Sen… Kadınım…*

Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş 
Ne olur terk etme yalnızlık çok acı 
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte 
Sen... 
Kadınım, kadınım, kadınım. 


"Masamız köşede öylece duruyor."

Seyit sokaklarda dolanırken fonda sanki bu şarkı çalıyordu. Keşke şarkıdaki gibi “Ne olur kal benimle.” demiş olsaydı.

Her hafta bir dizinin yayından kaldırılacağı haberini aldığımız bu günlerde, Kurt Seyit ve Şura’nın final tarihinin belirli olmasından dolayı derli toplu bir son bölüm izlediğimiz için memnunum. Dizi erken bitti, reytingler düşüktü tartışmaları son bulmaz; ama Kurt Seyt ve Şura romanının sonuna da bir şekilde geldik. Dizi bitirilmeseydi Kurt Seyt ve Murka’dan devam edilecekti. İlk kitapta hikâyenin bittiği yerde dizi bittiğine göre yarım kalan bir şey yok. Dizinin hikâyesi, Seyit ve Murka çiftinin, geçmişi geride bırakıp geniş ailesiyle mutlu bir hayat kurduğu masal tadında bir sonla bağlandı.


Baştan beri herkesle sen mi konuşsaydın acaba?

Şura’nın gemisi limandan ayrılırken Tina’nın uzun zamandır ilk defa doğru kişiye, doğru sözleri söylediğini duyduk. Tina, Seyit’e “Sen Şura’nın vatanıydın. Bugün Şura, vatanından ayrıldı, yeni bir hayata başlıyor.” derken aslında kendisi için de başlayan yeni ve ailesiz hayatı kendine de itiraf eder gibiydi. Seyit ise Pera’da attığı her adımda Şura’yı görüyordu. Sokaklarda, kalabalık içinde, Şeref Oteli’nin önünde, alışveriş yaptıkları dükkânda, yemek yedikleri restoranda birlikte oturdukları masada… Her yerde Şura vardı. Keşke hatıralarda Pedro’nun dolduruşları ve Seyit’in Şura’nın ağzından ona güvenmediğini söylediği anlar, en net hatırlananlar olmasaydı. Yalnız Seyit, Lütfü’den Eminönü’ndeki evin İngiliz askerleri tarafından basıldığını duyduğunda, Şura’nın hayalinden kurtuldu. Onu bir anlığına aklından çıkarıp önündeki tehlikeyle ilgilenmesi, yeni ailesi için endişelenmesi normaldi; ama Pedro’dan intikamını alıp da Pera’ya Mürvet’in yanına döndüğünde onun için Şura yok gibiydi ve finale de bu şekilde eriştik. Mutlu son olayı, tüm yaşananlar yanında fazla ütopik geldi. Mürvet’e Şura ile vedalaştığını söyledikten sonra Mürvet’in kapıdaki gülümsemesi yeni bir başlangıca işaretmiş meğer. Tina’nın da Mürvet’le konuşması Mürvet’in gönlüne su serpmişti. Onun katkısıyla Mürvet, Şura ile barıştı. Mürvet’in, Şura için asıl hissedip düşündüklerini ise, Emine’ye onun çamaşırhaneye geldiğini anlattığı sahnedeki, “Ben olmasam kim bilir ne söyleyecekti?” tarzı konuşmasında görüyoruz. Muhtemelen finali görmesek Mürvet’in bu yüzü bize hiç gösterilmeyip masum ve tatlı kız edasını devam ettireceklerdi.


"Ne iyi bir asker olabildin ne de iyi bir düşman!"

Alya’nın limanda yakalanıp Pedro’ya teslim edilmesi ile durumu belirsizleşmişti. Pedro’nun sonundan emin olsak da Alya’nınkisini bilmiyorduk. Pedro’nun Alya’yı kazmış olduğu mezarın içinde bırakması, sonra İngiliz askerleri, Seyit ve Celil’in olduğu sahne görsel olarak etkileyiciydi. Pedro’nun sonu kitaptaki gibi canlandırıldı ve Pedro’nun son saatlerindeki kontrolünü kaybetmiş davranışları sahnenin etkisini artırıyordu. Pedro’dan intikamını alan Seyit sanki tüm Rusya’yı geride bıraktı. Ailesinin ölümünü de hatırlayarak Pedro’yu toprağa gömerken aslında tüm acılarını, kinini, Rusya’yı, Kırım’ı da toprağın altında bırakıyordu. (Bir ara Barones, Mişa ve Osman’ı görünce Medcezir setindeyiz gibi oldu; ama…)


Nasıl bir yürekle sevmişse Celil'i, sonunda birlikte oldular.

Yahya Bey’in geçen haftaki gidişine “Sessiz bir terk ediş içinde olduğunu sanıyorum.” demiştim. Ankara’ya gitmeyip karşı otelde kaldığını gördüğümde öyle olmadığını anladım; ama sonunda yine de sessizce gitti. Bir an Celil ve Güzide için bizi korkuttu. Yine de Yahya Bey’in bu şekilde gitmesi de üzücüydü. Sonunda gerçekten sevenler kavuştu ve bu hikâyede beni en çok sevindiren onlar oldu. Amasya’ya yerleşmelerini de Seyit’e gönderdikleri mektupta Celil, “Adaşına buranın havası iyi geldi.” diyordu, çocuk için gitmiş görünüyorlar; ama Yahya Bey’in hatırasını ezip geçmek istemedikleri ve Yahya Bey’in ablasına saygılarından olduğunu düşünüyorum. Bu dizinin gönül rahatlığı ile mutlu olacak bir çifti varsa Güzide ve Celil’dir.


Nereden... nereye...


Onlar ermiş muradına...

Sonunda, Seyit’in kardeşi Mahmut’u bulmasına ve istediği aile düzenini kurmasına sevindim. Emine de dediği gibi büyük konuşmuş ve Pera’ya yerleşmiş. Seyit’in Murka’ya uyguladığı kıyafet değişikliği Emine’ye de geçmiş. Kıyafetlerdeki radikal değişikliğin Cumhuriyet’in getirdiği kılık kıyafet değişikliğinden çok Seyit’in ısrarına ve ikna etme yeteneğine bağlıyorum. Şura ile ilgili ise, sadece Salih’in Seyit’i eve çağırdığında, Seyit’in ağzından öğreniyoruz ki ara ara mektup gönderiyormuş. Seyit’in mektupları okuyup okumadığı ya da cevap verip vermediğine dair hiçbir şey öğrenemedik. Onun dışında Seyit ve Murka mutlu bir çift olarak çoluk çocuğa kavuşuyorlar. Yalnız sonda Tina ve Alya’ya değinilmemesini eksik buldum. Cumhuriyet’in etkisiyle Rus dostlarını unutmuş gibi görünüyorlardı. Birer cümle ile de olsa onların hayatlarına nasıl devam ettiklerine değinebilirlerdi.

Kitaptan dolayı Şura’nın kalbimde yerinin ayrı olduğunu sık sık söyledim. Artık dizi bittiğine göre, sanırım Tina, Alya ve Güzide’yi de özleyeceğim. Kitaptan farklı olarak dizi içinde bende yer eden karakterler oldular. Hikâyenin dizi kısmında özellikle Alya ve Güzide’yi, tanıdığım güzel insanlar olarak asla unutmayacağım.


* Tanju Okan’ın seslendirdiği şarkı, sözleri Mehmet Teoman’a ait. 


BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER