Kurtlar Vadisi Pusu: Bir mezar taşı...

Hepimiz Cahit’in kıskançlığını bekledik ama hepimiz ters köşeye yattık. Tamam bir dizi, seyircilerini daima ters köşelere yatırmalı ama biz de bazen çok kolay yatıyoruz be karşim. Cahit hemen abisinin yanına gitti ama Yusuf’un yakasına yapışmaktan başka bir şey yapamadı. Dikkatimi çeken şey Polat’ın elinin Cahit’i görür görmez beline gitmesiydi. Tamam, Ali Candan zamanında muazzam bir eğitimden geçmiş ve hatta eğitim verir olmuştu ama o zaman da bu kadar tetikte miydi sahiden? Bana Ali Candan’dan ziyade bir Polat Alemdar hareketi gibi geldi. Şimdi, “eee yani ne demek istiyorsun?” derseniz vallahi ben de bilmiyorum ama garip işte.

Dedim değil mi, ana oğul bunlar çok can yakar diye… İşin kötü yanı daha ilk kurbanda yüzler gülmeye başladı. Asya zaten gülümsüyordu ama Yusuf’da da buzlar iyice erimeye başladı. Galiba İtalyan mafya aileleri gibi olacaklar. Herkes işin içinde. Yusuf Alemdare... Smith’in başını yediler mi bilmem ama en iyi hamlelerini yaptılar. Şimdi iş RA’nın temsilcisinde ama Smith sorguya giderse o öfkeyle kimleri yakar hiç bilmiyorum. Levent Sülün’e bayılıyorum ama onun için çember fena daralıyor. Umarım canımızı yakmadan o ablukadan çıkabilir. Diziden ayrılmasını hiç istemem. 

Fehmiciğim bir daha mı düşünsen sen o işi?

Hasta ziyaretlerini oldum olası sıkıcı bulmuşumdur. Her gelenle aynı konular konuşulur ve üstüne sürekli bir misafir atmosferi de cabasıdır. Üstelik Fehmi vurulmuş. Yani “bak doktor şöyle dedi, böyle kestiler, burdan girdiler, tıp müthiş ilerlemiş yeaa” gibi geyikleri yapmaktan da mahrum. Zira konunun oralara gelmesini hiç mi hiç istemez. “Kim vurdu? Nasıl oldu?” sorularını her defasında geçiştirmek pek de eğlenceli değildir herhalde. Biz sadece Azra’yı gördük ama haber Azra’ya kadar gittiyse bir sürü kişi gelmiştir. Fehmi, Cahit’den kendini vurduğu için bir, bir de bu muhabbetlere maruz kaldığı için intikam almalı. Bu sefer kurşunsuz alacakmış intikamını… Vallahi merak ettim.

"Bütün yollar Alemdar’a çıkıyor..." Sevgili Gölge, bunun böyle olduğunun en geç farkına varan düşmansın. Normal şartlar altında zekandan oldukça şüphe ederdim ama geçerli bir bahanen var. "Şimdiye kadar onu doğrudan hedefe koymadım” dedin. Bunu zaten daha önceleri biz de dile getirmiştik. Alemdar sana dokunmasa hiç ona bulaşmazdın. Şimdiye kadar bir ayak bağı muamelesi yaptın ama artık gördün ki o bağ bu topraklarda kımıldayamayacağın şekilde ayaklarını bağlar olmuş.

Gölge bundan sonra tüm dikkatini Polat Alemdar’a verecekmiş. Sonunda bizim istediğimiz oldu ama karakter için gerçekten kötü bir gelişme olarak görüyorum. Bu, küçülmeyi de beraberinde getirecektir. Gölge her şekilde bir çıkmaz sokağa giriyor. Alemdar’ı yense dahi kaybettiği zaman ve alacağı yaralar onu hayli geriye itecek. Yenemezse zaten ölecek. 

Git o Gölge'ye söyle beni çok iyi araştırsın. Bir gece gelip sınav yapacağım!

Hoş, şimdilik Polat Alemdar'ı iyice araştırmayı ve en zayıf noktasını bulmayı planlıyor ki bu da fena bir hamle değil ama burada Ariel’e katılmamak mümkün değil. “Polat Alemdar’ın geçmişini öğrendiğinde ondan egkstra korkacaksın!” Ne de güzel ve doğru bir tespittir o öyle… Gölge zekasını masaya koyup, o zekasıyla Polat Alemdar’ı indirebileceğini düşünüyor ama hatayı daha en başında yapıyor. Polat ile asla “ya o hayatta kalacak ya da ben!” düellosuna girilmemeli. Bugüne kadar kim bu düelloya girdiyse şimdi üç Kulhu bir Elham’a hasret şekilde toprak altında yatıyor. Onun yerine “Polat’a rağmen..” taktiğini daha zekice uygulaması gerekiyordu. Yani demem o ki Gölge’nin aynen devam edip sadece kibir ateşini biraz kısarak, zekasını ona rağmen iş yapmaya odaklamalıydı. Yanlış karar verdi. Bedelini ödeyecek… Bu arada Jurgen ve Marcus’un kardeş çıkması da hoş bir ayrıntı ve sürpriz oldu.

Herkesin Polat üzerinde bir planı var ama onun derdi bambaşka… Polat’ın arayışı bölümün tartışmasız en ağır, en duygusal sahneleriydi. Önce evine gitti ama evinde başka insanlar vardı. Bu arayışın en kolay sahnelerinden biri gibi görünse de üzerine biraz düşünmenizi isterim. 

Sizi bilmem ama ben 89’dan beri aynı muhitte oturuyorum. Farklı evlere geçsem de bir kilometre karenin dışına çıkmamışımdır. Oturduğum yeri ilk görenler sıradan ve hatta soğuk bulabilir. Sonuçta bir konut sistemi ama benim gözümde buralar bambaşka bir anlama sahip. Ufukta görünen otoyol ışıkları sayesinde çocukluğumdan beri nerelere gittim tahmin bile edemezsiniz. O ışıklar benim için dünyanın en güzel manzarasıdır. Şimdilerde ferforje demirlerle etrafları çevrilmiş olsa da her patikasında bir anımın olduğu bu bahçeler benim en rahat ettiğim yerler. 91’den beri aynı kuruyemişçiden alışveriş yapıyorum. Bazen bayat oluyor ama kuruyemişçi de bizim işte. Adam çocukluğumu biliyor, şimdi Aşık Abi’ye iki nem kapmış fıstığın lafını mı edeceğiz? Etmeyeceğiz, maçın skorunu öğrenip, “hayırlı işler abi” diyeceğiz.

Ana - baba dizine yatmak haktır!

Benim için buralar neyse Polat için Ömer Baba’nın evi çok daha fazlası. Zira hep aynı evde yaşamış ve o eve gittiğinde benden küçükmüş. Daha dün o evden üstünü giyip çıktığını hatırlarken bugün kapıya bir başkası geliyor. Bu ne derin bir yalnızlıktır yahu… Babasının dükkanına uğradı, orası da bomboştu. Mevcut haliyle Polat bunları 13 senede değil bir günde kaybetti. Üstelik daha ne kazandığını dahi bilmiyor. Yüzünün yanmasından beri bu en ağır sınavı olabilir. Basit bir hafıza kaybı olarak gördüğümüz şey en zorlayıcı düşman olabilir. 

Polat’ın sınavının zorluğunu kalbimde an be an hissettim ama Elif’in penceresi yıktı geçti be karşim. Elif belki pencerenin önünden geçer diye ayaz gecelerde Polat’la birlikte o ağacın altında az mı bekledik? Aslan Amca “sık o zaman kafana” dediği zaman kafamıza sıkacak kadar özlem çekmedik mi? Biz Elif’e hep hasret gittik. Yanımızdayken de hasretti, uzaktayken de hasretti, topraktayken de hasretti. Bu aşk belki de bu yüzden böylesi güzeldi. Sonuçta hiç aşka engel olabilir mi bir mezar taşı? Gücü ancka hasrete yeter, işte o çok acı...

Ömer Baba ve Nazife annenin yeni adresini buldu ama bulmasa daha mı iyiydi acaba diye de düşünmedim değil. Bu sahneleri izlemeden önce ihtimallerini düşünmek ne kadar keyifliyse izlemesi de bi o kadar acıydı. Resmen Polat Alemdar’a işkence ediyormuşuz gibi hissettim. Aynı anda, daha evlatlık dahi olduğunu bilmeden hem anasını hem babasını kaybediyor. Ben de saçmalıyorum işte bildi de ne farketti ki? 

Bu acıyı açıklayacak kelimeler hiçbir dilde yok. Ancak oyunculuk gibi sanatlar açıklayabilirdi ki Necati Şaşmaz gerçekten sahnenin hakkını verdi. Allah büyük acılar yaşatmasın ama tepkisi o kadar dozunda ve o kadar anlamlıydı ki çok zor oynanabilecek bir sahnenin altından çok temiz bir şekilde kalktı. O şaşkınlığı, pişmanlığı, kahrolmasını hep kalbimde hissettim. Bütün bunları tek kelime etmeden bakışıyla, duruşuyla hissettirdi. Zaten oyunculuk da budur. Helal olsun.


Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER