Aşk Laftan Anlamaz: Bir Arada Olabilmek Ne Mümkün...
Sonradan kork diyor şarkının nakaratında. Korkmalıyız. Sondan, sondan sonradan. İçinde son geçen her şey ürpertmeli içimizi. Çıktığımız yolun ucunda gördüğümüz ışığın aslında süratle bize yaklaşan trenin bir parçası olduğunu anladığımızda geç olmaması için kendi fenerimizi taşımalıyız. Fenere gerek yok aslında. Kalbimizin ışığını kaybetmesek yeter. Gerisi mühim değil.

Didem'in yanında yürünen her yolun bir ucu karanlık, bir kısmı soğuk, bir tarafı çürük. Didem'le başlayan her cümleyi bir an evvel bitirme isteğimde ise konu çoktan kilit. Hiçbir zaman haz etmemişimdir çocuğunu garantileyerek hayatını sağlama alan tiplerden. Şimdi bir defa daha iğreniyorum birinin canını bile isteye yakanlardan. Parmağa takılan sadece yüzük olsaydı yanmazdı bir nevi içim. Ne gerek vardı onca duyguyu hiçe saymaya? Hayat'ın gözlerinde gördüğüm umut kırıntılarının yağmur olup insanlara yağmasından da bıktım, kuruyup kalanın yine Hayat olmasından da.. Ben her şeyi toparladığını düşünen Murat'tan da bıktım, ortada kalanın Murat olmasından da. Sihirli bir değnek arıyorum ekranda. Hep beraber tutalım bir ucundan değdirelim aşka. Birileri yalan olmasın birileri de yanan. Bu hikayede bir kıvılcım düştü önce. Büyüdü yavaş yavaş. Sonrasında da sardı buraları. Seni, beni, hepimizi. 



Neden bilmem artık ekstra hassasiyetli yanaşıyorum yalan mevzusuna. Benim imin kırılıp dökülüyor sanki. Bu bölüm sonunda da aynı şey oldu. İyi bilirim ortada kalmayı da yaşananların hepsinin yalan olduğunu sanmayı da. Hayat'a yakıştıramadım kendi yaşadığımı. Bundandır bunca kırık çıkık. Derin bir nefes çekelim içimize. Bırakalım akışına.

Çocuk geldiği an neşe geliyor tüm acılara. Ciddiyim. Acılarımız bile bir anda pizza kokabiliyor. Hayatın koşuşturmacası saklanbaça dönüşebiliyor ve biz o acıların arasında büyürken uyuyup kalıyor güvenilir bulduğumuz ilk kucakta. Keşke çocuk kalsaydım demişti Hayat. Haklı. Nereden bakarsak bakalım çocukken tek derdimiz gökyüzünde kaç tane yıldız olduğuydu. Bulutlar neye benziyor diye düşünür ve tüm hayal gücünü buna yorardık. İhtiyaç kalmazdı entrikaya ve daha nice zırvalıklara. Çocuk kalalım. Göğe bakalım.



Ne güzel seviyor Kerem. Ekran başında saftirikçe gülerken yakalıyorum kendimi sık sık. İpek güzel seviliyor. Farkında mısınız bilmem ama yumuşadı artık hayatın karşısında ördüğü taştan duvarlar. Bir diğer taraftaysa Aslı ve Doruk var. Haftalar öncesinde içime doğanın ete kemiğe bürünmüş, kadraja yansımış halini gördükçe bir hayli mesut oluyorum. Bu konuda emeği geçenlere pek çok teşekkür etmeyi unutursam kendimi alkışlarım bir köşede muhtemelen. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. 



Derya'yı gördüğüm an titreşen ve aktif hale gelen sinir uçlarımı gün gelecek ekrana saplamaya başlayacağım. Kadının derdi para olsa anlayacağım. O da değil. Peki derdi ne? Oğlunun makam sahibi olmasıysa eğer sorun büyük çünkü durum eğer böyleyse sadece kalbinden değil aklından da şüphe duyacağım. Hileyle hurdayla kardeşi kardeşe kırdırsa dahi Murat'ın kendi hisseleriyle öyle bir durumda ekstra savaş açacağını düşünmesi ve hesap ediyor olabilmesi gerekir ama ne Murat'ta o vicdansızlık var ne de Derya'da o zihniyet. 



Görücü sahnesi keyifliydi ama diziye ansızın giren ekstra bir karakterin bize kazandırdığı ne olacak diye düşündüğümde bir açıklama bulamadım.  Aile ortamı komedisini Emine - Fadik ikilisinden sağlıyorduk. Eğer Emine memlekete gidiyorsa haber verin ellerimle revani yapacağım ona. 



Tuval'i sona bıraktım çünkü ona yazacak çok şeyim birikti. Her şeyden önce minnetim birikti. Çizgileri çok net, adaleti çok sağlam ve nerede ne konuşacağını o kadar iyi bilen bir hatun ki izlemesi de yaşaması da ayrı kıpırdatıyor içimi. Her sahnesi olay her sahnesi etkili. Gündemin pansumanını yapıp yara bandını saran ve koltuk değneği olup yolunu kuran isimdir Tuval Yanıkoğlu. Sana, bana, herkese lazım.

 

Gelecek haftaya güzel umutlarım var. Hayat'ın Anka'ya dönüşmesine dair, ortalığı attığı tek bakışıyla estirmesine dair umutlarım var mesela. Zira acı kotası bir hayli doldu. Gerektiği yerde bir ağlayıp bin dirilecek. Biz bunları Tuval'den öğrendik. 

Lafı pek de fazla uzatmadan kamera önünde - arkasında bulunan, alın terini emeğine karıştıran herkese minnettarım. 

Güzel günler göreceğiz çocuklar, inanın.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER