Meriç Acemi: Kimse keramet bende diyemez, bu bir ekip işi..

Meriç Acemi: Kimse keramet bende diyemez, bu bir ekip işi..
Kiralık Aşk.. Bu yaz sezonunda bir cuma akşamı aniden hayatımıza giren Star Tv'nin romantik komedi formatlı dizisi.. Tanıtımlarını pek de sevemediğim fakat tuhaf bir enerji ile ilk bölümden itibaren insanı ekranda tutan, hızlı, neşeli ama "küçük" hikayeli Kiralık Aşk. Evet, Kiralık Aşk hikayesinin çizeceği rota anlamında maharet isteyen, derdi serin, karakterleri derin bir öykü. Ekran işlerini dert edinmiş bir hikaye arsızı olarak bu küçük hikayenin nasıl yayılıp düğümler atacağını ve yayın hayatına nasıl devam edeceğini merak ediyordum. Bu merakımı gidermenin bir yolu vardı: Hikayenin kalbine girmek. Yani hikayeyi kuran, senaryoyu yazanla konuşmak.

İşte bu motivasyonla Meriç Acemi ile irtibata geçtim. Aslında planım, onların çalışma ortamına sessizce dahil olmak, izlemek, gözlemek ve gözlemlerimi size aktarmaktı. Ancak hayat bu "sızma" halini gerçekleştirmeye bir türlü izin vermedi. Haftanın yedi günü (evet yedi gün) çalışan, yazmadığı zamanlarda da sahaya inen Meriç Acemi bu koşturma halinden iki saat çalıp hediye etti.

Uzun zamandır sokağa adım atmadığım bir günde "Uygunum" dedi ve Meriç Acemi ile Atiye Sokak'ta buluşmaya karar verdik. Hem sokağa çıkmak hem de beklediğimden her anlamda daha genç bir kafa ile sohbet etmek iyi geldi. Kiralık Aşk ile başladık, hayat ile devam ettik. Röportaja zemin hazırlarken, gerçekleşmesi için destek atan Ortaks Yapım'a da önceden ve hemen bir teşekkür etmeyi borç bilirim.. Buyrun bakalım..

İlk günlerdeki çekirdek kadromuz..


● Galiba sen de işini çok sevenlerdensin.

Öyleyim galiba. İşimi gerçekten çok seviyorum ve her anına hakim olmaktan zevk alıyorum. Çalışırken akıl baştan gidiyor, yemek yemeği unutuyorum mesela. Çok komik. Başım dönüyor, bir tuhaflık var bende diyorum. En son ne zaman yemek yedin, diyorlar. Bir hatırlıyorum ki saatlerdir yemek yememişim.

● Bölümü kaç günde çıkarıyorsunuz?
Her bölüm aynı şekilde çıkmıyor. Bazı bölüm beş günde çıkıyor, bazı bölüm yedi günde çıkıyor. Çünkü şöyle bir hastalığım var. Mesela yazıyorum bitiriyorum ve ortaya çıkan iş içime sinmiyor. Bir şey istiyor, bir şey eksik diye tutturuyorum. Bir daha toplanıyoruz. Yeniden üzerinden geçiyoruz her şeyin. Bir anda o bende eksiklik duygusu yaratan şeyi buluyorum ve bir daha yazıyorum. O yüzden bazı bölümlerin yazımı daha uzun sürüyor.

● Tek başına mı yazıyorsun?
Bir yazar ekibim var.

● Eskiden beri çalıştığın bir yazar ekibi mi, yeni mi oluşturdun?
Bir Kadın Bir Erkek'in son döneminden beri birlikte çalıştığım bir ekip. Ekler yaptım, çıkarmalar yaptım ama 1K1E'nin son 13'ünde bu ekiple bir test drive yapmıştık.

● Bilindik sistemde mi çalışıyorsunuz?
Gibi.. Çok uzun hikaye toplantısı yapıyoruz ekibi en efektif kullandığım kısım orası.. Her şeyden önemlisi çok istekli bir ekiple çalışıyorum. Bulduğumuzla yetinmeyip "Daha iyisini buluruz." diyerek çalışıyoruz. Robert McKee benim hocam, "Aklınıza 11. geleni yazın." der. Biz de öyle yapmaya çalışıyoruz o yüzden en ağırlıklı kısım bölüm hikayelerinin kararlaştırıldığı toplantılar.

● McKee'nin Los Angeles'taki workshoplara mı katıldın?
Londra'da.. 

● Herkes McKee okumalı hatta workshoplarına katılmalı..
Evet ama McKee'nin anlattıkları yeni başlayanlar için değil de zaten yazar olanlar için faydalı. Yani "Senaryo yazarı olmak istiyorum McKee'den ders alayım." pek işe yaramaz; hatta darmadağın olursun. Senior yazarlara göre bir eğitimi var.

● Aynen. Araya girdim pardon, ekiple çalışma şeklinizden bahsediyordun..
Biz de ekiple aklımıza gelen 30. şeyi yazmaya çalışıyoruz. Daha iyisi olabilir diyoruz. Hikaye konuşurken bizi dinlesen en çok bu cümleyi duyarsın, "Dur dur, daha iyisi olabilir!" Çünkü herkes bizi izlerken aklımıza gelen ilk şeyi yapmak en kibar tanımıyla saygısızlık. Aklımıza gelen seyircinin de aklına gelmiştir yani. Daha iyisini bulmalıyız çünkü biz bunun için para alıyoruz. Bu açıdan ekibim bulunmaz bir ekip. 13 yıldır yazıyorum. Her zaman böyle hevesli ve yetenekli insanlarla karşılaşmıyoruz. Bana hep söylenen şey, "Tamam işte yaz gitsin, ne kadar obsesifsin!" gibi cümleler olurdu...

● Dur dur,  cümleyi ben tamamlayayım. Sen gerçekten çalışkan ve ayrıntıcısın ki bilinenin aksine yazarlar bu tip insanları pek takdir etmez, parlatmazlar...
Müge de, Melda (Perahya) da, yazar ekibim de bu konuda benim için şans oldular. Takdir ediyorlar ve bana katılıyorlar. Müge de ayrıntıcıdır zaten. Ekibim de öyle...

● Sonuçta "daha iyisi olabilir" demekten, yani bilineni güzel ve yeni bir kılıfla paketleme mesaisinden bahsediyoruz. Siz de bunu gayet başarılı yapıyorsunuz. 
Burada bir jargon olayı var. Yepyeni bir hikaye anlatmıyorum ama bir de benden dinleyin demek önemli. Biz ona klişe diyoruz ama bunun adı kalıptır aslında. Kalıbı en bilinen haliyle işlemek klişedir. Kadınla adam bir barda karşılaşırsa klişedir. Başka yerde karşılaştır. Daha önce yapılmış, bunu izledik. Bana yeni bir şey ver ki heyecanlanayım..

● Kadın ve erkek çarpışırlar, kitaplar yere saçılır. Bu cılk klişedir ve bunu servis eden tembel bir yazar seyircinin saygısını kazanmayı hayal etmesin. Bilineni parlatıp yepyeni bir paketle söz söyleme derdi olanlara saygı duyuyorum. Tembel bir yazara saygı duymam. O yüzden yaptığı işten zevk alan birileriyle tanışmak çok güzel.. Tabii haksızlık olmasın, sistem de izin vermiyor işini zevkle yapmana aslında..
O yüzden başından beri "şans" diyorum. "Dur o öyle olmaz.", "Bak o sahne şöyle olsun.." deselerdi Kiralık Aşk bu noktaya gelemezdi. Yapımcılarımız hep arkamda oldular. Bir anekdot anlatayım mesela 13. bölümde senaryoya Orhan Veli'nin şiirini yazdım gönderdim. Ama beklentim de, "n'apıyorsun ya?" tepkisi almak. Beklentim bu doğrultuda ya, açıklama da yaptım. "Müge bak ben onu oraya yazdım ama istemezsen atarız." dedim. Cevap, "İsterse sıfır reyting alsın çok hoşuma gitti, bunu böyle yapacağız.". Doğru yapımcıyla, doğru oyuncuyla, doğru ekiple karşılaşmak çok önemli. Ben yaptım oldu diyemeyiz o yüzden. Çünkü belki yapımcı başkası olsa yapmana izin vermeyecekti..

● Müzikleri sen mi seçiyorsun?
Onları tamamen Müge seçiyor. Benim öyle bir alt yapım yok. Türkçe şarkı kullandığımız için öyle bir data yok bende.

● Oyuncu seçimine katkın oldu mu?
Kadroyu Müge ile kanal birlikte çalıştılar. Elçin, Barış ve Salih'i daha önce dikkatli izlememiştim. Malzemelerine hakim değildim. Onur benim arkadaşım, biraz Koray olması konusuna etkim var.

● Koray çok güzel bir karakter. Karikatür olmaması da çok kıymetli bir durum.
Evet karikatür değil. Çünkü Koray benim hayatımda var. Bir karakter hayatınızın içinde varsa, tanıyorsanız o zaman iyi yazabilirsiniz. Biz şimdi şurada dört kişi otursak birimiz Koray'dır. Bu bir gerçek, en azından benim hayatımda böyle. Durumu ötekileştirmeden düşününce Koray'ın varlığı da sırıtmıyor o zaman. Tam aksi bir hayat da yaşıyor olabilirsiniz. Hiç Koray gibi birini tanımamış, görmemiş olabilirsiniz o zaman da tanımadığın bir karakteri anlatmamalısın. 

● Bir de televizyon bedava ve çok geniş bir kitlenin önüne çıkıyorsun. İzlediğim iş benim dünyama girişince buraları hiç tanımadığını hemen anlıyorum ve anlatılana inanmıyorum. Benim dünyamı anlatıyorsun ve üfürüyorsun. Dalga geçiyormuşsun gibi hissediyorum. Geliyoruz yine McKee'ye, üstad ne der? En iyi bildiğin şeyi yaz.
Aynen. Bilmediğin dünyayı anlatmaman lazım. Ya o dünyayı öğreneceksin ya da en iyi bildiğin dünyayı anlatacaksın. Bilmediği şeyi anlatmaya çalışmak bir yazar için en tehlikeli şey. O yüzden bilmediğim hiçbir şeyi anlatmıyorum. Kendi içinde tutarlı olduğu sürece dünya uydurmanın da bir mahsuru yok. Neticede Superman de tayt giyip uçuyor ama bir gerçeklik iddian varsa dikkatli olmalısın. Akıl Oyunları'nda mesela şizofreniyle hiç alakası olmayan bambaşka bir açıklama getirdiler ama tutarlı bir dünya yarattın ve bizi ikna ettin. Kabulümüzdür. Bir gün bir film için hiç tanımadığım bir dünyayı anlatmak istersem öğrenip yazabilirim ama televizyon bildiğin yerden gitme işi çok ve uzun yazıyoruz çünkü..

● Seyirci de değişmeye başladı. Ne anlatsan inanan bir seyirci kalmadı artık. Seçiyor. Seçimlerini beğen beğenme, seçerek izleyen bir kitle geliyor. Ayak seslerini duymamak mümkün değil.
Gerçekten çok fazla dizi olduğu için seyirci hikaye konusunda çok profesyonelleşti artık. Bu konuda seyirciyle dalga geçmeyeceksin.

● Bir kısım seyircinin az bildiği işleri alıp aynen uygulama konusuna nasıl bakıyorsun?
Ben kendime yediremem acayip ego yaparım. "Ben daha iyisini bulurum neden başkasından sahne, fikir alayım ki ?"derim. Bir yerden sahne ya da fikir almak ya da almamı istemeleri beni gerer. Çok lazımsa o hikayeyi anlatmak, eskisi gibi değil artık çok iyi bütçelerimiz var, ver parasını onu yap. Ama "Şuna benzer bir şey yap." modelinde çalışmak bana göre değil.

● Sosyal Medya tepkilerine bakıyor musun?
Bakıyorum. Bakıyorum ama çok iyi bakamıyorum. Benden daha iyi bakanlar var. O konuda biraz eksiğim ama bakıyorum tabii... Mesela bölümde çok sevdiğim bir şey yapmışım ya da bir söz söylemişim ve çok mutlu olmuşum. Hatta daha yazarken bile çok sevinmişim. Hemen onun aldığı tepkilere bakıyorum. Geçti mi seyirciye diye bakıyorum.

● Geçmediyse üzülüyor musun?
Hamdolsun daha "Şu da seyirciye geçmedi." dediğim bir an olmadı.

● Maşallah.. Peki rota değiştirdiğin oldu mu?
Öyle tepkilere bakarak rota değiştirme değil de genel bir empati kurmaya çalışıyorum yorumlarla.. Gelen tepkilerden şuna bakıyorum. Bu hikaye onlara ne hissettiriyor ve ne hissetmek istiyorlar..

● Zaten ne hissederlerse söylemek isteyen bir sosyal tv kitlesi oluştu. Çok ilginçler.. Bu arada RaniniTv'deki yorumları okuyor musun?
Okuyorum. Sizin yorumlar reytinglerden önce çıkıyor. Reyting sonuçlarını beklerken sabah sizin yorumları okuyorum.

● Yaptığın iş hakkında bu kadar çok, yoğun ve hızlı geri bildirim almak nasıl bir his?
Kiralık Aşk'ın ötesinde bu kadar yoğun geri bildirim almak Türk seyircisi ve Türk insanı hakkında bir fikir veriyor. Kocaman araştırmalar yapsak şu aldığım geri bildirim kadar sağlam verileri olmaz. Türk insanını çok iyi anlatan bir durum var. Sadece hikayenin gidişatına verilen tepkileri değil, insanların psikolojisini de anlamış oluyorum. Ne hissettiklerini, nasıl yaşadıklarını, ne beklediklerini dizinin dışında genel olarak müthiş bir sosyolojik bilgilenme aracı haline geldi bu deneyim. Büyük bir bilgi. Çok kıymetli bir bilgi. Geçen bölüm 24.500 kullanıcı sayısına ulaştık. 24.500 kişi Twitter'da Kiralık Aşk hakkında tweetledi. 24.500 kişilik bir sosyolojik araştırma yapmak o kadar büyük bir bütçe ki.. Çok kıymetli.. Hikayeye yön vermekten çok daha kıymetli sonuçları da olacaktır bu bildirimlerin..

● Yazdığın replikler, karakterin tavrı filan gibi özel şeyler sokağa düşünce ne hissediyorsun? Mesela Koray'ın bazı replikleri sokağın diline dolanmış.
Hem bizden sokağa düşen şeyler var hem ben de sokaktan besleniyorum. Sokakla bağımı hiç kesmem. Gündemi, sokağı çok ciddi takip etmeye çalışırım. Son bölüm yaptığımız "vurur yüze ifadesi" de mesela buna bir örnektir. Gündemi dahil etmeye çalışıyorum çünkü bizim hikayemiz de yaşıyor. Kurgulanmış olsa da gerçekten kopuk bir dünya değil..

● Gündemi bu kadar çabuk yakaladığına göre az bölüm stoklusunuz...
Evet, maksimum iki bölüm stoklu gidebiliyoruz.

● Başka proje var mı?
Hayallerim var. Hazırladığım bir proje yok ama şunu anlatsam dediğim hayaller var.

● Sinema galiba..
Sinema evet.

● Çekmek mi istiyorsun, yazmak mı?
Hem yazmak hem çekmek istiyorum. Hakim olabilmek için çekmek istiyorum aslında. Derdim yönetmen olmak değil ama ipler bende olsun istiyorum. Her şey benim istediğim gibi olsun tam kafamdaki dünyayı anlatayım istiyorum. O yüzden galiba çekmem de gerekir diye düşünüyorum ama henüz o yeterlilikte değilim.

● Başka dizi hayalin var mı?
Dediğim gibi, şöyle bir dünya anlatmalıyım dediğim şeyler var ama oturup kağıda dökmedim, bir hazırlık yapmadım.

● O fikir şimdi kafanda sana bile hissettirmeden gelişiyordur. Sonra bir gün pat diye çıkar.
Aynen..

● Zaten anlattığın çalışma düzenine göre Kiralık Aşk yolculuğunu tamamlamadan başka işe bakamazsın gibi duruyor. Ekipler kurayım da onlar bir yandan işler yazsın kafasında değilsin. İşin içinde yaşıyorsun.
Evet yapamam. Dediğim gibi işin kurgusuna da ben giriyorum. Çok zaman tanıtımları bile yazıyorum. Bağlıyorum.

● Kurgusuna mı giriyorsun?

Giriyorum. O yüzden yedi gün sürüyor bölümün bitmesi. (gülüyoruz) Kurgu yönetmenimiz 10 yıllık arkadaşım ve artık kafamız aynı düzende çalışıyor. Dilimi çok iyi anlıyor, ne istediğimi biliyor. Ben o sahneyi hangi duyguya karşılık yazdım iyi biliyor. Çok şanslıyım. Buna her zaman şans dedim. Bu projede genel stratejinin belirlemesinde söz sahibi olma şansım oldu. Çünkü sen bu anlattıklarımın hepsini yapabilecek kapasitede olabilirsin ama yapmana izin vermezler. Müge benim önümü açtı. Yürü dedi. Ben ona ilk gün demiştim ki seyirci bizi yönlendirmeye çalışacak, bildiği yere çekmeye çalışacak, sonuçta seyircinin bir dizi kültürü var. Çok iyi bir dizi izleyicisi bizim seyircimiz ve kendi bildiği hikaye akışlarına benzetmeye çalışacak bizi dedim. Ben yavaş yavaş, bize güvenip kendini bize sırt üstü bırakacağı hale getireceğim ama bu yolculuk zor dedim. Bu süreçte gelen tepkilere göre bana yön vermeye kalkarsanız hayalimi anlatamam dedim. Bildiğin gibi yürü dedi. Ve hala da öyle yapıyor. Şimdi yavaş yavaş etkilerini görüyoruz. Seyirci bizi sevdi, kızdı, itiraz etti, çok öfkelendi, diretti "Böyle olmalı." dedi ama şimdi yavaş yavaş görüyorum ki arkasına yaslandı ve bize, "Tamam sen anlat hikayeni, ben dinliyorum." demeye başladı.

● Kızıyorlar değil mi?
Hem ne kızmak. Instagram'dan aldığım yorumları görsen.. Normal. Dünyada da böyle. Game of Thrones izliyoruz. Her an her şey olabilir değil mi? Ona da kızıyoruz ama küsmüyoruz. İzliyoruz. Yapılanlar bizi kızdırıyor ama merakla izliyoruz. Bu formülü eğer yerelleştirirsen seyirciyi anlayabilirsin.

● Ben de The Walking Dead konusunda aynı noktadayım. Sezonlardır her bölüm kızıyorum ama yine de izliyorum. Sen izliyor musun?
Yok ben izlemiyorum eşim çok seviyor o diziyi. Çocuk sahibi olduktan sonra dünyanın yok oluşunu işaret eden türde hikayeleri izleyemiyorum. Karamsar geliyor. Bir gelecek var, benden sonra bir ömür var onun yok olabilme ihtimalini görmek istemiyorum.

● Seyirci kızıyor ama küsmüyor diyordun..
Kızsınlar ama yeter ki hikayemizi dinlemekten vazgeçmeyecekleri rotayı onlara sunabilelim. Benim bütün hedefim bu, inşallah Kiralık Aşk'ı bu noktaya getirebilirim. Grey's Anatomy mesela. Başrol öldü. Bırak ya izlemem ben artık dedim. Ama şimdi 12. sezon başladı, yine merakla izliyorum. 

● Laf gelmişken sorayım; kısmetse diyelim 6. sezondasın. Kahramanlarından birini kaybetmek zorunda kalsan işin omurgasına en az zararla devam edebileceğin bir bütünlükte mi kurguluyorsun hikayeni sen de?

O durum çok zor bir şey. Kimse bunu istemez ve kurgulamaz bence. Shonda'nın başına gelen şu olmuş: Oyuncu ayrılmak istemiş. Kolunu çıkar at diyorlar yani sana. Ayrılsalar olmaz büyük aşk kurgulamışsın. O tür bir aşktan sonra ayrıldık diyerek kahramanı hikayeden yok edemezsin. Mutlaka temas alanları kalır. Sonunda çözüm olarak öldürmek zorunda kalmış. Yazarın başına bu gelmiş yani. Oyuncun gitmek istemiş o aşamada altından kalkmaya çalışıyorsun olan bitenin.. Bir şekilde de kalktı işte. Dolayısıyla bu en başından kurgulanacak, hazırlıklı olunacak bir hal değil hikayeci için. Hiçbir hikayeci sanmıyorum ki "Ya gün gelir de karakteri öldürmek zorunda kalırsam.." diye yola çıksın ve koltuğunun altında yedekleri olsun. Bu tip kazalar yolda başınıza gelirse ki hiç kimse bunu yaşamak istemez sen de altından kalkmaya çalışırsın.








BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER