Ve sonsuza dek...
And they lived happily ever after?
Resme bakıp, cümlenin sonunu dilediğimiz gibi doldurmayı ne çok isterdik? Ama bazılarımız resmin anlattığı kadar şanslı olmuyor. Mutluluk ve huzur onlarla birlikte adım atmıyor. Süreyya, belki de sıcak aile ortamını en çok hak eden kadınlardan biri. Daha Faruk’a olan duygularını ifade edemeden, başkalarının rüyâlarına korku olarak çöreklendi. O yetmedi, hafiyelerden alınan bilgilerle Esma Hanım’ın gözünde “aşağılık kadın” muamelesi görülmesi sağlandı.


Bir bakış attın, kalbimi yaktın Esmaaaaaa....
 
Esma Boran ile Süreyya’yı karşı karşıya getiren bölüm sonundan sonra kızılca kıyametin kopabileceğini az buçuk kestiriyorduk. Ama Esma Hanım’ın hakaret boyutuna ulaşan –  aşırı sert – tepkisinden sonra, taş üzerinde taşın kalmayacağını anlamış bulunduk. Hoş Esma Sultan’ın dominant karakterde olduğu ve kolay kolay kendinin istemediği hiçbir durumu kabullenmeyeceğini biliyorduk. Burada izleyiciyi (beni) en çok şaşırtan Faruk'un tepkisizliği oldu. Faruk’un  annesiyle başa çıkamamasını izledikten sonra kesinlikle kalıbının adamı olmadığını anladım.


Bu kalp burada atmaya devam ettiği sürece benimsin, bana aitsin, sana aidim
 
İlk bölümde ayakları üzerinde duran, annesine karşı dirayetini ve otoritesini koymaya çalışan adam; bu bölümde yoktu. “Benim sevdiğim kadın” demekten başka Süreyya’yı annesine karşı koruyamadı bile. Adam gibi “Sen ne diyorsun, anne? Kendine gel!” demedi. Hadi bunu demedi. Bir şekilde izleyici de, sahneyi sineye çekti diyelim. Peki, Süreyya’yı otobüsten indirdikten sonra İstanbul’a döndüklerinde aralarında geçen sahneye ne demeli?


Bu ayna daha ne kederlere şahit olacak Esma Hanım! Her geçen gün artmaya devam eden kırışıklıklarına boşuna bakma
 
Esma Hanım’ın duruşu, tek kaşını oynatmasıyla birlikte tüm pürüzleri ortadan kaldırmasından nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu anlıyoruz. Faruk'un da Süreyya’yı aydınlatmasıyla birlikte; annesinin ne şekilde yetiştiğini, evde kadınlarla birlikte oturmak yerine babasının yanında ata binme anılarını anlatırken, Esma Sultan'ın özgeçmişini aklımıza kazımış olduk.


Sana dost tavsiyesi Faruk'cuğum. Evlenmeden önce anneni hiçbir kadına karşı savunma

Süreyya’nın orada “E be adam, sen değil miydin ananı şikâyet eden?” demesini bekliyordum. İş ciddiye binince mi ana kuzusu olacağın tuttu? Aile birliği denen nane yeni mi aklına geldi? Hem sevdiğin kadına hakaret etsin, bulunduğu tüm ortamlardan kovsun hem de sevdiğin kadını annenin önüne yem olarak at. Neyden korkuyorsun? Yok, efendim ailenin en büyük çocuğu demek babası demekmiş. Yok, bir bakıma evin direği, toplayıcı oluyormuşsun. Geç bunları efendi! Zannedersin ki arkada yetişen kardeşleri okul çağında, elleri ekmek tutmuyor. Hepsi işini gücünü almış koca adamlar. Akıl sağlıkları da yerinde. Neyin savunmasını, kime yapıyorsun? Annemin kudretinden korkuyorum, elimdeki tüm mal varlığını almasını istemiyorum demek yerine; saçma sapan sebeplere başvuruyorsun. Daha düne kadar bu nedenleri yadırgıyordun ya... Ne oldu o her şeye kafa tutan Faruk'a?

Eğer bir kadını gerçekten; ama gerçekten sevdiysen önüne çıkan tüm engelleri aşmayı öğreneceksin. Balığa yem atarmış gibi Esma Hanım’ın önüne Süreyya’yı koyarsan, o kadından bir sonraki sefer için hayır bekleme. Bundan sonraki hiçbir güç Esma Boran’ın yaptıklarının ve yapacaklarının savunması olamaz. Keza buna çanak tutan biri olarak da suç tamamen Faruk’un üzerine yapışacak.
 

Unutma! Var olan her evladı bir anne dünyaya getirmiştir

Hangi kadın sevdiği adamın annesinden o sözleri duysa yerin dibine geçerdi. Hakarete uğradıktan sonra çekip gitmemek elde değil. Bir ân düşünüyorum; eğer gitmeseydi, hakkını savunsaydı, karşısındaki insanı yok saymanın ne kadar gurur kırıcı bir durum olduğunu gösterseydi Esma Hanım’ın radarına girmeye devam eder miydi? Sonra diyorum ki; ne olursa olsun Esma Sultan Süreyya’yı, kendine gelin olarak yakıştırmazdı. Esma Boran’a göre Süreyya pavyonda çalışan, oğlunun aklını karıştırıp etkisi altına alan, ne olduğu belirsiz bir kadın. Süreyya’nın da bir anne kuzusu olduğunu düşünmüyor ki…
 

Kalabalık arasında yalnız olmaktansa, yalnızlığın ortasında kalabalıklaşmayı yeğelerim


Bak bakalım hanım kızım... Baklanın kabukları soyulmuş mu?

Herkes köklü aile geçmişine sahip olamaz. Belirli bir nezaket ve görgü kuralları çerçevesinde de yetişemez. Bu sonuç tamamı ile kültürel farkları doğuruyor. Her kültürel farka sahip olan çift mutlu olamaz(!) diye ibare olacağını sanmıyorum. Ama Esma Hanım’ın Süreyya’yı bu derece ve şekilde aşağılaması da bana yanlış gelmekte. Bu bahanenin arkasına saklanarak asıl hedefi şaşırttığına inanıyorum. Amaç Esma Boran’ın parmağında istediği kıvamı alabilecek olmak. Kendi seçtiği biri olursa oğluna müdahale edebileceğini istiyor. Oturmuş düzeni hiç bozulmasın istiyor. Bilmiyor ki, mutfaktaki kenafir gözlü kızın baktığı kahve falında da, bakla falında da çıkan yılanın İpek olduğunu. Biliyor ki koynuna aldığı yılan bir gün O'nu sokacak. Zamanı geldiğinde o İpek gibi kız, Esma Boran’ın başına ne işler açacak. 


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER