Gece saat 3 sularında...
Çünkü artık yalnız değilsin
Ben varım
Bundan sonra yanında hep olucam 
Gülerken ağlarken ellerini hep ben tutucam 
Hiç bırakmicam

Bu sözleri hatırlar mısınız? Kim tarafından, kime, ne zaman ve ne sebeple söylendiğini... Ben hatırlıyorum. Hiç unutmuyorum hatta. “Bundan sonra hiç unutmamak” da bu sözün bana düşen kısmı olmuş gibi adeta...

Neden unutmuyorum, ve ne sebeple şimdi söylüyorum peki...  Üstünden 8 hafta, ve çokça başka söz ve yaşanmışlık geçtikten sonra, neden başka sözler değil de bu sözler? Gece saat üç sularında, umutsuz bir sıkıntı çökmüş gibi içime, aklıma gelen neden tam olarak bu? 

Çünkü bazı sözler, büyüktür. Geniştirler ve derindirler. Onları aynı zamanda “laflar”, “cümleler”, “ifadeler” diyerek betimleyemezsiniz; çünkü sadece ve sadece “söz” olabilirler. Sadece söylenmezler, verilirler.

Sözler verilir, ve sözler karşılıklı verilir Defne. Annesini kaybeden Ömer’in, bunun acısını yıllardır kendi kendini yaşadığı gerçeğine bir tencere pazı dolması ile ortak olmak; kendine karanlıkları veren adamın ışıklarını açmaya talip olmak, tek başına uyumayı seçtiği kalesinde onun ellerini tutarak uyandırmaya hazır olmak.... hepsi aslında çift taraflı sözlerdir. Hepsi, aynı durumda aynısını da almayı gerektirir...

Bizi nelerin yıkacağını, bir gün gülerken ertesi gün hangi sebeple “kendimizi yerde bulacağımızı” bilemeyiz. Hayat, şirazemizi kaydırmak için engellerin önümüzde sıralandığı bir engelli maratondan farksızdır çoğu zaman. Elle tutamadığımız, hayatımızdan apansız kopup giden ve içimizde bir yerleri bomboş bırakan parçalar; veya taşın altına elimizi ne yapsak koyamadığımız fazlasıyla elle tutulur zorluklar... Aslında hepsi aynıdır, çünkü hepsinin yaptığı bizi düşürmek, hatta ekseriyetle üstümüzde tepinmek olur. 

Derdi ise, kendimize zimmetleriz. Dert bizimdir, dolayısı ile ızdırabı da bizi bağlar. Bunu gururlu olmakla, güçlü olmakla, hatta muktedir, başarılı, galip olmakla karıştırmak da fazlasıyla kolaydır.  Bol bol karıştırırız bu yüzden. 

Derdimiz bizim yalnızlığımızdır, ama hayat bize öğretir ki, yalnızlık paylaşılmaz. O yalnızlığı paylaşmaya gönüllü olan bir çıkıverir; ve ona o dert yedi değil bin katır gücündeki bir acı gibi gelir. Sevdiğimiz insan için çektiğimiz acı bambaşkadır; çünkü o acı her şeyden bağımsızdır. Öncesinden, sonrasından, elle tutulur veya tutulmaz olan her bir sebebinden. Önemli olan tek şey sevdiğimizin canının yanmasıdır çünkü. Sevdiğimizin canını yaktıktan sonra, her şey teferruattır. 

Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER