Tamamlanan aile tabloları
Bir sen, bir ben, bir de Deniz^^
Bu dizide üç aile var, üçü de bazı parçalarını kaybetmiş; Soydere, Sezin ve Kozcuoğlu aileleri. Benimse en çok önemsediğim, bunların dışında başka bir aile. Henüz resmi olarak aynı soyadını taşımıyor olsalar da birbirlerine gönülden bağlı oldukları için benim gözümde onlar da bir aile sayılıyor; Kemal, Nihan ve Deniz.

Hep birbirlerinin etrafında dönüp duruyorlar, hep dokunup geçiyorlar ama bir türlü gerçekten tamamlanamıyorlar. Hayat onları hep ıskalıyor sanki, teğet geçiyor. Mesela Kemal’in hep gerçeğin kıyısında dolanması içimi acıtıyor. Tam elini uzatıyor, o gerçeği kavrayacak gibi oluyor ama puf diye buharlaşıyor birden. Kemal’in Deniz’in adı her geçtiğinde, onu her gördüğünde içinin burulması çok acı değil mi? Üstelik onu bu işlerin dışında tutmayı düşünecek kadar da merhametli. Kan çekiyor dedikleri bu olsa gerek. Sen gerçekten de çok iyi bir baba olacaksın Kemal! Turuncu kaplı Deniz ansiklopedisinin Kemal’in eline geçmeyeceğini tahmin ediyordum zaten, bunun için çok erken olduğunu da kabul ediyorum ama hep bu kadar burnunun ucuna kadar gelen şeyi ıskalaması da üzüyor beni. Üstelik bu kez annesinin de katkısı var bu işte.

Sonucu değiştirmese de, o defterin Emir’in eline geçmesindense Fehime’nin eline geçmesine çok sevindim. Fehime Hanım’ı ilk defa bir hikayenin bu kadar merkezinde gördük ki çok kilit bir noktada devreye girdi. Öyle bir şey yaptı, öyle bir karar verdi ki benim de devrelerimi yaktı. Öncelikle Deniz’in kendi torunu olduğunu öğrendiği anda verdiği tepki, yaşadığı üzüntü çok yerindeydi. Nihan’ı hiçbir zaman benimseyememiş olsa da, Deniz’i de o kadının çocuğu diye dışlamaması aslında olması gerekendi. Üstelik Nihan’a karşı bile yumuşadı. Peki ya sonrası? İşte o noktada çok karışığım ben.


Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar.

Ben bir anne değilim, dolayısıyla bir annenin evladı için yapabileceklerinin sınırını kestirmem mümkün değil. O yüzden Fehime’yi de, Deniz’i söylememe kararı üzerine yargılayamıyorum, ben olsam kesin söylerdim diye ahkam kesemiyorum. Ben Nihan’a karşı hep nefret saçan Fehime’nin, bu seferki şefkatine ve üzüntüsüne inandım. Çünkü ilk defa onun kalbini okudu o defter sayesinde, ilk defa yüreğine dokundu. Aynı şekilde Kemal’in içine düşürüldüğü çıkmazı da o an anladı bence.

Zor bir denklem; bir tarafta evladının canı söz konusu diğer tarafta onun canından bir parça. Çocuğun için, ona rağmen ve hatta ona karşı savaşmak böyle bir şey galiba. Bilmek mi daha çok mutlu eder onu, yoksa bilmemek mi? Daha doğrusu hangisi Kemal’in ömrünü uzatır? Tüm bu sorgulamaların sonucunda Fehime, “Varlığını bilmediği bir şeyin yokluğuna da üzülmez.” düşüncesiyle, o “varlığı” yok saymaya karar verdi. Kemal’in, Deniz’den habersiz geçirdiği günler arttıkça, kaybının da daha büyük olacağını da yok sayarak tabi. Doğru veya yanlış, çocuğunun canı için bir tercih yaptı. Kemal her şeyi öğrendiğinde çok kızacak olsa da, çocuğu için endişelenmenin ne olduğunu anladığı zaman Fehime’nin bu kararını da anlayabileceğine inanıyorum.

Öte yandan hayatının başkalarının elinde, başkalarının tercihleriyle şekillenmesine de hayıflanmıyor değilim. Fehime Hanım ilk sorduğunda Nihan Emir’den boşanmayı düşündüğünü söyleseydi, belki Fehime de Kemal’e gerçekleri anlatırdı. Veya Emir o dükkanı bir gece sonra yaktırsaydı o gece Kemal her şeyi öğrenmiş olabilirdi. İşte bu kadar pamuk ipliğine veya anlık olaylara bağlıyız. Bakalım Fehime’nin kalbine dolmaya başlayan Deniz, ne zaman coşacak? Defterden çaldığı bir minik fotoğraf günün birinde taşırır mı kalbini?

Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 9
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 21
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER