Kiralık Aşk; Sevdaya dair haller eşliğinde repliklerin büyüsü 2

Kiralık Aşk; Sevdaya dair haller eşliğinde repliklerin büyüsü 2
GEÇMİŞ; Sözlük anlamı zaman olarak geride yer almış, geride kalmış olan demek. Geçip gitmiş. Eğer benim gibi naftalin kokulu bir zihne ve ruhu sahipseniz iz bırakan anlara geçip gitmiş demeniz pek de kolay olmuyor ne yazık ki. Eski şeylere merakım ezelimden beri benim yoldaşım, antika olan her şeye merakım var. Misal bir obje, bir aydınlık veren düşünce, eski insanlar, eski zamanlar. Eğer zaman makinesine binme şansım olsaydı kesinlikle gelecekten ziyade geçmişe yolculuk yapmayı yeğlerdim. Kendimce değdiğim her eski şey bana "Bunun hikayesi nedir acaba?" diye sual etmeme ve o hikayeleri merak etmeme sebep olur. O ruhların yolculuğuna şahit olmayı isterim çokça. Koleksiyonerlik yapmayı ve hatıra biriktirmeyi çok severim mesela. Aklınıza gelen her şey için anı biriktirme hevesine sahibim. Galiba ben de nevi şahsına münhasır değişik naftalin kokan (Ki gerçekten bayılırım naftalin kokusuna.) bir kişiliğim. Bu demek değil ki takılıp kalıyorum ve sadece orada yaşıyorum asla öyle değil. Geçmişin izlerini takip edip geleceğe attığım adımlarımla varlık aleminde yoluma devam ediyorum. Asıl bilgelik buradan geliyor galiba. Kat ettiğin yolun kıymetine varmak için geçmiş anların ilmine vakıf olmak önemli. Benim inancım şu ki
 
Geçmiş; gelecek için kıymetli adımlardan oluşur.
 
Ben de bu Kiralık Aşk yazı maratonuna dalarken rehberim hep bu oldu. Geçmişi orada yalnız başına bırakmadan tezahür ettiği izleri bir şekilde geleceğe aktarmak. Replikler yolculuğum bu anı biriktirme hevesim sayesinde doğdu. Kiralık Aşk Defterimin sayfalarını doldurup tekrar tekrar izlerken aldığım notlarımı sizlerle paylaşıyor olmak benim için çok kıymetli. O kadar değerli bir masalın içinde yol almışım ki tek bir bölüm için kendi el yazımla tam 9 sayfalık ve beş bölümlük 50 sayfalık replikler notu düşmüşüm. Şimdi geriye dönüp bunlara tekrar bakınca aslında bizlere sunulanın çok başka bir hatıra olduğuna inancım güçlendi. Ne kadar psikolojideki adıyla ZEİGARNİK ETKİSİ altında zihinlerimiz yarım kalmışlığı tamamlasa da hissettiğimiz duyguların mimarı olan replikler ve Elçin Hanım ile Barış Bey'in aralarındaki müthiş uyumun hepimizde sarsılmaz derin izler bıraktığı muhakkak.
 
O zaman kaldığımız yerden tekrar başlasın yolculuğumuz. Bu yazım 6. bölüm ile 9. bölüm repliklerini kapsıyor. Biraz uzun olduğu için bu sefer 4 bölümü sizlere aktardım şimdiden okuyan sabrınıza çok teşekkür ederim. Bir kusurum olursa affola.
 

 
Otel odasında bıraktığımız muamma dolu andan sonra sabah Defne’sinin telaşlı halleri karşılıyor bizi ve otelin görevlisiyle zihin yakıcı bir diyalog geçer;
 
“Bak şimdi birine söylememen gereken çok önemli bir şey var ama yani o kadar önemli ki devlet sırrı gibi bir şey o derece önemli ama ağzından kaçırıp kaçırmadığını bilmiyorsun hatırlamıyorsun. Eee şimdi açık açık sorsan salak mısın niye açık edesin kendini dimi. Çünkü ya söylemediysen dimi. Hanımefendi hiç bir şey anlamıyorum. İşte tamam ben daha soruya gelmedim sen ondan anlamadın. Şimdi sen kendini benim yerime koy tamam mı koydun mu?  Tamam; bak şimdi sen karşındakinin anlayıp anlamadığını neyinden anlarsın. Neyi?  İşte canım devlet sırrını söyleyip söylemediğini”
 
Ve Ömer İplikçi Defne’nin yanından o orda yokmuş gibi geçer gider. Defne’cik ne yapsın?
 
“Gitti adam gitti gitti gitti adam gitti “ diye arkasından koşarken Ömer Bey'e sorar.
 
“Niye beni beklemediniz? Niye mi? Soruya da soruyla cevap vermek yani insaf. Bi cevap versen incilerin dökülür çünkü. Bur da Defne ölmüş kalmış kimin umurunda “ diye söylenerek Ömer’in çoktan bindiği arabaya biner.Arabada Defne’nin içine sular serpilecek şu sözler dolaşır “Sızdım mı ya ben hem de hiçbir şey söylemeden . Yaaaaaa ayyyy öyle desenize yaa ama o sızma falan hoş olmamış dimi kocaman kız çocuk gibi ÖZÜR DİLERİM Ömer Bey.”
 
Eve gelip sabırsızlıkla olanları merak eden Nihan’la Defne’nin arasında şu konuşma geçer.
 
Bir şeyler oldu kızım sana. Oldu dimi .Yani Risotto Sinan’a da ayılıp bayılıyordun da o öyle dertsiz tasasız uzaktan bakmacalı bir şeydi. Yani Sinan Bey çok iyi bir insan ben artık ona o gözle bakamıyorum dedim ya insan olarak on numara beş yıldız. Ben sana demiştim ama bunu . Ama Ömer Beyi görünce bi panik atak geçiresim geliyor bi sıcak basıyor bi nefesim kesiliyor nefes alamayacakmış gibi oluyorum daralıyorum ben.OOOOOOha Kelebek level’ını direk atladık yani.Saçmalama be zaten gereksiz hayal kurmanın da anlamı yok.”
 
Defne hakkında her şeyi bilen tek kişi olan İso’da Nihanla ilgili duygularını itiraf edince dertleşmeleri başka kapıların aralanmasına vesile olacaktır.
 
Öyle işte yüzüne karşı söyledim her şeyi en azından ne olacaksa olsun ya iyi de oldu böyle hiçbir şey olduğu yoktu DEFO. Korkmuyor musun peki? Yok be ne korkacağım. Yani ne bileyim şimdi ya  Nihan Abimi seçerse. Eeee napayım yani Nihan Abini seçerse diye içimdekileri mi söylemiyecektim. Ya yok tabi öyle demek istemedim de işte öyle. Kazanıp kazanamayacağını savaşmadan bilemezsin kızım. Bak ben Nihan’ı ya kaybedersem diye yıllarca hiçbir şey söylemedim tuttum içimde noldu daha mı mutluydum yooo. Hazır mısın peki yani savaşmaya. Yok be ayrıca benim cephanemden ne olur ki kızım hepi topu kuru bir sevda işte. Ama fark etmez yani içine öyle bir kıvılcım düştüğü zaman o kıvılcımın hatırına yaşayacan yaşatacan ayrıca nedir yani kaybetsem nolcak her şey kazanmak değil Defo. Öyle diyorsun. Dedim. İyi korkmayacakmıyız yani şimdi belki bizi bir bulut tutar diye şeymi yapacağız. Sırt üstü böyle kendimizi uçurumdan aşağıya mı bırakıcaz. Aynen öyle yapacağız işte. Çünkü korku ruhu kemirir Defo mutlu olmak istiyorsan ilk şart cesur olacaksın risk alacaksın”
 
Derya’nın çektiği mesajla Ömer’in doğum günü olduğunu öğrenen Defnecik kendi kendine gülümseyerek;
 
Doğum günüymüş. Herhalde kızım adam ağaç kavuğundan çıkcak hali yok ya. O da doğdu bebek oldu yani Ömer bebek ayyy bebekliği nasıldı acaba ya kesin üç aylıkken okumayı yazmayı öğrenmiştir. Ondan üç ay sonra da cümleyi öğelerine ayırmaya başlamıştır “
 
Sabah neşeli cıvıl cıvıl Ömer’in evine gelen Defnecik Mavişle koyu bir sohbete dalar:
 
Naber Maviş bak ne zamandır buradayım valla artık seninle bir hukukumuz var dertleşecek kıvama geldik senle. Sana harika bir haberim var. Ben artık korkmuyorum.”
 
Mutfaktan fırlayan Ömer Beyler ile onu görünce gülen Defne Hanımlar konuşmaya başlar.
 
Gülüyor musun sen? Kim gülüyor muyum ben. Hem de bana bakarak. Öyle aklıma bir şey geldi de o yüzden. Hala gülüyo ya Defne aklına benimle ilgili gülünecek ne geldi söyle? Eee yarın doğum gününüzmüş parti yapacakmışsınız. Hiç sevmiyorum bu parti hikayelerini de yani piar için güzel bir fırsatmış bende mecburen tamam demek zorunda kaldım. Ben de yardım edicem Yasemin Hanım herkes çalışacak demiş.Ama sen neden güldüğünü hala söylemedin? Söyleyince kızmayacaksınız söz mü? DEFNEE. Öyle bebekliğiniz geldi aklıma bebekliğiniz falan doğum gününüz olunca. Bebekliğim mi? Siz dışarıdan bakınca böyle normal biri gibi görünmüyorsunuz. Ayy yine lafa abuk bir yerden başladım. Yani öyle normal görünmüyorsunuz derken sanki böyle hiç bebek olmamışsınız gibi ne bileyim okula gitmemişsiniz sanki böyle her şeyi doğuştan biliyormuşsunuz gibi sonra doğum günü deyince kendi kendime dedim ki Ömer Beyde bebekti altına yaptı, salyaları aktı, emekledi ayy düşününce işte çok sevimli geldiniz öyle tombiş tombiş yanaklarınız falan. Tombiş Ben yine atıma bindim Üsküdar’a gittim dimi
 
Şirkette Yasemin’i gören Koriş “Güzel gözlerim yerinden fırlayacak. Mavileri de giymiş damacana” diyerek hislerimize tercümanlık yapmıştı.
 
Defne Ömer’e ne hediye alacağını düşünürken danışma merciimiz Şükrü Abimize sorar.
 
“Yarın Ömer Beyin doğum günüymüş acaba hediye alsam mı Şükrü Abi? İçinden geldiyse al tabii. Tuhaf olmaz mı? Olmaz olmaz . İyi de şimdi Ömer Beyin beğendiği hediyeyi de almak için evi falan satmak lazım tamam semt bizim de ev kira. Öyle pahalı hediyelere prim vermez Ömer Bey onun için hediye alınmaz hediye düşünülür. Eee madem ben biraz daha düşüneyim çalıştırayım bakalım kafayı”
 
Bu arada Sadri Usta ile Ömer arasında şöyle bir replik geçer.
 
“Geçen gün gelen kız hala asistanın mı? Ah be ustam bi sen anlıyorsun beni bi sen biliyorsun valla. İstediğin kadar susalım da konuşalım deme sakın ”
 
Şirkette Sinan’la Defne’yi görünce kıskançlık tavan yapan Ömer kendini ofisine zor atar ve “Sakinleş Ömer sakinleş sakinleş Ömer sakinleş Ömer sakinleş. Napıyorsun ya Ömer sakinleş” diye telkinde bulunurken Hayal Et bilekliğini Sinan’ın Defne’ye göstermesiyle birlikte iyice ayarları bertaraf olur ve Koray’a kaçar. Bilmediği cevapları bulur umuduyla.
 
Ömer’in çalışma ve ilham mahzenine ilk giren kişi olan Defne o anları hatırlarken bulur doğum günü için alması gereken hediyeyi.
 
O pisss Yasemin’in ezme çabalarından bunalan Defne” Hayret bir şey ya şeytan diyo vur bacağına topuğu kırılsın da bütün gün ceylan gibi seksin de görsün gününü hayret bişey. Yok ya ceylan çok güzel hayvan ceylan olmaz çekirge çekirge çok iyi çekirge olur. Yok yok kurbağa evet kurbağa olsun kurbağa suratlı” diye öfkeyle söylenir.
 
Kitap okuyan adama “Sebep manyak mısın sen? Diye soran Necmi Bey evlilikle ilgili bazı bilgilerini paylaşır.
 
Evlilik bu illa ki bir şeyler olacak. Sen bi halt edersin o kızar ama gidemez. Sonra o bir halt eder sen kızarsın ama gidemezsin kalırsın. Çünkü onun dışında kimin yanına gidersen git kendini rahat hissetmezsin yalnız hissedersin. Bir süre sonra suç ortağı olursun, kader ortağı olursun kopamazsın yani. Bugüne kadar Allah kahretsin keşke evlenmeseydim dediğim binlerce durum oldu ama işte Neriman Yengen aksidir maksidir esereklidir ama o benim dalga kıranımdır,pusulamdır ben onsuz kaybolurum”
 
Benim içim 6.bölümün en etkileyici anı
 
Hayda Ömer Bey napıyorsunuz? Suluyorum. Allahım ya ben sularım dedim ya size bırakın bırakın siz. Bir kere de ben sulayım canım ne var? Ya siz çiçeği sulamıyorsunuz ki resmen canına kast ediyorsunuz gözümle gördüm ben öyle haşırt diye dökülmez o su Nasıl sulanır? Böyle yavaş yavaş ince ince dökeceksiniz canını acıtmadan öyle haşırt diye suyu dökerseniz çiçek afallar yazık zaten yeri değişti o kadar korkutmamak gerek. Peki bu daha büyür mü? Şimdi ilk haftalar çok önemli biraz daha yerine alışsın ondan sonra biraz daha büyük bir saksıya geçiririz ondan sonra böyle yavaş yavaş filizlenip büyümeye başlayacak”
 
Ömer’in içindeki filizler kök salmaya başlamış koca bir çınar olma yolunda büyümektedir. Bakışların büyüsü ruhumu etkisi altına alıp hipnotize olma aşamasına doğru hızla yol almaktaydım. Toprak kokusuna bayılan Defne “Ömer İplikçi’nin bile gerçekleşmesini istediği bir dileği vardır.” diyerek getirdiği kekin üzerine koyduğu mumu yakarken Ömer anlamadığı çıkmazlarla boğuşurken “Niye yapıyorsun” diyerek tersler Defne’yi garibim Defne’ de bir bilse ne yaptığını ama bizim masalımız çok bilinmeyenli denklemlerden oluştuğu için karmakarışık bir aşkın çırpınışlarıdır bizlerin izlediği. Şükrü Abiden aldığı adrese gidip de almak istediği kitabın fiyatına parası yetişmeyince  sahaf Sabo’nun raflarını temizleyerek büyük bir emek veremek alır AŞK VE GURUR yani GURUR VE ÖNYARGI 1951 İLK BASIM HASAN ALİ YÜCEL ÇEVİRİSİ olan kitabı. Sabo Defne’ye kitabı teslim ederken şöyle der
 
Gururları ve önyargıları yüzünden kendilerini aşka bırakamayan iki kişiyi anlatır bu kitap. Bir araya gelmeleri için tek engel var oda kendileri. Kitap aslında işin görünen yüzü aslında siz o kişi için emek veriyorsunuz paradan ziyade zaman harcıyorsunuz tüm bunları hak ettiğinden onunda size kıymet verdiğinden emin olun “
 
Serdar’la Nihan’ın konuşmasına Zeynep Alasya’nın o müthiş ,duygulu,içli ve insanın içine işleyen sesi  ve sözleri eşlik eder”İsimsiz olsun mu bu ne aşık, ne dost, ne sevgili yakınım da ol sadece ne sen benim ne ben senin. Seni sarsam yanar  yürek kendi aleviyle hani kovsan ağlar duru sen diye. Suskun bu koca yürek, suskun onca resim, onca anı bu şehir suskun. Ya sen ya da sensizlikle nasıl konuşsun”
 
Ömer’in partisine gitmeden önce hazırlanmak için Neriman’a giden Defne’yi şu konuşma:
 
Senin gibi romantik çulsuzları çok iyi bilirim ben. Paket ambalaj önemli değildir zannedersiniz ama gerçek çok başkadır Defne. Nasıl hareket ettiğin, ne giydiğin, saçının teli, elinin hareketi hep karşı tarafın bilinç altına mesajlar gönderir. Eğer sana saygı gösterilmesini istiyorsan önce sen kendine saygı göstereceksin. Şimdi sen o partiye sıradan bir penye altında bir şortla gidersen Ömer lak diye anlar senin alt sınıftan olduğunu anladın mı? Bana gerçek tepkiler verme çünkü sen gerçek değilsin? Ömer’in her gün gördüğü asistan kızı ben yaratıyorum bu ne özgüven. Ömer gerçek Defne’yi tanımıyor bile benim yarattığım Defne’ye aşık oluyor neticede Ömer kim sen kim”
 
Yerlerde sürünmeye ramak kalmış Defne’nin özgüveni tarumar olur. Tarihi bir hata yapıp aldığı kitap hediyesini o pissss Yasemin’e hediye etmesi için verir.
 
Defne’yi Sinan’la gören Ömer de tarumar olmuş bir vaziyette kırgınlığın ve hayal kırıklığının sebepleri farklı da olsa iki aşk dolu hüzünlü yürek acıların içinde ortak bir duyguya tutulurlar KAYBETTİM BAŞLAMADAN KAYBETTİM. Fonda çalan Sezen Aksu’nun ”Ellerim kollarım bağlansa da başımda kasırgalar kopsa da sen tüm gücünle karşı koysan da seni acımasız sevdaya salar. Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun beraber olamayız benim gibi biliyorsun bir başka dünyanın insanısın yavrucağım sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun”  ezgileri eşliğinde iki tane sahipsiz kimsesiz yürek acılara ve gözyaşına teslim olur.

Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER