Kan çeker, kardeş başkadır

Sanırım Türkiye’de dizi senaryo yazımında, süresinin uzunluğu nedeni ile kemikleşmiş bir drama rotası var. Kara Para Aşk çok zaman bu kalıpları aşsa da reyting yükseltmek için midir, bölüm süresi tutturulsun diye midir bilemiyorum, dönüp dolaşıp bu kemikleşmiş kalıba takılıveriyor. Hâlbuki dizinin süresi 45 dakika olsa, çok eminim senaristlerimiz harikalar yaratabilecek, 10 kaplan gücündeler. Dizideki Tayyar ve Hüseyin karakterleri bunun en iyi örnekleri.

Gözünü pörtleten yakın çekim olmadan da ürkütücüsün Tayyar.

Bu diziyi bir noktadan sonra, Güneşi Beklerken’i -tüm isyanımıza rağmen- ZeyKer için izlemeye devam etmemiz gibi izleyecek olmamızdan korkuyorum çünkü Elif ile Ömer’in bir dargın bir barışık hallerinden gına geldi. Mutlu aşkın hikâyesi yazılmıyor Türkiye dizilerinde buna alıştık. Kavuşamayan aşıklar, didişen aşıklar belki de bu toplumda aşkı yaşayamadığımızdan olsa gerek daha yakın, daha hayatımızın içinden geldiğindendir belki de... Ancak aynı bölüm içerisinde karakterler arasında didişme ortamı yaratmak için bu "bir dargın bir barışık" durumu yorucu olmay abaşladı. Elif’in hikayesi içinde geliştirdiği duruşuna, güçlenmesine, ne Tayyar’a ne Ömer’e yaslanmadan, minnet etmeden devam edebilmesine ve ilk defa bir kadın karakterin böyle yazılmasına hayranım ama o son sahne ne idi Allah aşkına?

Sen istemiyorsan Ömer'i ben talibim.

Elif neden reddetti? Sami yüzünden evet, ama neden? Bir kere Ömer ile yalan ve gerçekler üzerinden son 4 bölümdür bunları yaşamış bir kadın olarak Elif, ne olursa olsun Sami’ye rağmen “seni sevmiyorum” demezdi. Üstelik bölümün etiketi #seniseviyorum idi yahu.

İki kardeş elbirliği yapıp ortaya bunu mu çıkarabilmişler yani?

O sahneye gelene kadar tepkim “Ömeeer, geçti borun pazarı, sür eşeğini kodese” idi. İtiraf ediyorum Ömer’i reddetmesini bekledim ama Sami yüzünden değil. Ömer geç kaldığı için, doğru zamanı kaçırdığı için. Çünkü Elif’in Ömer’e hediyesi olan şiir “birine öyle bir söz söyle ki: ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma” idi. Başka bir değişle Elif’in öldürmeyi seçmesini bekliyordum ama Sami Komiser'in buna neden olması çok gereksiz idi. Hadi Sami yüzünden oldu ama “seni sevmiyorum” olmamalı idi reddetme sözleri.

O simiti ne canım çekti be!

Bu aşkın katili Sami, engeli Bahar, dikeni Melike, kurtarıcısı Elvan sanırım. Sami sürekli “operasyon için” bu aşkı sonlandırmaya çalışırken, Elvan Teyze bir araya gelmeleri için ortamlar yaratıyor. Bahar –saçını başını yolmak istiyoruz- alttan giriyor üstten çıkıyor ve Elif’in kafasını karıştırıyor. Melike ise sivri dili ile olmadık anlarda hooop bir laf ediyor, topla toplayabilirsen.

Bu bölümün bence iki temel meselesi vardı: kardeşlik (kan bağı olsa da olmasa da) ve zaman geçerken hiçbir şey yapmadan durup seyretmek. Bu iki konunun dönüp dolaştığı ve kargaşaya neden olan unsuru ise güven: Kendine güven, ailene güven, sevdiğine güven, arkadaşına güven, aşkına güven...

Söz konusu Tayyar olunca kendine güven, kibirle birleşip Tanrı kompleksi yaratıyor. Dedi ya “Adanalı Dalyan Yusuf’un oğlu iken İstanbul’un efendisi Tayyar Bey” oldum diye.

Ömer, Tayyar seni parçalara böler oltasına takar.

Bu nedenle, bölüme Ömer’in Tayyar’ı sıkıştırması ile başladık. Tayyar’ın kendine ve kurduğu sisteme olan güveninden dolayı hiç beklemediği bu adım ile sarsılmasına şahit olduk. Amaa bu Tayyar, ormandaki yaralı aslan gibi, sisteminde yara açarsan daha kurnaz ve daha tehlikeli hale gelir ve bedelini misliyle ödersin. Döneceğinin sinyalleri de Hüseyin ve Ali’yi çağırıp “Ömer’in memuriyetini yakın” demesinden belli oldu. Ömer’e kodes yolları gözükmekte...

Bu bölüm dizinin kurgucusu ile ATV sağ olsun, yeni bir şey denediler sanırım. Biz Ömer ile Tayyar’ın düellosuna odaklanmışken çat diye araya Pelin’in Arda’ya tepkisi niye girilir? ATV’ye gelince zaten gerçek hayatta aşkı yaşamak zor, oturmuşuz ekran karşına masal aşklara odaklanırken tam sahnenin ortasına reklam girmek nedir? Resmen reklam arası dizi izledik bu akşam.

Pelin Arda demişken sanırım Arda’nın ilk öpüşmesi idi. Yoksa bu kadar acemi öpülmez. Pelin tokatı çaktı çakmasına da daha Arda Pelin’i avuçlarının arasına almış dudaklarına yapışmak üzere iken Pelin’in dudaklarını büzmesinden belli o da Arda’ya boş değil.

Arda’nın sarhoş halde gelip Pelin’e itirafları ve sonrasında Ömer’e yaptığı açıklamalar beni çook uzaklara liseye götürdü. Hangimiz hayatımızda Arda olmadık ki? Bazen sevdiğimiz insana zaman geçerken sadece bakıveririz, o başkaları ile beraber olurken. Sırf mutlu olsun diye onu severken; onun sevdiğine sürprizler bile hazırlarız (evet bendeniz yaptı böyle şeyler). Sonra zaman geçer, sözler söylenemez. Söylendiğinde de artık geç olur çünkü her şey için doğru bir zaman var.

Bu bölüm istisnasız zevk aldığım sahneler Elif ve Ömer’in değil Hüseyin’in sahneleri oldu. Hüseyin’in yerine koysak kendimizi ne kadar dayanabiliriz acaba? Hüseyin de Tayyar gibi en çok kendine güveniyor. Ömer’e kan çekiyor, kardeş başka. Bunu ilk sezondan itibaren görüyoruz. Bir yanda Ömer sevgisi, bir yanda Tayyar atarı, bir yanda kendisini düşünmesi. Tüm bunlar o kadar gerçek ki gözlerinden ve bakışlarından çok iyi anlaşılıyor. Hüseyin’in Ömer ile güvercin evinin yanındaki konuşması ise süper idi. Çok iyi yazılmıştı ve çok iyi oynandı.

Peki, bu “emmioğlu” nereden çıktı? Dizideki herkes birbiri ile akraba çıkacak galiba: Tayyar-Metin-Hüseyin-Ömer. Bütün bunları DalyanYusuf ve Baba Demir’den bağlayacağız sanırım.

Başka gerçek sahneler ise Aslı’nın içinde olduğu sahneler. Aslı, Elif ve Nilüfer kardeş olmanın nasıl başka güzel bir şey olduğunu gösteriyor. Her koşulda her şeye rağmen, kardeş candır. Kardeş olmak için kan bağı şart değil bunu da Arda Ömer kardeşliği bize kanıtlıyor.

Dizinin son birkaç bölümdür karşımıza çıkardığı bu din vurgusunu anlayan varsa beri gelsin. Tasavvufu da Elif Şafak’tan hallice işliyorlar ona da ayrı kılım. Misal ne zamandır Tayyar ve Metin selamlaşırken, selamun aleyküm- aleyküm selam diyor? Bir de Metin’in Nilüfer’i annesi ile tanıştırmasını anlarım. Analar ve oğulları arasındaki ilişki tanımlanamaz, değişik bir şey çünkü. Ancak Metin gibi bir adam Nilüfer gibi bir kadına “sana soyadımı veremiyorum ama içeride hoca var dini nikâh kıyalım” der. Ne gerek var? RTÜK mü fısıldıyor? Resmi ya da dini nikâhla evlenince, bir kadın kendine yapılan bu şiddeti unutsun mu? Fakir de olsak zengin de olsak tek derdimiz nasılsa evlenmek mi yani?

O masanın karşı tarafına elin kelepçeli geçmen çok yakın.

Uzun lafın kısası, Elif etrafında güvendiği her şey yeniden yazılırken tek tek değişiyor da, Ömer Hüseyin hakkındaki gerçeği öğrenince çok kötü bir karanlığa düşecek. Asıl o zaman yanacaksın Ömer!

Ufak not: Dizide Nazan Öncel şarkısı kullananlara buradan selam olsun!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER