Çarşıdan aldım 1800, eve geldim 2800
Tanısan çok seversin babası
Nihayet Elif bebemiz de doğdu demeyeceğim zaten kendisini çok beklemedik; daha anasının karnına Ikea'nın kocaman yastıklarını koydurtmadan doğuverdi yavrucak... Tavşanımızın gelişiyle gramajı hakkında çok şey yazıldı, çizildi ama şu konuya bir açıklık getirmek istiyorum; kilo gerçekten de kolay alınıp zor veriliyor. Bakın Elif Bebek'e, Şeref Meselesi paralel evreni yerel saatine göre bir haftada, bizim yerel saatlerimize göre ise 10 dakikada alıverdi kiloları.. Kaç aylık olduğunu bilmeden kafasına göre doğmasını da bakarsak Elif, hayatını şimdiden durgunlaştırmaya başlasın. Yoksa bu gidişle hızlı yaşa, genç öl kervanına katılır..

Bu saçların hali ne?

Yiğit vurulurken kimse önüne atlayıp ''Hayııııır!'' diye haykırmayınca ben de seveni yok sanmıştım, meğer herkes yoğun bakıma girip ağlamayı bekliyormuş. Haliyle Sibel'in de itiraflarına ve gözyaşlarına şahitlik etmiş olduk, gözyaşı olmayadabilir değişik bir şeye şahit olduk. Yani gözüne soğan kaçmış gibi gözlerini kırpıştırmayıp suratını ekşitmese Yasemin Allen için kendimi tutuyordum ama dayanamadım; TTnet reklamlarında bile daha gerçekçi bir oyunculuğu olduğunu fark ettim. Bu inandırıcı olmayan ağlamasını destekler nitelikte ''Tabii ki sana aşığım aptal, yoksa neden sana kötü davranayım?'' sözleriyle Sibel, gençlerimizin sevgilerini belli etme ve kur yapma anlamında ne kadar yaratıcılıktan yoksun, ne kadar tıkanmış olduğunu bir kez daha yüzümüze yüzümüze vurdu. Git de Yiğit'in saçını çek, beslenme çantasından mandalinasını falan çal, çok daha etkili olur..

Şimdi öteki taraf hakkında az biraz bilgi sahibi olan arkadaşlar destek atsın bana. Yiğit cennete gidip ''şöyle bir arkadaşa bakıp çıkacaktım da'' mı dedi, yoksa Mecnun gibi bir ışık görüp Ak Sakallı Dede'yi mi takip etti? Her neresiyse ortam çok iyiydi, Amsterdam White Party adeta! Herkes süslenmiş püslenmiş, beyaz tonlarında giyinmiş fakat Sibel başka bir boyuttayken bile kontrast yaratacak ya yeşilin en sevmediğim tonunu giymiş. Şerif Erol'u (Hasan) da zahmete sokup dizi sonrası bıraktığı sakallarını traş ettirip konuk oyuncu yapmışsınız ama değmiş mi? Aklıma Mustafa Ceceli'nin şu klibini getirdiği için bu Araf'ımsı sahneye değmiş diyorum, güldürdü.

Aşağı yukarı hatta aşağı değil bir yıldan da fazla bir süre geçti değil mi dizide? Biliyorum yaz mevsimini atlamamak için gidip ekvatorda çekim yapamazsınız ama dışarıda kar yağıyor, benim içime yağmur yani.. Havayı Koklayan Adam vardı mesela her gün bana mesaj atardı Turkcell'deyken, sonra Vodafone'a geçince kesti. Diyorum ki teknoloji elimizin altında, meteorolojiyi takip etseniz arada? En azından kar yağarken çekim yapmazsınız, iç çekimleri öyle ayarlarsınız ne bileyim siz uçan kamera kullanmış ekipsiniz; yağan karı mı durduramayacaksınız? Öyle büyük puntolarla ekrana yazıyorsunuz '10 gün sonra, bir ay sonra..' diye ama izleyici yemiyor maalesef. Nerede zaman atlaması yapıldığına dikkat etmeye çalışırken Time-code tutan reji asistanına döndüm yahu...

Sıcak paranın tatlı geldiği insan modeli

Zaman atlamasına reddedemeyeceğiniz bir kanıt buldum ama: Sibel'in oyunculuk yeteneği. Yok yok Yasemin Allen değil, Sibel. En son moda tasarım dergilerinde mankenlik yapan hatun şu an reklam filmlerinde boy gösteriyor, biz de ''part time mı çalışıyor bu?'' diye emeğine saygısızlık yapıyorduk Sibel'in. Californication rüyasına kapılan bir diğer kızımız Derya'nın haremli dizisi devam ediyor mu acaba? Hani iki yakın arkadaş cast ajansına yazılır da biri alır yürür, diğeri kıskançlıktan çatlar ve araları bozulur ya; bu olay muhtemelen Derya'nın başına geldi. ''Parraya parra demiyceez kızaaağmm!'' cümlesinde bir samimiyet, mutluluk cıvıltısı hissedemedim ben çünkü.

Yine fragmandan aldığım duyguları bölüm esnasında alamadığım sahnelerden biriydi Yiğit'in, kızını kucaklama sahnesi. Bu duygusuzluğumda Yiğit'in öylece çekip gitmesi, Ağaoğlu My Towerland gibi bir yere taşınmasının da payı büyük tabii. Umarım Sadullah'ın, Elif'i kaçırmasına ''Benim olanı kimse benden alamaz!'' mafyavari tavırlarıyla değil de babalık duygularıyla yaklaşır.

Babalık duyguları demişken, dizide unutulmakta olan bir baba kız ilişkisi var; Kübra-Sadullah. Kübra babasına bağımlı yaşayan bir kızdı, bunu belli etme yöntemi ne kadar mazoşist olsa da Sadullah da öyleydi. Evet uzunca bir süredir doğru düzgün konuşmadılar, birbirlerini görmezden geliyorlar. Yiğit'i vurmuş Sadullah dikkat çekmek için daha ne yapsın? Buna rağmen Sadullah'ın ortadan kaybolmasına hiç kafa yormadı Kübra. Onlar uzunca bir süredir görüşmediler dedim ama biz nasıl olsa o uzuuunca süreyi bir hafta olarak algılıyoruz yani yakın zamanda vurucu bir sahne istiyorum bu yüzden. Konu sadece Sadullah-Yiğit'in sidik yarıştırmasına dönmemeli.
Ve yine diyorum, başından beri diyorum; Burcu Biricik'e şans verin. Gerekirse her bölüm Kübra'nın başına bir felaket gelsin; çığ düşsün, evini sel bassın, ocağı yansın, bırakın da coştursun oyunculuğunu! Dizinin bu karmaşık ortamında, parlayan tek oyuncu diyebilirim rahatlıkla. 

Git bak dört sezonu izle hemen, sonra ben seni alacam White Walkers'a. 

Bu arada biz Sadullah'ı fazla küçümsemişiz bence. Adama agresif tonton amca muamelesi yaptık ama Dark Side'a geçiş yaptı resmen. Nihat, Hakkı bunlar hikaye... Sadullah çok daha güçlü bir oluşuma, Ak Gezenler'e dahil oluyor şimdi de! (Game of Thrones izlemeyen de benimle ahbaplık edemez) İster misiniz Elif'i beş yıl sonraya, günümüze kadar göremeyelim..?

Aa Altan Hocam unutmadan; Ak Gezenler dedim, uçan kamerayı övdüm, tebrik ettim de.. Game of Thrones yeni sezon 12 Nisan'da başlıyor, izleriz artık birlikte?  

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER