Hayat Şarkısı: Hayallerim paramparça...
"Bir sen eksiktin Filiz, hoş geldin!" bakışı atayım bari. 
Bir tepsi kek yapsan, aksilik bu ya başına bir şey gelse, emeklerin çöpe gitse üzülürsün. Yıllarca emek verdiğin, gece gündüz çalıştığın işini daha iki gün önce karşına çıkan bir kadın yüzünden kaybediyorsun. Yıkılmaz mısın? Yıkılırsın. İsyan etmez misin? Edersin.

Hülya, oyunlarına bir yenisini daha ekledi. Ama bu seferki çok ağırdı be Hülya! İçim sızladı Kerim sendeledikçe, kıvrandıkça. Adamın tek istediği hayallerini yaşamak. Belki bencil, belki umursamaz ama iyi bir insan Kerim. Tüm yaşamını alt üst eden bir oyunu kabullenip eve gelip oğluyla oynayan bir adam. Elbette Filiz o bebeği tek başına yapmadı ama mesele bu değil. Bile isteye çocuk sahibi olan insanlar bile bebeklerinin yüzüne bakmazken, Kerim’in Mehmet'e bakarken gülen gözlerini görmezden gelemem. Kerim’e kötü bir adam diyemem.

Kerim’in derdi, tasası kendi ayakları üzerinde durabilmek; kendi hayallerini yaşayabilmek. Oysa şimdi hayalleri paramparça oldu, emekleri tuzla buz. Halbuki sarılacak bir bedene, ağlayacak bir omuza ihtiyaç duyuyormuş Kerim. Yalnızmış, kırılganmış, güçsüzmüş. Kendine bir kabuk edinmiş, zırh gibi. Ondanmış tüm üstten bakmaları, bencillikleri. Kerim, anlaşılmaya ihtiyaç duyarmış.

Güle güle "Kerim-Ev" Ne güzel bir mekanımızdın sen.

Kerim karakteri açıldıkça Birkan Sokullu’yu izlemeye de doyum olmayacak. 3 bölümdür o anı bekliyordum, bu bölüm sinyallerini aldım, bundan sonra tutmayın Birkan Sokullu’yu. Kendisini pek seviyoruz. Bir de zaten adam şoktan şoka giriyor, bari müsaade edin de birini atlatsın, diğerine öyle yakalansın. Çok ağlattın beni Kerim’cim, gel karşılıklı ağlaşalım.

İşin garip yanı, Kerim’e ağlarken Hülya’ya kızdım ama an geldi Hülya’ya da ağladım. Hülya’nın geçmişiyle bugününü böylesine naif bir şekilde kurgulamak, çocukluğunu ince ince yaşatmak Hülya’yı kollarından sarsmak değil yaralarından öpmek isteği doğuruyor. Ne kadar kızsam da kıyamıyorum, kıyamayacağım da.

Kerim’in Hülya’ya yandan yandan bakışları, hafiften kıskanmaları falan tatlıydı. Gün gelecek birbirlerine çok aşık olacaklar, bunu biliyoruz ama o yavaş yavaş verilen sinyalleri sevdim. 

Hayat Şarkısı’nın en sevdiğim yanlarından biri gri olma hali. Kimse kötü değil, herkes yaralı. Bu yaralar kiminin kalbini karartmazken, kimininkini hırslarla bürüyor; kimi kendine duvarlar örerken, kimi kendinden vazgeçiyor. Aynı anne-babadan olan kardeşler aynı durumlara karşı farklı reaksiyonlar gösteriyor. Bu açıdan Hülya-Melek, Kerim-Hüseyin kardeşliklerini de çok önemli buluyorum. Burada yani hikayemizde kardeşlik de devreye giriyor; kardeşini korumak, kardeşini sakınmak, kardeşini kendinden çok düşünmek.

Benimle bi' çay içer misin tatlı kıs? 

Melek ve Hüseyin’den söz açılmışken, Hüseyin’cim o bebek Melek’in olmayabilir ama bu senin sevinme nedenin olamaz. Sonuçta sen de bir babasın ve bir hayat kurulacaksa biriniz anne, biriniz baba iken de kurulabilir. Ama önce parmağından o yüzüğün çıkması lazım. O yüzüğün bu kadar vurgulanmasının sebebi, bir yandan da yüzüğün atılacağı sahnenin önemi. O yüzük Hüseyin’in parmağından çıktığında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hüseyin zincirlerinden sıyrılacak, özgürlüğe kanat çırpacak. Ayrıca Melek’cim, kendini dizginlemeye çalışsan da kalbine bir kıvılcım düştüğünde istemsizce gülümsüyorsun her şeye. Hayatta her şey olabiliyor yani, öyle işte. 

Bir kadının kocası tarafından bir başka kadın yüzünden terk edilmesi destekleyeceğim bir şey değil. Ama bir dizi izliyoruz ve böyle ihtimaller olmasa oturup dizimizi izlemeye devam etmezdik. Eğri oturup doğru konuşalım, sıradan hayatları izlemek ister miyiz? Cevher ailesinin akşam yemeğinde kaç çeşitle karnını doyurduğunu, Bayram Bey’in kahvesinin ne kadar köpüklü olduğunu görmek için Hayat Şarkısı izlemiyoruz. Karşımızda bir drama var, o yüzden Zeynep'in aldatılmasını da Zeynep'le Hüseyin’in ayrılığını da göreceğiz elbet.

Hoş, Zeynep’in aldatılmasını görmesek Süheyla Hanım’ınkinin tam içindeyiz. Açıkçası Bade’nin annesinin mevzusunun uzadığını, bir şekilde bitirilmesi gerektiğini düşünmeye başlamıştım ki konu Süheyla Hanım tarafından halının altına süpürüldü. Bakın kapatıldı demiyorum, o mevzu kapanmaz. Daha Bayram Bey gelecek, Bade ağlayacak, Süheyla Hanım bavullarını toparlayacak falan ohooo mevzu büyük.

Fakat o halının altına süpürülme kısmını pek sevemedim. Aslında sahne güzeldi ama bana bölümün içinde eğreti geldi. Elbette ki Cem Karcı’nın hastasıyız, vardır bir bildiği ama o sahne öyle olmasa daha memnun olurdum. Şimdi gözler Bayram Bey’de, bakalım tepkisi nasıl olacak?



Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER