Game of Thrones: 5. günün şafağını Winterfell’de yaşamak

Game of Thrones: 5. günün şafağını Winterfell’de yaşamak

Daha önce dizi incelemesi yapmadım. Daha doğrusu bölüm incelemesi yapmadım. Bir kere sezon incelemesi yapmaya çalışıp ortaya bitirme tezi gibi bir şey çıkarınca siteye yollamaktan vazgeçmiştim. 20 sayfa dizi yazısı yazılmaz yani sonuçta, değil mi? Az önce Game of Thrones'un 6. Sezon 9. bölümü izledim. İçime iblis girmişçesine yerimden kalktım, bilgisayarın başında buldum kendimi, alet kendi kendini açtı adeta. Bölüm “Yaz beni.” dedi. Efsunlanmış gibi klavyede gezinmeye başladı parmaklarım. Hayırlısı olsun, ne çıkacak sonuçta hiç bilmiyorum; biraz fazla coşkuluyum şu anda sanırım. Şimdiden affola.

GoT en sevdiğim dizi değil, önce bunu söyleyerek başlayayım. Evet, yayınlanmaya başladığı günden beri ilgiyle izliyorum ama ilgiyle izlemek dışında bir bağ kurmadım diziyle. Her ölenle üzüldüm ben de; karakterleri sevdim, özdeşlik kurdum. Hane tutmak, bir karakterden çok nefret etmek, gidenlere ağıt yakmaksa yapmadığım şeylerden. GoT’a olan sevgimin başlıca sebebi iyi bir edebiyat uyarlaması olması. Televizyon için bunu başarmak çok büyük iş. İyi yazılmış, iyi oynanmış karakterlerle dolu, geniş ve fantastik bir evren var karşımızda ki bu hayatta en sevdiğim şeylerden biri. Fantastik evrenler yani. Orta Dünya’nın gerçek olması için, Hogwarts’tan kabul alabilmek için neler vermezdim. Ancak bir noktadan sonra ben hep başa, benim için her şeyin başladığı yere, Yüzüklerin Efendisi’ni, Silmarillion’u ilk okuduğum günlere dönüyorum. Hâlâ en iyisi o evrende, hâlâ daha iyisi yazılmadı. Bu benim şahsi fikrim elbet; katılmamak serbest. Büyük ihtimalle GoT ve daha birçok fantastik eseri sevmem ama sevmekle yetinip ötesine geçememem bu yüzden. Uzatmayalım. Sezon 6X9:


Jon Snow, Winterfell'i geri istiyor

Olayların gelişimini, vardığı noktayı özet geçmeye gerek yok; nefes nefese izliyoruz zaten. Ben romanı okumadığım için ve dizi de artık romanın önüne geçtiği için teorileri bilmiyorum, kendim de teori üretemiyorum. Hazırlıksız yakalanmak en güzeli zaten, adrenalini katlayan bir şey. 8. bölümden sonra bir savaş izleyeceğimizi biliyorduk. Üstelik iki cephede birden. Bir yandan Daenerys ardında Dothraki ordusuyla çıkagelmiş diğer tarafta da Jon Snow Winterfell’i geri almak üzere harekete geçmişti. Bölümün ilk yarısında kibirli sahipleri yenen ejderhaların annesini ikinci bölümde Ramsey Bolton’u nihayet olması gerektiği gibi tarihin çöplüğüne gönderen sevgili piçimizi izledik. Bölümün adı da “Piçlerin Savaşı” idi zaten. Ne güzel ironi, ne tatlı tesadüf.

Daenerys, kendisine boyun eğdirmek isteyen ve çarklar dönsün, kölelik düzeni devam etsin diye çabalayan efendilere dersini öyle güzel verdi ki! Kuracağı yeni dünyayı özgürlük, demokrasi ve barış adına güzelleştirmeye kararlı olan mağrur kraliçe annesi olduğu ejderhanın üzerinde bir kuğu gibiydi adeta. Üstelik kanımı kaynatan sadece ejderha ateşiyle yanan gemiler olmakla kalmadı. Yara ve Theon Greyjoy kardeşlerin özgür dünyanın kraliçesiyle yaptıkları pazarlık da görülmeye değerdi. Kraliçelere değil krallara alışmış bu dünyanın iki harika kadını, güçleri ve kararlılıklarıyla kadın ruhumu okşayan bir anlaşma yapıp el sıkıştılar. Daenerys Targaryen 7 Krallık’a hükmederken Yara’nın kendi halkının kraliçesi olmasını sağlayacak olması ve Yara’nın da yağma, tecavüz ve cinayete dayanan Demir Adalar düzenini değiştirmeye söz vermesi yapılacak anlaşmaların en güzeliydi belki de. Yara’nın Khaleesi’ye tatlı tatlı “yürümesi” ise kahkaha attırdı, en azından bana.

Yazı bir sonraki sayfada devam ediyor...

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER