zırh giymiş. Ancak Alihan'cığım sana bir arkadaş tavsiyesi: Bahar geliyor, çiçekler açıyor, aşk kapıdan bakıyor. Dikkat et o zırh pişik yapmasın. ^^ Sürekli duyguları insana şunu yaptırır, bunu yaptırır diye aforizmalar dizmesinden de çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

Zeynep ve Alihan'ın içinde bulunduğu durum, hala, genel akış içerisinde çok sönük geliyor. Çalışkan, zeki, güzel çalışan; Gıcık ama yakışıklı kara kutu patron. Ha bir de patronun, onu kaybetmekten korkan sevgilisi. Romantik komedi karakterleri gibiler. Bölümler ilerlese de Zeynep ile Yıldız da şöyle bir güzel karşı karşıya gelse!

*

Ve ikinci bölüm ters köşe olduğunu düşündüğüm, güzel bir sonla bitti. İki bölüm boyunca tanıdığım Halit bu numaraları yemez, o yüzden Ender'e hakkında hayırlısını; Yıldız'a bol şans diliyorum.

Emeği geçen herkesin eline emeğine sağlık!








BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER