Eskimeyen eskiler..
Bitmek mi? Hikaye mi? Canım kaç sezonluk hikaye çıkar sizden, acele etmeyin. ^^
Bir gezegen düşünün. İyiler kadar kötülerin de olduğu ve hatta istenilenin aksine bazen kötülerin çok daha şanslı oldukları bir gezegen. İşte bu gezegende bazen bazı duygular herkese bahşedilmiyor. Şans deyin ya da “Ne şansı bin dertten daha beter.” deyin, fark etmez.  Başa geldiyse; acısı - tatlısı, günahı - sevabı ile çekilecek.

Ne diyordum, gezegen.. Mesela pazı sarması yapmanın "Seni hala çok seviyorum, eskisi gibi.. Belki daha bile çok." demek anlamına geldiği bir gezegen olsun bu gezegen. Ya da sabahın üçünde gönlüne umutsuz bir aşk düşen adamın acılarından beslenerek yapmaya başladığı ve acısına yenik düşüp yarıda bıraktığı tabloların var olduğu bir gezegen de olabilir. Ve hatta kalbi kırıklarla, geçmişi hüzünlü ayrılıklarla dolu olmasına rağmen, yaşamanın fevkalade güzel bir şey olduğunun bilincinde olanların "Buenos Dias!" diyerek aşka geri döndükleri bir gezegen dahi olabilir. İşte milyon tane yıldızın parlamak için beklediği bu gezegende, bir kadın çok sevdiği ama aynı zamanda çok kızdığı adamı affedebilir ve hatta affetmek için can atabilir. Unutacağını, her şeyin eskisi gibi olacağını söyleyemem ancak affedebilir. “Affetmek kendine yapacağın en büyük iyilik olur.” demiş, çok sevdiğim biri. Duyduğum an sormuştum ben de kendi kendime. “Hiçbir iyilik cezasız kalmıyorsa, affetmenin cezası ne?" diye. Affetmenin cezası da unutamamak sanırım. Ne olursa olsun, unutamamak, kendini ateşe atmaya en çok yaklaştığın anda bile unutamamak.. “Madem unutamadım o zaman affetmem de.” diyebilirsiniz. Ancak, bu affetme halinin de çok büyülü bir nedeni var: Aşk.


Sana pazı sarma yaptım = Seni seviyorum.

Tüm zamanların, tüm yaşanmışlıkların üstüne çekilen çizgidir, aşk. Ve ne şanslılar ki Ömer'e ve Defne'sine bahşedilmiş. Tıpkı Defne'nin aşık olduğunu kendine itiraf ettiği zamanlarda dediği gibi "Aşk, insanın ömründe bir milattır.” Aşk öyle büyülüdür ki, bir kere bu şansı yakalayanlar bir daha eskisi gibi olamazlar. Dünyanın en sıradan, en huzurlu, en normal kadının karşısına birden bir kral, bir Ömer İplikçi ya da duruma göre Koca Ayı çıkarsa, o kadın -eskiye- veda eder, asla geri dönmemek üzere..

Mesela aşkın bir rengi de vardır ve başka hiçbir renge benzemez. Bazen, kitaptaki gibi "Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi." diyebilen bir adamla, "Bitti, bitti diyorum, bitti." diyen bir kadının aşk rengi mavi tonlarında yarım kalmışken eklenen neşeli turuncular ile rengine kavuşabilir. O renk bazen grilerle boğulsa da doğru kişiden gelen birkaç küçük fırça darbesi, gri bulutların arasından turuncu gün ışığı geçmesini sağlayabilir. 

Aşık olmak, çok sevmek.. O kadar sevmek ki o gittiğinde yataklara düşmek. Sonrasında ailesini ve kendisini doğan her yeni günle beraber bir yalana inandırmak.. Kim derdi ki bunlar Arızalı Defo'nun başına gelecek diye? Dikkat ettiniz mi, Defne içinde bulunduğu durumları açıklarken hep "Ben aslında böyle biri değildim, ne oldu anlayamıyorum." dedi. Ben anlatayım Defnecik... Aşık oldun... Mucizelerin var olduğuna inandıran Koca bir Ayı'ya hem de... Hani her gülün ayrılamadığı ve gülü sevenin de katlanmak zorunda olduğu bir dikeni vardır ya... Aşk ile tanıştığın o şahane andan sonra, -eskisi gibi olamamak- da aşkın dikeni olsun madem. Sahi ne gariptir değil mi -eski- olmak?


Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER