Korkularınla baş etmek istiyorsan zile basmayı unutma!
Her çocuk bu hayatta özel olmayı hak eder. Tek olmak, ayrıcalıklı olmak en büyük tutkusu olur. Sevilmeyi, değer görmeyi, incinmemeyi bekler. Bu bir bakıma insan hayatının o kadar da ucuz olmadığının göstergesidir. Hoş, şu günlerde iyice kavram kargaşası yaşar olduk. Bir de bize uygulanan talihsizlikler vardır. Hayat kimilerine daha anne karnındayken kazık atmaya başlar, kimilerine ise zamanla bu kazığı yutturmayı. Muhakkak 1-0 mağlup olursun. Masallardaki gibi her şey güllük gülistanlık gitmez. Dedim ya kimilerine anne karnındayken hayat en büyük kazığını atmıştır diye. Heh, işte bu durum tam da Gülfem Sipahi için geçerli!


Kovaladıkça kaçan ateş böceği misin?
 
Bir zamanlar ailesinin biricik prensesi, moda dünyasının Buzlar Kraliçesi olarak bu mini minnacık kadın, hiç fark etmeden hayattan çok tekme yemiş. Tüm bu şımartılma ve el üzerinde tutulma durumu narsistliğinin klinik derecesine gelinceye kadar devam etmiş olması en güzel örneğidir. Öyle bir egoya sahip ki; küçük dağları ben yıktım, yerine yeni dağlar tasarladım misyonuyla ortalarda iki çivi topuk üzerinde dolanan kraliçemiz, hayatın acı gerçekleriyle Enver Sipahi’nin ölümü üzerine tanışıyor. Aslına bakarsanız, bunu her daim yazılarımda dile getirdim, Gülfem yalnız bir insan. Bu yalnızlığın beraberinde pek çok korkuları da üzerinde taşıyor. Mesela korkularının başını güçsüz olma, karşısındaki kişilere hüküm sürdürememe geliyor. Yalnızlığı, Gülfem’i her ne kadar mücadeleci yapsa dahi korkak olmaya itmiş. Çaptan düşmek, moda dünyasında bir numara olamamak, kimsenin umurunda olmamak devamını getiriyor. Ailesinden fazla sevgi görememiş. Belki de bunun başlıca nedeni “üvey” olmasından süre geliyor. Belki de Enver Bey, o nedenle yıllarca Gülfem’i sindirememiş ve bu sindirememişliğin bir sonucu olarak affedememiş.


Mürekkep de dökülecek yeri buldu.
 
Geçmişini deli gibi merak ettiğimiz bir ilişki sonucunda Gülfem’in ilk tohumları atılmış. Salih Efendi ile Halide arasında ne geçti? Nasıl bir çarpık ilişki yaşadılar da Gülfem doğduktan sekiz ay sonra Mesude doğuyor? Aile baskısından mı kaynaklı, yoksa ihanet sonucu mu ortaya çıkan bir durum? Diyorum ya beynimin odalarında birçok soru dolaşıyor. En çok da Salih Efendi ile ilgili oluyor. Bunca süre boyunca ve hattâ son nefesinde bile adına helal gelmemesi için çırpınan bir adam nasıl oluyor da karnında bebeğiyle kalan bir kadını bırakıyor? Hangi şartlar bunu sağladı? Hadi diyelim karnındaki bebeği söylemeye fırsatı olmadı. Bu kadar namus ve ahlak düşkünü adam “kadınım” dediği bir kadını nasıl yüz üstü bıraktı?


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER