Aşktan sonra...
“Bu çağda savaşları, kaybedecek kadını olmayanlar kazanır” der Hakan Günday. Aslında bu cümlenin, içinde hayat bulduğu hikayedeki bağlamı aşktan bambaşka bir şeydir; ama aynı zamanda aşktan da bahsetmektedir bu sözleri Günday’ın: Aşksızsanız, hiçsiniz. Sadece demirden yapılma bir kılıç. Bir silahın soğuk namlusu. Bir el bombasının çekilmeye hazır bekleyen pimi. Kazanırsınız, çünkü yıkıcı güç, sizin tarafınızdadır. Ama sadece kazanırsınız. Toz çöktüğünde elinizde kalacak olan tek şey, yıkıntıdır. 

Bu bölümü izlerken, belki ekseriyetle çok sıkıldığım, belki de yaşadığım boğulma hissine bir paye verememeyi 48 bölümlük hatıra konduramadığım için, aklım hep görünenin ardına yapıştı kaldı. Bir şeylerin bu denli kopuk kopuk olmasının bir ihtimal geçerli bir nedeni vardı; çünkü her zaman olmasa da bazen, bir kutu bulmacayı önünüze boca ediverirdi hayat. Hangi parçasını neresinden tutup nereye bağlayacağınızı bilemeyen beyhude bakışlarınızı izlerken gülerdi de size kuvvetle muhtemel. Bense bu akşam gülmüyordum belki ama, bana köşesinden için için gülen bir oyun kurucu varsa, ve herkesle beraber bana da bir oyun kuruyorsa, olsundu. Beklerdim ve oynardım. 

Kiralık Aşk ile yatıp kakılan binlerce kelime içinde hep uğradığım bir durak, hep beklediğim bir pas oldu zaten; oyun. Orta sahadan sürülen her topa kaç beyin hücrem ölür diye düşünmeden kafaya çıkardım. “Ömer biliyor mu matmazel?!” en sevdiğim komplo teorim olurdu, sağ olsun Kiralık Aşk izleyeberi İngiliz polisiyelerini, FBI dramalarını komple unutmuş olduğumdan. 

Peki biliyor muydu sahi matmazel? Ayrıca, bilsin istiyor muydum?  Hala... veya daha doğrusu “bu şekilde”?

Bu çağda savaşları, kadını olmayan Ömer’ler kazanabilirdi belki. Ama kaybedecek Defne’si olan Ömer’ler kazanamazdı. Gözlerinin bundan sonra görmeden yapamayacağı, dudaklarının arasından bir nefes çıksa ikincisinin çıkamayacağı Defne’si olmadan Ömer, ne kazanırsa kazansın, hep yarım kalırdı. Onu henüz kazanamadan kaybetmiş olduğu bir günün akşamında İz’e söylediği gibi, bir kez daha “yarım kalmak”. 

Ömer’in “bir şeyler” bildiğini düşünmeye devam etmek istiyorum hala, ve fakat... Çünkü bu akşamki bazı Ömer’lerin kefaretini ancak bu varsayım ödeyebilir.  Sadece “doğruculuk yapmak” hatrınaymışçasına keskin bilediği doğruculuk kılıcını; köşeleri sivri Ömer’in takınacağı ama aşkın köşelerini yumuşattığı Ömer’in dağılan bir yuva karşısında artık kolay kolay takınamayacağı o buz kestiren serin kanlılığını; belki de her şeyden çok, hem içten içe hem de alenen bildiği, gözyaşları içinde Defne’den işittiği “bildiğin her şeyi tepetaklak edecek o sırrı” hiç biliyormuş gibi davranışını. Bir şeyleri biliyor, ve ona göre oynuyor ol ki Ömer, seni bunlar konusunda önce anlayayım, sonra affedeyim, şu an garipseyip kızsam da. 


Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 47
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER