Kiralık Aşk: Söz vermiştim sana..

Kiralık Aşk: Söz vermiştim sana..
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde hiçbir zaman baharın gelmediği güzel ülkelerden birinde içerisinde aşka kalbini kapatmış bir prensin yaşadığı buzdan bir şato varmış. Prens insanlara kalbini emanet etmekten korktuğundan kimseye ihtiyaç duymadan, kendisiyle yetinerek kapalı tutuyordu bu şatonun kapılarını etrafındaki herkese... Aşka ayıracak vakti yoktu, sürekli kendini zorlayarak bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor, içerisinde gizli kalan o küçük erkek çocuğunu dışarı çıkarmamak için kendisini canla başla işine adıyordu. Ta ki hiç beklemediği bir anda kendisini istemediği bir durumdan kurtarmak adına bir kızıl saçlının dudaklarına ateşli bir öpücük kondurana dek... Hani hep masallarda bir öpücükle kurbağa prense, çirkin güzele dönerdi ya; bu buzlar prensi de bir öpücükle başlamıştı yavaş yavaş erimeye...

Bir öpücük hayatınızı ne kadar değiştirebilirdi? Masallardaki gibi bir anda kendimizi bambaşka bir hikayenin içerisinde bulabilir miydik? Benim cevabım ‘evet’. Bu nedenle her zaman Kiralık Aşk’ı sizlere de dile getirdiğim gibi  küçükken okuduğumuz peri masallarına benzetiyorum. Defne ile Ömer’in de hayatı o öpücükle adeta sihirli bir değnek misali ters düz olmuştu. Buzlar şatosunda camdan dışarı baktığında dalgalı masmavi bir okyanus, bu okyanusta yüzen balinalar, kapkaranlık bir orman ve gökyüzünde dolaşan bir baykuş görmeye alışık olan prensin hayatı; kendisine bir savaş açan rengarenk, barış ve aşk dolu tankıyla, son hızla üstüne doğru ilerleyen kızıl sayesinde enkaza uğramıştı. Hayatta başına gelenleri kabul edip kendi kabuğu içine giren Ömer’in hayatını adeta fethetmişti Defne “En kötü günde bile ‘burada bittim çıkış yok’ dediğiniz anda bile bir mucizenin gelip kapınızı çalacağınıza inanın…” mottosuyla. Ve böylece o soğuk şatosundan içeri yavaş yavaş sızmaya başlamıştı içini ısıtan bir sıcaklık. Soğuk havalara alışan birinin sıcağa adapte olması zorlu bir süreçti, ama ne zamanki sıcağın o içini ısıtan tarafına alıştın mı bir daha geri dönüş yoktu o eski günlere. Ancak ne yazık ki değişim düşündüğümüz kadar kolay değildir. O kocaman buzdan şatoyu tamamen eritmek ise elinizde kapının anahtarı  ve içinizde onu eritecek ateş olsa bile uzun bir süreçtir. Üstelik bu hikayenin kahramanları da, en az bu süreç kadar zorsa...

Kiralık Aşk hayata tutunmak adına kendi kurallarını yaratan ve İNSANLARA GÜVENİ olmayan soğuk bir prens ile küçük bir kasabada yaşayan, başına tüm gelenlere rağmen hayata karşı pembe bir gözlükten bakmaya çalışan ama diğer yandan SEVGİYE GÜVENİ olmayan kızıl saçlı bir kızın hikayesi. Hal böyle olunca da ‘GÜVEN’ onların hikayesinin tam ortasında koca bir fil gibi çıkıyor sürekli karşımıza. 23. bölümün finalinde Ömer ile Defne’nin banktaki konuşmasından beri sürekli düşünüp duruyorum. O bankta otururken hangisine daha çok kızdığımı ya da hangisinin daha haklı olduğunu? Şimdi eminim herkes tabii ki “Ömer haklıydı.” diyecek ama ben ne yazık ki bu konuda taraf tutamıyorum. Özellikle de ortada GÜVEN kadar önemli AŞK gibi bir yoğun bir duygu varken... Bu nedenle de ikisini de haklı bulmayı tercih etmiştim. İçine girdiği cendereden dolayı sürekli hata yapan Defne, Ömer’in kafasını karıştırarak güvenini kaybetmişti, ama diğer yandan bakıyorsunuz evlenecek kadar sevdiğin bir kadını tek bir yalanıyla terk etmek ne kadar doğruydu? Ve şimdi bu güven meselesi yine döndü dolaştı bu bölümün içerisine bomba gibi düştü. Üstüne üstlük Defne’nin bunu en beklenmedik şekilde “Aramızdaki engel sensin.” diyerek dile getirmesi, yine onun tüm eleştirileri üzerine çekmesine neden oldu. İşte bu noktada ben de sizlerle ‘Doğruluk-Cesaret’ oynamak istiyorum: 

•Bir insana delice aşıksanız ve onun da size aynı şekilde aşık olduğunu biliyorsanız, güven sorunu nedeniyle onunla yollarınızı ayırır mıydınız?
•Yıkılan bir güveni inşa etmek sizce kolay mıdır? Tek bir doğru hareketle ya da istenilen cevabın verilmesiyle düzelebilir mi?
•Hayatını seninle birleştirmek isteyen bir erkeğin sana sorgusuz sualsiz güvenmemesi aslında biraz kırıcı değil midir?
•Sevdiği herkes tarafından terk edilmiş bir kızın, yaptığı tek bir hatayla bir başka sevdiği tarafından yeniden terk edilmek ve daha sonra da arayıp sorulmamak sevgiye olan o azıcık güvenini yıkmaz mı?

Siz bu soruların cevaplarını düşünürken ben kendi düşüncelerimi sizinle paylaşayım. Hiç kimse kusura bakmasın ancak o son sahnede Defne’yi ne yazık ki kızamadım. Belki Defne’nin düşüncelerini aktarma şekli pek doğru değildi, ancak o ağzından çıkan kelimelerin her biri aslında çok da yerindeydi.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER