"Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer 
Her gece 
Yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa 
Koynuna 
Olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık 
Herşeye 
Anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan 
Kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış 
Kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan 

İçindeki çocuğa sarıl, sana insanı anlatır 
Eller günahkar 
Diller günahkar 
Bir çağ yangını bu bütün 
Dünya günahkar 
Masum değiliz hiç birimiz "


"Biz Defne'yle kendi tarihimizi yeniden yazıcaz" diyen Ömer İplikçi'lere, afilli bir selam göndererek başlamak istiyorum. Bunu yaparken de en çok Ömer'imin İplikçi'min affına sığınıyorum. Ben bu bölüm ölmezsem, ölmem ölmem hiçbir bölüm, dağ gibi Pamuk'u yıktı geçti bu bölüm.Sezen Aksu, bölüm bittiğinden beri, "Masum değiliz, hiç birimiz.." diye şarkısını söylüyor, kafamın içinde.. Kiralık Aşk volume 50'de herkes o kadar -kendince- haklıydı ki, her birinin, haksız taraflarını yazmak da, benim en doğal hakkımdır. Yıkılmadım sevgili sayın seyirciler ama ayakta kalmamı da galon galon içtiğim rezeneye borçluyum. Ve evet, filmdeki Lizzie gerçekten de çok haklıymış diyerek, 4.Bölüm'e ışınladım kendimi. Oysa kimsenin göremediği, yalnızca Defne ve bizim gördüğümüz o Ömer'in, Mr Darcy'den farklı tarafları olması gerekirdi. Ömer'in köşeli yanları törpülenecek diye beklerken, ömrümü törpülediklerini farkettim mesela, bu üzdü. 

Dedesini görünce kaskatı kesilen Ömer İplikçi, o an buz dağına bürünmekte -kendince- haklıydı. Saygısından, terbiyesinden asla ödün vermemek suretiyle, yapabileceği en doğru şeyi yaptı; Defne'yle başbaşa konuşmayı seçti. Herşey olması gerektiği ya da benim olmasını dilediğim şekilde ilerlediği için, müthiş mutluyum o vakitler. Olayın ana özeti şu; Ömer, dedesini istemiyor, yüzünü görmeye tahammülü yok. Defne'nin, Neriman ya da diğerlerinin oyununa dahil olup, kendisine böyle bir emrivaki yapmasına çok sinirli. Dahası, emrivakilerden nefret ettiğini de en iyi Defne'si biliyor. Defne'ye, "Ben sana bunu yapmıcam" diyerek de, isteme merasimini kimsenin burnundan getirmemek için, kalıyor orada. Buraya kadar her şey normal. 


Peki bu isteme merasimi kimin burnundan geliyor en çok? Tabii ki Defne'nin. Birbirini seven, bir olmadan nefes alamayan, birbirinin içi, ailesi olan Defne ve Ömer'in isteme merasiminde değiliz de, berdele kurban gitmiş bir çiftin nişan törenindeymişiz gibi hissediyorum. Defne'nin elbisesi kadar çirkin ve gereksiz bir isteme töreni gerçekleşti. "Olsun" diyorum, buna da şükür neticede, gitmedi Ömer, gidebilirdi de. Bu cümlemi unutmayın, buraya geri döneceğim.


Töreye kurban giden bir çiftin hikayesini izliyormuş gibi çek kanka.

Ömer için, bir formaliteden ibaret olan kız isteme merasimi, hepten bir formaliteye dönüyor mecburen. Dolmalar, Koray hariç herkesin boğazına düğümleniyor. Hulusi Bey Amca'm da, yalnızca, "Böylesi herkes için daha iyi olacak." repliğini söylemek için, arz-ı endam eylemiş. Dedesinin sesini duyunca, "Ben böyle mi hayal etmiştim?" diye avaz avaz bağıracak neredeyse Ömer... Ama olsun, olan olmuş, gelen gelmiş, madem de gelmiş, geldiğine değseymiş keşke. "Aman ağzımın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey" diyenler, en çok tat kaçıranlar değil midir zaten?



Yüzükler takılıyor, günün kurtaranı da Nihan ve Koray oluyor. Ömer, o kadar mutsuz ki, tüm bu mutsuzluk içinde, sonunda yüzüklerin takılmış olmasından yana bir ben, bir de yetmiş milyon mutluyuz. Ömer, Defne'sine kıyamadı. Tamam, Defne ayıp etti ama olsun, bunu da atlatacaklarını düşünüyorum. Zaten, Defne de Ömer'in haklı olduğunun farkında, pişman da aynı zamanda. Ekseriyetle tekrarlıyorum, sonuçta yüzükler takıldı yani. Ömer, "Bu, burada kapanmadı." dedi ama, Defne'yle konuşunca anlayacağını düşünüyorum onu. 


"Şükrü Abi'nin Çilesi" yakında sinemalarda.

Ömer, kendini dağa, taşa, bayıra, ormana falan vuruyor. Vursun tamam, sorun değil. Göl manzaralı bir yerde, hem piknik yapıyor, hem de geçmişi yad ediyor. Kiralık Aşk dilinde bu, Ömer'in tüm olanları, kafasında nereye koyacağına karar vermesi anlamına geliyor. Bölüm olmuş elli, elimizi sallasak elli soruna çarpar zaten. Telefonunu neden Şükrü'ye bırakıyorsun Ömer'im İplikçi'm, bunu pek anlamlandıramadım. Yanına al, kapalı tut ama yanına al yani. Başına bir şey gelecek kervan geçmez yollarda. Hadi telefonu bıraktın diyelim, cebindeki telefon kime ait? Sanırım Şükrü Abi'ye hava basıp, yeni telefon satın aldın yolda, olur o da olur sorun değil. Artık, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını ve geçeceğini düşünüyorum o sıralarda, haklı sebeplerim de var. En önemlisi; neler geçmedi ki? 


Yazı devam ediyor..

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER